Thursday, October 28, 2010


Eski sevgilime ait olan bu kitabı masanın köşesinde uzunca bir süre süründürdüm. Sonra bi başladım sevgili okur, vapurda delirmiş gibi bunu okuyorum sürekli, hatta bi sefer en son inen kişi ben oldum bu yüzden. Bi gece kanalda çalışırken tuvalete gitmiştim, koridordan setlere kadar arkama bakamadım lan korkudan. o kadar etkilemiş, rüyama bile girdi. - - spoiler alert- -
Öncelikle kitaptaki isimler başlangıçta gözünüzü korkutuyor. Hiç korkmasın sonra sonra alışacaksınız. Kitaptaki vampirler, alıştığımız vampir profilini çizmiyor, benim bildiğim vampirler beyaz tenli, uzun boylu, zayıf, narin yapılı ve entelektüel (oha) tiplerdir, bunlar daha kaba saba, dış görünüşleri de kurtadam tiplemesine daha uygun. Üstelik et yiyorlar! Gerçi sonradan Yuda açıklıyor, ilk vampir olduğunda sadece kanını içersin, sonra yetmez et yemeye başlarsın sonra o da yetmez işkence etmeye başlarsın felan. Ama o açıklamaya kadarki kısım da hep küçük bir soru işareti bırakıyor. Zaten kitaptaki herşey bi soru işareti bıraktığı için.. neyse, bi gece rüyamda bütün ailece vampirmişiz, sürekli milleti öldürüp kanlarını emip kaçıyoruz felan, ben de bu kaçış daha ne kadar sürecek, nereye kadar kaçabiliriz diye isyanlardayım, ergen vampir misali. Neyse sonuç olarak beni tırstırdı, kafanızı çalıştırıyor da biraz. Başyapıt olmasa da güzel kitap.


Ulan vampirli kitaptan sonra bunu mu okudun püü, diyebilirsiniz, bilen bilir, bilmeyene de burdan söyliyim, Sevgili Salak Günükten sonra (ki kendisi dünyanın en eğlenceli kitaplarından biri) gidip Kaptan Düşükdon'u alıcam! Sevgili Salak Günlük Bunlar Hiç Olmamış Gibi Davranalım, Pantolonum Büyülendi, Hiçbirşey Yapma, Asla'dan sonra, Büyükler İnsan Olabilir mi?yi okudum en son. Seri henüz bitmiş değil, bildiğim kadarıyla Türkçeye çevrilmiş bir tane daha kitapları var. - - spoiler alert- - şaka lan şaka ne spoilerı,bu kitap gerçekten çok eğlenceli, çocuğuma,yeğenime alıyorum bahanesiyle bir tane alıp görün! "Burnunun altındaki kanatları büzüştürdü, diğer insanlarda sanırım buna dudak diyorlar" gibi cümleler diyorum size!

Son olarak da şimdi okuduğum kitaptan biraz bahsedeyim. Adamım Ezel Akay'ın yazdığı, Yargu. Hacivatla Karagöz Neden Öldürüldü filmine bayılmış biri olarak kitabın içeriği de dili de çok hoşuma gitti. Yine isimler korkutuyor. Ama tarihi dokusu ve dönem Türkçesi çok değişik ve güzel geldi. İnsan tarih hakkında birşeyler öğrendikçe dünyaya bakışı, algısı değişiyor ya. Ama lise 2 kıvamındaki ya da Hürrem Sultan erotizmindeki kitaplardan bahsetmiyorum tabii ki. Bu konuda Seda Sayanın özlü bir sözü var: Yeter ki sevgilim gerçekçi ol: Güç ve para, dünya eskiden de bunların etrafında dönüyordu. Bunu ve buna bağlı dengeleri anlayabilmek hoşuma gidiyor. 1000 yıl önceki insanların benden daha zeki olduklarını görmek de hoşuma gidiyor belki, bu yüzden Oniki de hoşuma gitti. Ortaokul çocuklarının da benden daha zeki ve komik olabileceğini görmek için Sevgili Salak Günlüğü okuyor olabilirim. Ben dışında olan bitene ilgiliyim demek ki. Kendimi ve çağımızı süper görmek istemiyorum. Her zaman, herkes bizden iyi olabilir. Bu garip tahlille de yazımı bitireyim. Bit.

gülçin için









Tuesday, October 26, 2010

hayat bilgisi

iyi bir hediyeyle affettiremeyeceğiniz çok az suç vardır.

onları da yapmamış olmanızı dilerim...

Wednesday, October 20, 2010

Kusura bakma Ceydacığım, durumu biliyorsun, dedi.
Yok abla ne kusuru, dedim.
Yani durumumuz olsa, dedi.
Yok abla, canın sağolsun ne demek, dedim.
Diğer kızlar için birer tane bulmuştu, ne olurdu bana da bi tane bulaydı. Ama olmadı, ona da hak vermek lazım tabii, başı kalabalık, eli sıkışık. Başka sefere artık.

