Saturday, April 30, 2011

SUCKER PUNCH


Sucker Punch daha vizyona gelmeden, arkadaşlarımla genel konuşmalarımdan bir kesit;
-Sucker Punch gelicek ona gidelim!
-Yok yeeaa ben gelmem
-Fragmanını izletiyim?
-Ohaaa, ne zaman gidiyoruz?
*
Beklentilerimi sonuna kadar karşıladı. Müzikleri acayip güzeldi! Kızlar çok güzeldi. Kostümler çok güzeldi. Renkler çok güzeldi. Dövüş sahneleri çok güzeldi. Sonu da çok güzeldi. O son sözleri söyledi ya ---- fight--- ; ben o gazla yanımdaki arkadaşa daldım! Artık ne kadar gaza geldiğimi anlayın. Bu günlerde en görülesi film. 10 numero !

minimalist porn

Friday, April 29, 2011

micmacs a tire-larigot



Jean Pierre Jeunet deyince sizin için de akan sular duruyorsa, harika bir filmle daha karşı karşıyasınız.
Micmacs, babasını bir kurşunla kaybeden, kendi de kafasına bir kurşun yiyen, hayatını alt üst eden silah endüstrisine karşı nefretle dolu, ve fakat çöplükte, birbirinden uç tiplerle yaşayan bir adamın hikayesi. Çok karamsar mı oldu? Bu o kadar tatlı o kadar neşeli bir hikaye ki, iyilerin zeki taktiklerle kazandığını kötü adamların başlarına olmadık işler geldiğini görünce keyfinizden kikirdemeye başlıyorsunuz.
Benim feel good moviem; Jean Pierre Jeunet filmleridir.
İzledim, iyi hissettim ^x^


Wednesday, April 27, 2011

goodbye, earth


*
ülkenin durumu ve gündem hakkında konuşmak dahi istemiyorum.
*
iş çıkışında yolda gene inek gördük. bu sefer çöplüklerin içini yemek bulmak için karıştırıyorlardı. sen kırmızı palto giymişsin diye beni korkutmaya çalıştılar ama ineklerin gerçekten de yiyecek bulmaktan başka birşeyle ilgilendikleri yoktu.
*
çılgın projenin adını anmak dahi istemiyorum.
*
televizyon dizileri ve programları hakkında da söyleyecek bir şeyim yok artık.
*
yurt dışından kozmetik alımına getirilen sınırlama hakkında tek kelime etmeyeceğim.
*
ales ve yds şifreleri hakkında ağzımı açmasam en iyisi zaten.
*
şehitler hakkında da konuşmuyorum farkındaysan.
*
sadece bi yere gitmek istiyorum..

olacak şey var olmayacak şey var


bu ikisi de olmayacak ! hehehehe

Tuesday, April 26, 2011

water for elephants

Kitap uyarlaması bir film daha. Adı yanıltmasın, "bir fille bir çocuğun yürek burkan hikayesi"katiyyen değil. Sirklerde hayvanlara yapılan işkencelerin çok küçük bir kısmına şahit oluyorsunuz. O olayı da biraz kişiselliğe indirgemişler. Bu adam kötü, yoksa iyi biri olsa ohooo şahane mesajları vermişler. Benim beklentim, tabii ki daha az aşk, daha çok fil idi. (bu aslında hayatımla ve neden yalnız olduğumla ilgili pek çok şeyi anlatıyor blog. şüphesiz ki biz sizi cümlelerin üzerine düşünüp alt metinler çıkarasınız ve filleri insanlardan daha çok sevip merak eden kızları toplumdan dışlayasınız diye yarattık. hele de bitmek bilmeyen parantez içi saçmalamaları varsa)
Filmin Türkçeye çevrilmiş adı ise; "Aşkın Büyüsü". Yuh! Hala twilightın ekmeğini yeme çalışmaları. Kızlar gelir belki diye takla atmalar.
Oyunculuklara gelince, Reese Witherspoon dev çenesine rağmen kibarcık orta halli bir oyunculuk sergilemişti. İyi değildi ama kötü de değildi. Christoph Waltz ise muh-te-şem-di. Robert'e gelince, aslında sürekli ota boka sırıtması son derece sinir bozucuydu. Fakat sonradan bunun oynadığı orta sınıf yeni mezun çömez genç Amerikalı rolüne iyi gittiğini düşündüm.
--------------------------spoiler-------------------
filmin mutlu sonla biter gibi bitmesi, yani aşıkların kavuşması, gerçekten çok mutlu olmaları, filleri, köpekleri, atları ve beş çocuklarıyla kocaman bir evde mutlu bir hayat sürmeleri. ay sevindim. di mi. her hayat kötü gidicek, her şey bi yerden patlak vericek diye bir şey yok. iyi gitmiş. iyi yani. iyiydi. iyi olsun. iyi.

