Monday, November 09, 2009

Die Berliner Mauer ya da The World Is Too Small For Walls

Malumunuz Almanya'da Berlin Duvarının yıkılışının 20. yılı kutlandı. Fakat Almanlar, özellikle de Batı Almanyada yaşayanlar bu durumdan pek de hoşnut değiller. Yapılan araştırmalar her 7 Almandan 1'inin Duvarı özlediğini gösteriyor. Nedeni ise büyük ölçüde ekonomik. Duvar yıkıldıktan sonra batının doğudan gelen her Alman'a 100 Mark vermesiyle başlamış bu "doğuyu kalkındırma" süreci 2009 yılında toplam 1.2 trilyon Euro'yu bulmuş.
Üzerine zamanla dikenli teller, mayınlar döşenen, askerlerin önünde nöbet tuttukları duvar yine de tam anlamıyla amacına ulaşamamış. Resmi kayıtlara göre duvarı aşan kişi sayısı 5000. Tünel kazmak, üstünden atlamak ya da balonla üzerinden uçmak gibi çeşitli yöntemler kullanmışlar.

Sunday, November 08, 2009

all that i know is i am breathing

Gecerleri Tarkan çalıyor, çığlık atıyoruz. Gündüzleri makaleler oluyor, sıkılsak da okuyoruz. Geceleri Kenan Doğulu çalıyor, zıplıyoruz. Gündüzleri ders oluyor, eğleniyoruz. Geceleri soğuk oluyor üşüyoruz. Gündüzleri boş oluyor, yalnız kalıyoruz. Gecerleri parti oluyor, içiyoruz. Gündüzleri başımız ağrıyor, uyuyoruz.

Yeşil fırça uçlu stabilom kayboldu!! Her yere baktım, bütün çantalarımı boşalttım (zaten topu topu 3 çantam var) Mavi fırça uçlu stabilom da bitti. Sadece kırmızı, gri ve siyah kaldı. Kendimi çok yalnız ve renksiz hissediyorum. Bu gün bunu çizdim.

Param hala yatmadı. Kiramı ödeyemedim. Her hafta bir sonraki hafta yatıracaklarını söyleyip 1 ayı bu şekilde geçirmiş olmaları canımı sıkıyor. Hala ailemden para istemek canımı sıkıyor.

Posta kutunuzda küçük kağıtlara yazılmış iltifatlar bulmanız sizce de çok şirin değil mi?

Şimdi erkek kıza diyor ki bu problemi bu yoldan giderek çözemezsin, matematikten anlamıyorsan bari bırak yardım edeyim. Kız inatçı. Anlamıyorum da yardım da etmeyeceksin. Erkek diyor ki, bu problemin çözüm yolundan uzaklaşıyorsun, sana çözümünü göstereyim, işte yapman gereken işlemler bunlar. Kız o sırada dalmış camdan dışarıyı seyrediyor. Erkek dikkatini topla diyor. Kız ben bu problemi çözmekle zerre kadar ilgilenmiyorum aslında diyor. Sen olmasan bu problemi asla çözmeye çalışmayacaktım da, çözümü de umrumda değil! Erkek tamam diyor, ben olmıyim, problemi çözme. Ama bu problemin orda olduğu gerçeğini değiştirmeyecek.
Problem çözmek herkesin en sevdiği aktivite değil, erkek bu hikayede bunu anlıyor. Kız problemin üzerini kağıtlarla kapatıp masadan kalkıyor. Giderken erkeğe sen de kalk masadan diye sesleniyor. Problem kağıtların altında masanın üstünde durmaya devam ediyor.

Thursday, October 29, 2009

Hürriyet Gazetesi

Bugün görsel iletişim dersinde oldukça ilginç bir şey denedik.
Hürriyet gazetesinin internet sayfasını açtım ve karşımıza çıkan sayfayı görsel yönleriyle inceledik.
Sınıfta kimse Türkçe bilmediğinden sadece fotoğraflara bakarak haberler hakkında yorum yapmaya çalıştılar. Önce fotoğrafları incelediler, ardından haberin ne olduğunu tahmin etmeye çalıştılar. Hepsi yorumlarını bitirdiklerinde onlara haberlerin gerçekte ne olduğunu söyledim.
Sayfanın düzenlenişi, genel itibariyle Bild gazetesini çağrıştırdı hepsine. Çok fazla fotoğraf ve çok az yazı olmasına şaşırdılar. Alman gazetelerinde genelde küçük puntolarla sütunlarca yazı olur. Denk gelirseniz bir gün bakın aradaki farkı rahatça görebilirsiniz. İnternet sitesinde bu kadar olmuyor tabii yine de Hürriyet gazetesinin çok daha fazla görsel anlatım üzerine kurulu olduğuna karar verdiler. Bu kadar çok reklam olmasına da şaşırdılar ve dikkatlerinin dağıldığını söylediler.