Kapıyı kapatmadan göz göze geldik bir kez daha.
Bak darılmadın di mi, sana göre biri denk gelmedi, bir dahaki sefere söz, bak, en iyisini sana ayırıcam, dedi.
Yalan söylüyordu. Geçen sefer senin boyunda kalmadı dediydi ama Hülyanınkini gördüm, tam da benim boyumdaydı. Ondan önce gittiğimde sigara içenler geldi sana yaramaz dedi. Ben içmesin demiyorum, az içse de olur deyiverdim. Yok yok haftaya gelecek içmeyenleri diye gönderdi. Bi sefer gittim bunların hepsi yabancı dil konuşuyo, anlaşamazsınız, kültür farkı olur, ben özel müşteriye getirttim dedi. Başka bi sefer defolu bunlar işsiz güçsüz takım, süründürmesinler seni dedi. Dedi de dedi. Kim gittiyse koluna birini taktı da çıktı. Bir bana uygun biri gelmedi.
Bir sefer gittim, ama nasıl kötüyüm. Abla, dedim. Bak iyisine kötüsüne bakmıycam, bana da bi tane ver gideyim artık dedim. Çok sıkışık zamandayız dedi, elimde şu an zaten hiç yok inan bende bile yok, hepimiz yalnızız, sık dişini herkese gelecek bir tane, öyle söylediler ya kızım, senin için de gelecek bi tane, geldimi de hop, anında çağırıcam seni. Ablan seni unutur mu Ceydacığım, aklımdasın sen, dedi.
Vallahi artık ben de bilmiyorum. Ben formu doldurdum verdim.
Defolu istemem dediğim de oldu. İyi kötü bi tane olaydı dediğim de oldu. Formdakini aynen istediğim de oldu. Ama yok yok. Ne yapacaksın. Kadın da haklı tabii. Ne yapsın geleni gideni çok. Ama bana göre bir tane de olaydı iyiydi. Çok zor zamanlarım oldu, çok yalnız kaldım. Ama haftaya gelecekmiş yenileri. O zaman benim istediğim gibi, iyi kalpli, kumral, kedisevenler olucakmış. Hatta ben sana gamzelilerden bir tane ayırıcam dedi. Artık bakıcaz. Haftaya gelenlere bakıcaz. O da olmadı bir sonraki ay en yenileri gelicekmiş.
Bir tane olsa iyi olurdu da, bakıcaz artık.
Bakıcaz.

Monday, October 18, 2010

kuaför yolları göründü

bugün sabah uyandığımdan beri saçlarımı hiç ama hiç sevmiyorum! bi kere sağlıksızlar, tamam o boyadan. ama uçları bööyle dönmüş, kırılmış garip bişeyler olmuş. ayrıca benim niye o kadar çok beyazım var??!!! nedennnn????!!!!!
ne şekle girer, ne taranır, mısır püskülü gibi ama yumuşak da değil. hatta bir keresinde bir arkadaşım saçımla oynarken saçların barbi bebek saçı gibi demişti, 10 dakika sonra kuafördeydik. hehehe. evet böyle ani kararları da severim.
sarışın olmaktan bile sıkıldım sanki. bilmiyorum. birşey arıyorum kendimde değiştirecek.
hayatımdaki hiçbir şeyde olmadığı gibi kuaförümde de sabit kalamadım. artık kuaförlerden de bıktım sürekli eskisine bok atmalar felan. kozmetikten de bıktım. şimdi heyecanla cumartesiyi bekliyorum. kısacık kestiricem saçımı. oh. gelsin cumartesi, gitsin saçlar!

Sunday, October 17, 2010

dolapdere big bang mi big gang mi

geçen gün kanalda hepimize kağıt dağıttılar, eurovisionda kim çıksın istersiniz temalı küçük bir anket.
en popüler cevapları sıralıyorum: Tarık Mengüç/ Kibariye/ İbrahim Tatlıses/ Petek Dinçöz hatta telefonla ankete katılan bir arkadaş Kahtalı Mıçi dedi.
yok bunları bana acı diye yazmadım blog, benim tercihim de Dolapdere Big Gang oldu (ne var oğlum, şahane eğlendiriyolar allalllaaa) aman onun da adını yanlış yazmışım o da ayrı bi olay oldu, "yaaa bu dolapdere big bang mi big gang mi ne ayak bunları yazalım" dedik. tipeksler havada uçuşuyo. grubun doğru adını bilen yok. toplamda 4 ayrı yazılışı ile kağıtları geri verdik neyse onlar anlayıp bir sonuca varmışlardır.