Saturday, April 23, 2011

tedbili olamayan mekanlar

odamın şeklini değiştirmek istiyorum.
meselaaaağ şöyle bi odam olsa


yaşadığım yeri de değiştirmek istiyorum
meselaaaa
şöyle bi yer olsa

ama tek yapabildiğim IKEA ya gidip saklama kutuları almak T-T

Wednesday, April 20, 2011

come rain or come shine

havalar kötü diye sitem etmeyi bıraktım. yazmalık/çizmelik/okumalık/çalışmalık havalar biraz daha uzun sürdü. hepsi bu. battaniyenin altına girilip film izlenecek bir kaç gün fazlamız var. yorgana sarılıp yatacağımız son haftalar. yağmur yağarken yapılan uzun yürüyüşler, varsa sevgiliyle, aynı şemsiyenin altında, el ele.. sıcacık bir fincan kahve ya da çay içmenin keyfini biraz daha çıkartalım. bütün kış giymediğiniz o kazağı çıkarın yerinden. giymek için bir şansınız daha oldu. sıcaktan bunalacağımız günler nasıl olsa yakında gelecek. kıymetini bilelim bu son yağmurlu ve serin günlerin. nasıl, artık o kadar da kötü değil di mi?

"erkeklerle daha iyi anlaşıyorum ben" kızları

Monday, April 18, 2011

süpriz sonlu

Sıkıldık sıkıldık derken, ne zamandır gitmek istediğim bir yere gittim. Turquazoo'ya! Daha önce gidenlerden hafta içi gitmemiz gerektiğini öğrenmiştik. Ne kalabalık ne de çocuk çoluk rahatsız etmeyecekti böylece. Cerenle bir gün kararlaştırdık, düştüm yollara. Tahminimden çok daha kısa sürede vardım. Çünkü raylı ulaşım sistemini kullanmıştım. Geçtiğim yerler ise beni hayrete düşürdü. İstanbulun pek bilmediğim yerlerinden geçtim. Tamam şunu biliyorum, metrobüsün durduğu her durak, o semtin en nezih yeri olmayabilir, hatta o semt bile olmayabilir :s ama dostlarım... Evler evler evler... Çirkin bir canavarın dişleri gibi, öylesine yer yüzüne serpiştirilmiş gibi, birbirinin üstünde, sonsuza uzanan evler. İnsanlar nerelerde yaşıyor demeyin. Bu evler yenilerinin yanında hiçbirşey. Her yere çılgınlar gibi siteler yapılıyor. Eskiden otobanların kenarındaki lanettayn yeşil alanlar artık yeni sitelerin, toplu konutların nezih semtleri. Burada boğaz-martı-simit aşıklarını ve İstanbul hayranlarını şöyle bi dışarı alalım: İstanbul Çok Çirkin! Çirkin!!! Hayatımda pek çok şehir gördüm. Ve İstanbul en çirkinlerinden biri. Yani aslında insan eliyle en çirkinleştirilmişlerinden biri. Vay arkadaş. Ben de kendi çapımda bir çılgın proje ürettim: Tası tarağı toplayıp def olup gitmek!
Neyse efendim bu düşünceler eşliğinde yol alırken Forum İstanbul metro durağına gelivermişiz bile. Turquazoo güzeldi, zaten hayvanların dünyasını her daim daha büyüleyici bulan bendeniz, resmen büyülendim. Tahminimden daha küçüktü felan ama olsun. Zaten dünya kadar yol gitmişim, başka bir şehire gitmiş gibi hissediyorum kendimi, girdik denizin dibinde geziyor gibiyiz, daha ne isterim ki. Bildiğin dışarı çıkmak istemedim blog. İnsanların dünyasına geri dönmek istemiyorum. Zaten insanların dünyasının ne kadar çirkin olduğunu az önce yaptığım metrobüs turuyla görmüşüm.
Ben köpekbalıklarına kocaman açılmış gözlerle bakarken Cereni klostrofobi bastı, nefes alamadı kızceyiz. Yine de bu duygusal gel gitler arasında aklımıza balıkları videoya almak geldi. İşte bu; benim Turquazoo videom. Fotoğraf makinesinin dandini video kaydetme özelliğiyle çektiğimiz için görüntü kalitesi berbat. Ama bütün gün kafamızda dönen soundtracki duyabileceksin en azından. Bu grup kimmiş, daha da duyayım dersen; onun için de buraya tıkla.
Bana bu büyülenmişlik zaten yeterdi bir de IKEA gezmeyelim mi? Bahanemiz de sarmısak ezicisi almak. Odamın şeklini değiştirmek istediğim şu günlerde bütün odalar, yataklar, ofis malzemeleri, perdeler, halılar, çalışma masaları, ışıklandırmalar, Ceren sayesinde de bütün plastik kutular, raflar, derleyici toplayıcı aparatlar, mutfak aletleri teek teeek ve hayranlıkla incelendi. Gelecekteki kendimize ait evle ilgili fantaziler kuruldu. Bu kadar hayalcilik bir gün için fazlaydı ve hayat beni realitesiyle çarpmak zorundaydı.
Hiç aklımda yokken pek niyetim de yokken Taksim'e geçildi. Önce kendime aldığım yeni lacivert eye linerımı, ardından "Burda Cinema var mı yaa?" derken pat diye karşıma çıkan parfümü, (ve bana aldırmayan şahsı T-T) kısaca analım.
Bir kahve içilip kalkılacak gece eski sevgilimi görmemle alt üst oldu. İnsanın eski sevgilisini unutamamasını anlarım. Eski sevgilisinden nefret etmesini de anlarım. Ama ne hissedeceğini bilememek çok garip değil mi? Hem özleyip hem de kesinlikle geri istememek duygularını aynı anda yaşadım. Tüm bunların üstüne yapılacak tek şey vardı; gidip sıcak şarap içip erkeklerin pislik olduğu konusunda atıp tuttuk.
Kedili teyze olma seçeneği hiç bu kadar cazip gelmemişti ki geceyi bitirdik.
Eve döndüğümde apartmanın girişinde bir kirpi gördüm. Korkmuş gibi büzüşmüş, çimenlerin dibinden minik minik yürüyordu. Gülümsedim ve onu fazla korkutmamak için kısa bir süre hayranlıkla izledim. Sonra eve girdim. Hayvanları kesinlikle seviyordum. Ve hayır, sarhoş değildim. Kirpiye dokunmaya kalkışmayacak kadar ayıktım en azından.
Şimdi önümde ödünç çizim tabletim, yanımda kağıtlarca eskiz, kafam karışık, soruyorum; ne zaman yaz gelicek lan??