İlk inceledikleri haber sürmanşetten verilmiş bir haber fotoğrafıydı . Fotoğrafta gayet steril bir laboratuarda maske ve önlüğüyle çalışan bir bilim adamı görülüyordu. Önünde bir mikroskop vardı. Öğrenciler bunun domuz gribiyle ilgili yeni bir gelişme haberi olduğunda karar kıldılar. Bir kaçı formül kelimesinin ne olduğunu tahmin etti böylece yeni bir aşı formülü bulunduğunu düşündüğünü söyledi.
Haberin başlığı: " Ölümsüzlüğün Formülü Bulundu"

Daha sonra yandaki sürmanşet haberine yöneldiler. Haberin fotoğrafında sadece bir adamın yüzü vardı. Angeles adlı antrenörü tanıyan bir İspanyol çıktı ve böylece bunun bir spor haberi olduğunu anladılar. Fakat hangi takımla ilgili olduğunu, nasıl bir gelişme yaşandığını anlayamadılar, bunu yazıyı okuyarak bilebileceklerini söylediler.
Haberin başlığı: "Angeles'e dev talip"

Diğer ve son sürmanşet haberine baktılar. Bir sürü takım elbiseli adam içerisinden ikisi kadraja alınmıştı, yanyana yürüyorlardı ve yüzlerinde oldukça sıkıntılı bir ifade vardı. Adamların politikacı olduklarını ve bir konuda çatışma yaşadıklarını düşündüler.
Haberin başlığı: "Bakanlar Asansörde Kaldı"

Ardından manşet haberine geçtiler. Bir askerle bir sivil el sıkışıyordu. Kamera dik açıyla ve asıl askeri gösteriyordu, sivilin ise neredeyse kameraya arkası dönüktü. Askerin daha "havalı" ya da "özgüvenli" durduğunu söyleyenler oldu.
Haberin Başlığı: "Bu da DTP'nin Cumhuriye Açılımı"

Son olarak çok güzel bir kadının portre fotoğrafıyla sunulan bir habere baktılar. Kadının üzerinde hiçbir kıyafet görünmüyordu (tabii ki birşeyler giydiğini tahmin edebiliyorlardı) ve son derece batılı bir görünümü vardı. bunun bir manken olduğunu, onunla ilgili bir haber olduğunu tahmin ettiklerini söylediler.
Haberin Başlığı: "Defne Samyeli'nin Çığlığı"

i love my job

Sunday, October 25, 2009

wrinkles that i don't have

Geçen gün bir parfümeriye girdik, gerçekten şahane bir dükkandı, ışıl ışıl, yumuşak koltuklar, emrine amade çalışanlar... içinde kendimi prensesler gibi hissettim, biraz diğer kokularla takıldıktan sonra kürkçü dükkanıma geri döndüm. İlk başta amacım sadece fiyatlarına şöyle bir göz atmaktı. Sonra bir baktım Burberry Classic'lerin yanında duş jeli. Bunu Türkiyede görmemiştim. 200 ml 9 euro. Biraz düşündükten sonra, arkadaşlarım da duş jelinin çok kalıcı olduğu konusunda beni ikna edince hemen kasada aldım soluğu.

Kasadaki kadın, gayet şık giyimli, 40larında birşey olmalı. Bana iki saniyelik bir bakış fırlattıktan sonra çantanın içine küçük bir eşantiyon attı. O esnada ne olduğunu görmedim ama küçük bir parfüm olsun nooğğluuur düşüncesiyle dükkandan çıktım.
O gerizekalı kadın, artık gözleri kaç numara bilmiyorum ama, bana baktığında kırış buruş birşey gördü herhalde. Çantaya Dior'un göz kırışıklık kremini koymuş!!!!!
Yemin ediyorum gidip kafasına geçiricektim. Göz kırışıklığını önleyici bir krem de değil, wrinkle correction eye creme. Ya salağa bakar mısın, benim gözlerimde kırışıklık mı var?? Daha da korkuncu, erken kırışıcak gibi mi görünüyorum? Buna nasıl iki saniye içinde karar verebilir? Bir insan bu kadar gaddar olabilir mi?
Tabii ki çok bozuldum, arkadaşlarım dikkat etmemiştir boşver felan dediler ama, bir insan eşantiyon olarak kırışıklık giderici krem koyar mı ya? El kremi koyar, vücut spreyi koyar, ne bileyim yani, bu koyulucak şey mi..
Neyse, ben de kadının gözlerinin bozuk olduğuna, kremi de kendi için zulaladığına, karıştırıp çantama attığına karar verdim. Ve tabii ki bu iğrenç kremi kullanmayacağım da, ama elimde kaldı işte, düşünüyorum, burada hiç yaşlı tanıdığım yok ki. Enstitü başkanı var o yaşlı bir kadın ama ona da tutup buyurun size kırışıklık kremi getirdim diyemem. Başka da hiç yaşlı tanıdığım yok, annesi felan olan varsa veriyim, sinirlerim bozuluyor valla.

Friday, October 23, 2009

bu kaçıncı darben hollywood sineması?

"bir erkek seni yeniden görmek istiyorsa, mutlaka görür. bir yolunu bulur ve seni görür."
he's not just that into you filminden

"sskdan belgeler gelmeden iş akdi sözleşmesi imzalanmıyormuş, noter öyle söyledi. o olmadan vize alamıyorum, onun için de en az 3 ay ssklı çalıştığını göstermen gerekiyormuş."
geçen geceki msn konuşmasından

Wednesday, October 21, 2009

istanbul days, like istanbul nights

oh i come from a land
from a faraway place
where the traffic is stuck and cars horn,
where they cut off your ear
if they don't like your face
it's barbaric, but hey-it's home!


