Friday, July 29, 2011

for your information

I HATE COUPLES, I HATE WEDDINGS, I HATE BABIES AND I SWEAR TO GOD IF I SEE ONE MORE PHOTO, FACEBOOK ALBUM OR WEDDING INVITATION I AM GOING TO PUKE !

Thursday, July 21, 2011

Saturday, July 16, 2011

öpüyorum



Boynumdaki kırışıklıklar yaşımı ele veriyor.
Alnımdaki çizgiler elimi cebime sokuyor.
Kulağımdaki kıllar gününü gün ediyor.
Yine de hayat yaşamaya değer,
Yaşamak hayata değdirir...
Yalnızlık Allah'a mahçuptur...
Orda bir köy var uzakta
Burda bir köy var yakında
Dolapta makarna var ısıtıp yersin,
Masada ayran var sırıtıp içersin.
Tavuk, balık, kelle
Bunlar yenir elle
Bir gün belki ben de
Kavuşurum senle...
Kendine çok iyi bakıyosun,
Öpüyosun

Yiğit Özgür

Wednesday, July 13, 2011

Fringe 3 sezon tekmili birden

-kendinden spoilerlı-

Fringe, "ne izlesem yaa, güzel bişi izlesem ama ne" kararsızlıklarımda Ceren'in önerdiği bir diziydi. Normalde sevdiğim diziyi 1 günde 1 sezon eritirim acımam. Hele de heyecanlıysa (ki genelde öyledir) bırakamam. Ama açık konuşalım Fringe için bu böyle olmadı. Bir bölüm dolu geldiyse iki bölüm boştu. Sorun çözme metodları ilginçlikten komikliğe doğru yol almıştı, kafasına iki tel bağlayıp 3 tane asprin yutan öbür boyuıtlara geçiyordu daha niceleri. Ama beğendiğim, bir sonraki bölümü de izleyeyim öyle bırakayım (ki uzun dizi izlemekten de hoşlanmıyorum pek, ona rağmen) dediğim de çok oldu. Amerikan korku klişeleri, haunted houselardan yer altında gezinen yaratıklara, bana göre oldukça basit ve sıkıcı kaçtı.
Senaryoyu toparlayamadılar, bi takım olaylar çıkartıp, bi yerlere zarf atıp vazgeçtiler felan, bunları anlamadım da sanmayın . ( İlk bölümlerde Peter'ın yanına bi kız geliyodu, kötü adamlar peşindeydi felan, sonra nooldysa oldu unutuldu, boşver yeeaa gerçek adamlardansa observer yapalım daha eğlenceli dendi)
Yine de karakterleri ile ayrı ayrı sevdirip kendine bağlayan, iki saydırıp bir vuran bölümleriyle bir şekilde dikkat çeken, farklı jenerikleriyle gönlümü fetheden bir dizi oldu.
Ve fakat bugün itibariyle izlediğim son bölümünden sonra, yine bir şey anlamadım. Peter nasıl hiç olmadı o_O Adamın çocuğu var ya, nası olucak ?Artık bir sonraki sezonda hep beraber göreceğiz nasıl olacağını.

Tuesday, July 12, 2011

döndüm döndüm

şimdi ben sana şöyle anlatıyim blogcum;
sabah paşa gönlün ne zaman isterse o zaman uyanıyorsun
kendine bol domatesli salatalıklı ve zeytinyağlı (tabi bunların ve buradaki tüm sebze ve meyvelerin tadlarını sana anlatmam mümkün değil!) bir kahvaltı hazırlıyorsun
üstüne bir şort ve en salaşından askılı bol bişiler geçiriyorsun
parmak arası terliklerini giyiyorsun
cebine de lazım olur diye bozuk para atıyorsun
taş sokaklarda taş evlerin aralarından yürüyüp kedi seviyorsun
bir yerde oturup miskin miskin limonata içiyorsun
gece gündün fark etmez, yollar, sokaklar, ıssız sahiller, her yer senin
hayat böyle geçiyor
bak dikkatini çekerim
korna sesi yok
trafik yok
bunaltıcı bi sıcak yok
kalabalık yok
onun yerine tertemiz bi deniz var
yüzmek yüzzmek yüzmek var
mis gibi bir hava ve hafif bir esinti var
yasemin kokuları begonviller çin gülleri var
küçük serçeler var
geceleri gökyüzünde yıldızlar var
sonra buraya geliyorsun...
burada sadece sorunlar var
sıkıntılar var
işsizlik var
Mustafanın Edirneye gitmesi
bunaltıcı ağır ve kirli bir hava
moral bozmıycaz diyorsun, duyduğun iki satırın etkisiyle evrene yalvarmaya başlıyorsun, hadi şöyle olsun böyle olsun.
evren seni pek tınlamıyor, bunu da açık açık gösteriyor
evrene karşı yumuşak başlılığın işe yaramadığını görüyorum böylece
ver ulan istediğimi ! şeklinde emirlere yönelimim başladı.
(evet evrene sinirlenip "move your ass bitch!" diye çemkirdim, artık başıma ne işler gelir bilemem)

ah hayat!
çok güzel yerlerde çok farklı şekillerde yaşandın
ama burda yaşanmıyorsun, onu bil de