Wednesday, April 13, 2011

of course



i really really really would like to go some place, but it is okay, of course..

Tuesday, April 12, 2011

Plaza ineği

Dün Maslaktaki ajanstan çıktığımızda, bütün o plazaların iş merkezlerinin arasında, Mashattan'ın dibinde, Alışveriş merkezinin önünde, trafik keşmekeşinin içinde, Metroya dakikalar kala, hiç istifini bozmadan arka arkaya yürüyen, 3 inek gördük. İnek.

Sunday, April 10, 2011

joy of destruction

JOY OF DESTRUCTION from Xaver Xylophon on Vimeo.

Doodle God


Bugün bir oyun tavsiye edicem sana. Temiz bi 3 saatin boş değilse hiç başlama. Adı; Doodle God. Arat, heryerden online oynarsın. Şahane bir oyun. Yaptığın şey Tanrıcılık oynamak. Çeşitli elementleri birleştirerek uyumlu elementlerden yeni şeyler yaratıyorsun. Bağımlılık yaratmasının yanı sıra, aralarda çıkan quotelar da cabası. Birleştirdiğin elementlerle ilerledikçe resmen beynin açılıyor.



Bruş Li de artık lisanslı ninca olan Zeynep'e gelsin. Hiyaaaaa

Wednesday, April 06, 2011

GATTACA

Andrew Niccol'un 1997 yapımı aşmış filmi dram,bilimkurgu, gerçekçi bir gelecek öngörüsü.
Zaten genetik diyince aklım gidiyor, bayıla bayıla izledim.
Tanrı'nın bozuk yarattığını biz nasıl düzeltebiliriz mealinden bir incil cümlesiyle başlıyor.
Doğa ana da aslında ona müdahele etmemizi istiyor elimizi korkak alıştırmayalım cümlesiyle devam ediyor.
Genlerimiz ve içgüdülerimiz karşısında çok aciz kalırız. Genetik özelliklerimiz ne kadar önemli ve değiştirilemez (bu anlamda kızlar kimden çocuk yapacağınızı iyi düşünün!) ve yaşam çizgimiz aslında bellidir (talihsizlikler, kazalar, beklenmedik olaylar, v.s. dışında) Ama öte yandan insanız ve human spirit nelere kadir. Bu ikisinin çarpışması gibiydi film. Şahane 10 numero filmdi. Jude Law'ın o sarmal merdivenlerden çıkma sahnesi de ömrümden ömür götürdü ayrıca.
-----
Şu 5 dakka önce öpüştüğü adamı daha iyi tanımak için dudaklarındaki kalıntılardan test yaptıran kız var ya. Gözüm açıldı yeminle. Evet, ilişkilerin seyri buna doğru yönelmeli. İyi gen arayışları başlamalı belki de. Bilim bizi aldatmaz. Yaptır testi, bak özelliklerine, uydu mu kafana. Hayırlı uğurlu olsun.

i can't fly but i can kick your ass



pek eğlenceli bir gençlik filmi daha. çizgiroman okumayı azıcık birazcık seven biri filmden o tadı alır, beğenir. o çizimler, o sahneler. ayrıca super hero klişeleri.
hadi çizgiromandan yakalayamadı sizi, o zaman da gece görüşünde counter strike misali adam avlamacadan saracak. kısaca hedef kitlesi için gayet iyi bir film.
ben de hit-girlü evlat edinme çabaları içindeyim.
-bazooka?
-bazooka?
-bazooka?