Thursday, March 31, 2016

tramvatik

the last goat telling you its traumatic childhood called fairytale:



annem babam sürekli şey derlerdi, işte, sena 3 yaşında çatal bıçak kullanırdı. evet doğru bu. zaten super zarif bir annenin ve büyük bir ailenin ilk kızıyım. düşün. prenses gibi yetiştirilmek diye birşey varsa, ben öyle yetiştim sanırım. kibar, düşünceli, zarif.. sokakta oynamama izin verilmezdi çocukken. küfür duymamıştım hayatımda. hatta, küfür ediliyor diye inek şaban filmleri izleyemedim hiç. hep muhabbetlerde bir adım geride kaldım T-T böyle olunca benim de hayal gücüm gelişti sanırım. evde kendi kendime, doğup büyüdükten sonra kardeşimle, hele gelirlerse kuzenlerimle oyunlar icad edip oynadık. okuma yazmayı erkenden, kendi kendime ve sanırım red kite aşık olduğum için söktüm. 10lu yaşlardayken artık ben inmiyordum dışarıya. kitap okuyordum hem de hiç okumamam gereken kitapları. hepsi büyükler için yazılmış, kesinlikle küçük ve taze beynimin uzak durması gereken kitapları.. sonuç olarak sokakta bağırıp koşturan "çocuklar" her ne kadar aynı yaşta olsak da, bana hep biraz banal gelirdi. onlu yaşlarım yaşıtlarıma gözlerimi devirip püfflemekle geçti. hepsi ne kadar da çocuktu ve ben ne kadar da çabuk olgunlaşmıştım. hiçbirşeyi düşünemiyorlardı, ve bazen onları, maymunları inceleyen bir bilimadamı gibi incelerdim. davranışlarını gözlemlerdim ve anneme anlatırdım. herhalde kadıncağız pek üzülüyordu bu hallerime ama beni daha yaşıma uygun davranmaya teşvik etmekten başka birşey gelmiyordu elinden. (bu arada aklıma birşey geldi, gene 10lu yaşlarda, şimdi şizofren belirtisi olduğunu öğrendiğim bir sürü şey yaşadım. en belirginleri ise, sürekli olarak gerçekte mi yoksa rüyada mı olduğumu karıştırmamdı. hatırladığım bir olayı gerçektende yaşadığımı mı yoksa rüyamda mı gördüğümü bilemiyordum. herşey sisli gibiydi, sanki bir rüyada yaşıyordum, uyurgezer gibi odaların arasında dolaşıyordum. bunu da bazen anneme söylüyordum, onun da yine, elinden üzülmekten başka birşey gelmiyordu. annem hep birşeylere üzülür. anyway) 

zaman geçtikçe, okuduklarım, izlediklerim, düşündüklerim katlanarak, bazen başa çıkamayacağım kadar büyüdü.  
 

Sunday, March 06, 2016

spotlight

Spotlight'ın Oscar almasına şaşıran insanları anlıyorum çünkü onlar Titanic gibi filmlerin izleyicileri. Bense Spotlight'a bayıldım. Sömürüye girmeden, ucuzlaşmadan, gereksiz macera sahnelerine yer vermeden (ve evet, muhtemelen basınla ilgili bir film olduğu için de) sessiz sakin akıp yılın filmi seçilmesine hiç şaşırmadım, çok da sevindim.

Sunday, February 28, 2016

doğru oda

sanırım bazı iş yerlerinde şöyle bir görünmez kural var: burada hiçbir başarı cezasız kalmaz.
örneğin çalıştığım yerde ingilizce bildiğim için en zorlu müşterilerle ben çalışırım, o raporların, analizlerin, maillerin hep ingilizce hazırlanması gerekir ben hazırlarım, o görüşmeye yalnızca benim gitmem gerekir ben giderim, geç saatlere kadar ücretsiz mesailere kalırım ve sonuç olarak ne elde ederim biliyor musun blog? hiçbir şey !
bir keresinde 4 kişi bir toplantıya katılmıştık ve ben de kendim için not tutmuştum, toplantı sonunda benden başka kimsenin not tutmadığı ortaya çıktı ve bil bakalım ne oldu. bundan sonra en iyisi notları sen tutup herkese geç dediler...
artı olması gereken özelliklerim yüzünden enayi yerine konulduğumu hissediyorum resmen. oturduğu yerden beni kıskandığını açık açık yüzüme söyleyenler de cabası...
belki kurumsal ve global şirketlerde işler biraz daha farklıdır, iyi özelliklerinden dolayı maaşında bir iyileştirme, pozisyonunda yükselme ya da en azından takdir görme gibi birşeyler yaşanıyordur.
şöyle bir söz okumuştum; "eğer bir odadaki en akıllı kişi sizseniz muhtemelen yanlış odadasınızdır"
doğru odaya geçip uzun ve güzel bir süreyi o odada geçirmek istiyorum

Monday, November 09, 2015

this gurl is reading


New Year Resolutions hiç benim olayım değil. Uzun zamandır, sırf yeni bir yıla girdik diye harkulade şeyler olacak beklentisine girmiyorum. Zaman gelip geçiyor işte... 
Bu yüzden de uzun süredir hiç yeni yıl kararları  almamıştım. Bu, birazcık böyle gaza getiren fikirlerin ışığının yeni yılın ilk ayını çıkaramayacağına inanmam, birazcık da kendine söz geçiremeyen iradesiz ve basiretsiz biri olmamdan kaynaklanıyordu. 
Fakat 2015'e girerken bir karar aldım. Kimden etkilendim nerden aklıma düştü hatırlamıyorum ama bu yıl kendime bir Reading Challenge koydum. Önüme koyduğum bu yıllık hedef bir yılda 24 kitap okumayı içeriyordu. Yani 2 haftada bir kitap bitirirsem herşey yolunda gidecekti. Elbette yıl içinde yoğun çalıştığım dönemlerde bu süre ayda 1 kitap bitirmeye kadar geriledi ama hey! Bir süre tatile gittim ve okuma hızım oldukça yükseldi ve en sonunda geçtiğimiz günlerde bitirdiğim bir kitapla (How To Be Good - Nick Hornby) bu yılki reading challenge'ımı tamamlamış bulunuyorum!! Yaay! Üstelik yılın bitmesine daha 1 aydan fazla zaman var ^___^
Okuduğum kitapların hepsi iyi seçimler değildi şüphesiz. Bazılarını pek beğenmemiştim (The Long Earth) bazıları ise o kadar kötüydü ki bitirememiştim (Tanrılar Okulu, Su) yine de çoğu kitap beni mutlu etti (Ölümsüz Aile, Mango Sokağındaki Ev), bazılarını hayran hayran okudum ve müthiş şeyler öğrendim (Incognito, Freakonomics, The Art of Loving, The Universe Within, Dolaylı Hayvan, Publicity and Public Relations), bazı kitapları okurken boğazımda birşeyler düğümlendi (Kuyucaklı Yusuf, Abim Deniz, Atanamayanlar)  bazıları ile derin düşüncelere daldım (The Story of B, PSY Q, Çoluk Çocuk, Şeyler, O Adam Babamdı, Kağıt Ev) bazılarıyla da neredeyse kahkahalar attım (Where'd You Go Bernadette, Don't Worry It Gets Worse, Bakele, How to Be Good

Okuduğum kitapların listesine şuradan ulaşabilirsiniz;

Bu challenge beni cesaretlendirir mi, 2016'ya yeni bir meydan okuma ile başlar mıyım.. Göreceğiz :)