bu haftasonu eski defterler, kağıtlar, notlardan oluşan 3 rafı temizleyecektim, kitaplarımı elden geçirecektim. ama olmadı tabii. neden bunları atmaya kıyamadığımı anneme anlatmam çok zor. yazılı tarihim onlar benim çünkü. misal dandik bir gramer kitabı, sadece gramer kitabı değil ki, aman ne notlar yazılmış köşelerde, telefon numaraları alınmış, bazı tarihler not edilmiş. üstelik dehşet dedikodu var. kim kiminle ne zaman çıkmış, kim dün akşam nerdeymiş hepsini yazılı olarak anlatmayı tercih eden arkadaşlarım olmuşsa bu benim hatam mı? bazıları o kadar özel şeyler ki burada bile yazamam yani şimdi o gramer kitabını ben kime, nasıl, ne yüzle vereyim? öğreneceği bir iki gramer bilgisi dışında hayatında görmeyeceği bir sürü insan hakkında o kadar özel bilgi alacak ki yabancı dil olmasa da yabancı hayatlar öğreneceği kesin.
Sonuç olarak verilecek kitapları eledim ama çer çöp dolu raflar olduğu gibi duruyor. bu performansımdan memnun olmadığım için bir de kışlıkları çıkardım. şimdi de hava açtı. en büyük hayalimi duymak ister misin blog, hem yazlıklarımı hem kışlıklarımı aynı anda alacak bir dolap! hayallerimin dolabında devasa hurçlara yer yok!


bi de bu elbiseyi istiyorum. bu kadar.

Thursday, October 14, 2010

Bir daha kimseye elf misin diye sormuyoruz.
Başımıza kalıyo valla.

Monday, October 11, 2010

10/10/10

bu yıl herkesin özel bir olayına denk getirmek için kendini paraladığı 10/10/10 tesadüfü; benim doğumgünümdü. ben de, tam olarak çıldırmasam da, özel birşey olur diye düşünüyordum. en azından manitasyonal durumlarda birşeyler olur diye, ama bu kadarını hakikatten hayal bile edemezdim.
*
bu yılki doğumgünümde annem beni aldı mevlüde götürdü. başımı kapattım oturdum yasin dinledim. ilahi söyledik, hatta bol bol evleneyim diye dua edildi. ağzımı açmadım. sağolun dedim, ne gelirse kabulüm. tavuk pilav yenildi. biraz kalabalık dağıldıktan sonra da pasta kestik bana. akrabalarla. oh. e heralde artık yaş oldu 27! neolacğıdı! ananla ev oturmaları artık. şaka lan şaka. o kadar da değil.
*
ne interneyşinıl kızmışım bu yıl bi daha anladım. dünyanın her köşesinden bir sürü arkadaşımla görüştüm, konuştum, iyi dileklerini aldım. bir kez daha anladım ki sevmek sevilmek için yakın olmaya gerek yok. kalpler hakikatten bir oluyor. yine de canlarım, hepsini çok özledim.
*
melüt olayında kaldın sen biliyorum şimdi. manita durumlarında bi ilerleme olur diye umuyorken, hepten ayrıldık ya, her çalan telefonu o diye açtım, her çalan telefon başkası, bir türlü istediğim kadar neşeli konuşamıyorum insanlarla, ben iyice dibe vurmıyim diye annem aldı yanında götürdü. yoksa ben kadıköye gidip yalnız başıma bir barda oturup içecektim. bir de ağlayacaktım. hatta merdivenlerde oturup; bugün benim doğumgünüm, hem sarhojum hem yastayıam diye şarkılar söyleyip hem mesaj yazıp hem ağlayacaktım. yok artık lebron james! ama kadıköyde yalnız yalnız gezicektim sanırım. neyse. artık hep yalnızım, yalnız yalnız gezerim nasıl olsa.
*
pasta almak için pastaneye girdim. (dünyanın en makul cümlesi) bi pasta seçtim,
adam: kutlama pastası mı? mum istiyo musun?
ben: eeöö, yani evet, mum koyun
adam: yazı yazalım mı?
ben: hmm, yok ya yazmayın
adam: doğumgünü mü?
ben: ya doğruyu söylemek gerekirse benim doğumgünüm, kendi kendime iyi ki doğdun sena yazdırmam çok saçma geldi
adam: hahaha senden başka pastanı alıcak çıkmadı mı?
b: hehehe çıkmadı
a: vay hainler, al bakalım o zaman bu sana doğumgünü hediyem
ooo, %70 kakolu metal kapaklı çikolata!
daha ne ister bir insan
*
facebookta sevgi dalgalanması yarattım istemeden de olsa. doğumgünümü kutlamak için bana mesaj atan bir sürü arkadaş bi nostalji yaşamaya başladılar, toplaşıp toplaşıp aramalar, toplu mailler, aynı yerlerde yaşayanlar buluşup içmeye gitmiş felan. varlığım bile nasıl güzel, insanları kaynaştırıcı görüyosun blog.
*
bugün kanalda o kadar çok işim var ki, beni garip garip sebeplerle sete felan göndermeye kalkışıyorlar. doğumgünü pastası almışlar, kutlama yaptık kendi çapımızda. büyük küçük herkes geldi, sevindim. ehe.
*
buraya şimdi bir sürü şey yazmıştım, hepsini siliyorum.
kendime güpgüzel, nepneşeli, bööyle harika ötesi süper düper über muhteşem bir yaş diliyorum.
hepiniz iyi olun, ben de iyi olmak istiyorum.
hepinizi, herkesi, herşeyi çok seviyorum
(vallahi birşey içmedim)

Monday, October 04, 2010

kara kuşak

karate öğrensem döveceğim kişiler listesi hazır, o derece yani