*her şey o kadar farklı ki, güzel gibi de, bilemiyorum..

Wednesday, October 14, 2009

mutluluk- devrim arabaları

Burada geceleri, parti varmış ama kurda kuşa yem olmadan nasıl dönerim ki geri diye strese girmeden geçirmenin basit bir yolu var sanırım. Her akşam bir film izlemek...
Ben de daha önce izleyemediğim için üzüldüğüm iki film izledim. Spoiler içerebilir.



Mutluluk, kötü bir filmdi diyemem haşa. Görüntü yönetmeni gelir, beni bulur, hesap sorar, mahcup olurum. Şimdi ben tecavüzcünün amca olduğunu başından anladıydım zaten, kesin bu lavuk yaptı niye bu kadar önemsiyor ki kesin bu çıkıcak sonunda diye düşünüyordum.
Özgü Namal iyiydi, akses kızı olduğunda ve reklamlar baydığında gıcık oluyordum, ama şimdi Yeditepe İstanbul günlerine döndü neredeyse benim için.
Cemal'den hoşlanan oldu mu? Ay ne iyi kalpli çocuk, ne yağız delikanlı, anadolu erkeği işte canım diyenler var mı aranızda? Çünkü ben tiksindim Cemal'den. Yani gerçekten, nefret ettim. Babasının insanlık yolunda upgrade edilmiş hali gibi. Bir level atlamış o kadar. Hala evrimini tamamlayamamış. Onu iyi biri yapan şey nedir? İnsan öldüremiyor olması mı? Bravo müthiş bir özellik! Ayrıca askerdeyken gayet te insan öldürebilen biri olduğunu anlıyoruz. Meryem'i öldürmedi, öldüremedi, peki, ama dakka başı kaltak, kirlendi o, bıdıbıdı diyerek tokatlamasına ne diyeceğiz? İfrit oldum Cemal, kıl oldum sana.
Meryeemm, sen bu adamla da mutlu olamazsın, bu orangutan seni yarın öbür gün bakkaldan kıskanır, komşunun oğlundan kıskanır, 3 yaşında bir kardeşi olur, tutamaz kendini ondan kıskanır. Çekilmez bu adam benden söylemesi. Kaslı erkeklerden hoşlanıyorsan, kısa vadeli bir mutluluk olabilir ama bence bir daha düşün.
İrfan hoca, bir lafım da sana; hocam sen deli misin divane misin? İki kişiyi işe aldın teknene. Bir tanesi bildiğin manyak çıktı. Bağrına bastın. Tehditkar oldu, sineye çektin. En son seni tekmelediğini ve iple boğmaya çalıştığını hatırlıyorum, oturdun gene muhabbete devam. Nooluyo ya?
Son olarak Cemal askere yüksek lisanstan sonra mı gitmiş, doktoradan sonra mı? Zira 30'una çoktan gelmiş, diyorumm ve geçiyorum öbür filme.


Bu afişi de güzel di mi? Bu filmi izleyemediğim için cidden üzülüyordum. Evet adilik ettim internetten izledim ama dvdsi çıkmışsa dönüşte alıcam. Bana bir dokundu film, salya sümük, elimde havlu peçete öyle izledim. Nasıl gaza geldim, nasıl nasıl anlatamam. Okula gideyim hemen yarın olsun da, ben burda öyle bir başarılı olacağım kiiii, ülkem benimle gurur duyacak, hemen makalelerimi açıp okuyim, gece gündüz ders çalışıyim bunu istiyorum evet!..
Böyle birşeyler oldu bana. Mühendis olmak istiyorum. O derece etkiledi. Filmin tek falsosu Ankarasıydı. Hakikatten olmamıştı. Ama onu da görmedik inan, çalışmayacağını bile bile, gene de bir umutla izledim. Acayipti. Bu filmde de paşaya tilt oldum! Ya sen ne ayran gönüllü ne tırt bi yöneticisin. İlk okul çocukları bile senden daha sebatkardır. Adama bak yaa..O kadar durum raporu konmuş önüne, bakın bu araba işine girmemiz ekonomik yönden riskli diye. Hadi bunları dinlemedin. Milletin başına araba yapacaksınız işini sardın, bütçelerini ödeneklerini yakından takib etmedin, kesintilerden haberdar olmadın. Hadi bunu da geçtim basında çıkan yalan yanlış haberlere müdahelede bulunmadın. Arabanın benzini bitti diye küstün!! Öbür arabayla paşalar gibi gittin, onu da kaale almadın! Çocuk olsan yemin ediyorum iki tane çakmıştım suratına tööbe tööbeee. Sinir sahibi yaptın ulan beni!! Nasıl kıt bir adammışsın sen... Şımarık!!


Bu arada kalan tek araba hala çalışıyormuş, Eskişehirdeyken bilseydim görmeye giderdim.