Tuesday, March 30, 2010

Kuşak Farkı

-Seni yenicem İstanbul
1950



-Senden bıktım İstanbul
2010
"Buradaki derdimiz yorgunluk değil sıkıntı, yalnızlık değil kalabalık, asker olmak değil hapis olmak."

Sir Ever Fever

Saturday, March 27, 2010

başıboş sonuboş içiboş haftasonu

Bu hafta sonu yapılacak hiçbir şey yok. var da yok. yapmıyorum. okunacak tek bir kitaba gitmiyor elim. hiçbir arkadaşımla görüşmeyeceğim. herhangi bir programım yok. canım bir şey çekmiyor. tek yaptığım ve yapacağım oyun oynamak olacak sanırsam. zaman katili olmanın en eğlenceli yoludur. tavsiye ederim.
Ben biraz eski oyunlara takılıyorum. Mr. Pacman, Volfied, Tetris gibi klasikler yanında kız giydirmece gibi postmodern oyunlara da dalarım. Hiç çekinmeden atari salonuna giderim. Dövüş oyunlarında ustaydım hatta bir aralar. Street Fighter, Tekken... Bir de araba yarışı vardır, o çimenlere girince yavaşlayan arabalarına kıl olduğum. Strateji oyunları oynamıyorum hiç. Ya benim oyun oynama amacım sadece eğlenceli vakit geçirmek, ya da çok salağım...



Geçen gün bir arkadaşım Play Station 3 almaktan bahsediyordu. Bağımlı olur işi gücü aksatırım diye korkuyorum diyordu. Benim gözler parladı tabii, al al, koca adamsın ne bağımlı olucan, herşeyin bir zamanı var, onu da oynarsın ne güzel, bir yere gitsen dünya para vericeksin en temizi evinde olsun, arada bizi de çağırırsın beraber oynarız, ehe mehe, diye gaz vermeye çalıştım. Bakalım etkili olucak mı. Benim evimde olsa var ya, yemek yemeyi unuturum. Ne gece uykusu kalır, ne işe giderim. Vallahi kötü olur. En temizi (benim için) bir arkadaş alsın da gidip onda oynayalım.


Evet, flash oyunları candır, diyerek bu güzide yazımı da bitirmek ve amaçsız geçen haftasonuma kaldığım yerden devam etmek istiyorum.
İş bu yazının hazırlanması, bir oyun yüklenme zamanı kadar sürmüştür.

Friday, March 26, 2010

Wednesday, March 24, 2010


-böyle bir tepki vereceğimi nereden bildin?
-çünkü sende kendimi gördüm

Saturday, March 13, 2010

New Look Gömleklerinin Hepsine Talibim





























The Lovely Bones

Şaşırdım... Çok şaşırdım...
Peter Jackson'ın yaptığı bir filmi beğenmedim. Adamımsın sen benim, Peter. Ama eğri oturup doğru konuşacağım; film baştan sonra eksiklerle doluydu.
---spoiler---
Evet güzel başladı, biz o başlarına kötü şeyler gelen ailelerden değildik, tamam, güzel. Peki sonra? Susie'nin ailesiyle irtibata geçeceğini, katilin yakalnmasına yardım edeceğini umarak izlemeye devam ediyorsun. Öyle bir şey olmuyor. Susie arafta takılıyor, katilin öldürdüğü diğer kızlarla cennete gitmesi çok ilginçti, bir dakka diyip ayrılıyo,noolucak acaba, aileye son veda mı, katiline giderayak bir korku yaşatmak mı... yok, ilk öpücüğünü de yaşasın da öyle gidiversin cennete, her genç kızın rüyası, o da yaşasın. Aile desek, doğru düzgün ağlama sahnesi görmedik lan. Anne kalktı evi terk etti, baba katili bulmayı saplantı haline getirdi ama sanki kızın ölümüyle bir alakası yok gibi katile odaklanmış. Kardeşler desen, ablanı öldürmüşler, aklını kaybeder çocuk korkudan, gayet rahat takılıyorlar, büyük annenin haberi bile yok sanırsam. Gerçi onun olduğu bölümler çok eğlenceliydi, ama filmle ne gibi bir bağlantısı olduğunu çözemedim, ya kötü montaj kurbanı olmuş, ya da ne bilemedim. Apayrı sahnelerdi onlar. Gerilim dozunu artırmak için en çok kullanılan ucuz yönteme başvurmansa beni derinden yaraladı Petercığım, uzattıkça uzatıp sonu gelmeyen sakız tadındaki sahneler artık kimseyi germiyor, bayıyor. Sonunda adam zaten yakalnmıyor, eceliyle ölüyor. Herkes o şekilde ölebilirdi, bi de gösteriyor bak boynu da kırıldı bak, bak bacağı da çıktı galiba, hadi içiniz soğusun ettiğini buldu şerefsiz, dercesine. Naaptın sen yahu. Gerek yok o zaman öldürme, 60 yaşına gelmiş zaten. Bir de sonunda kız neden olduğunu anlıyorum artık, herkes birleşti sevgi yumağı oldu, kardeşim evlendi, oh ne mutlu diye ayrılıyor. İyi de be güzelim sen ölmeden de gayet sevgi yumağıydınız, kimseyi yakınlaştırmadı ki senin ölümün. Babaya da helal olsun, iki tane fotoğrafı hatırladı, birden karar verdi katilin kim olduğuna, o sonuca nasıl vardı ben hala anlamadım. Filmdeki tek övgüye değer şey Saoirse Ronan'ın şirin performansı ve süper babannedir! Bir de kitapçıdaki LOTR afişi gözlerden kaçmadı.
---spoiler---
Kısacası pek bir anlamsız, pek bir sonuçsuz, pek bir bayık filmdi. Bunu saymıyorum Peter, bak kapadım gözümü. İzlemedim sayıcam bunu. Yeni bir filmle gönlümü alacağını biliyorum.

Thursday, March 11, 2010

Uzak İhtimal

Tertemiz, su gibi akıp giden bir film. Görüntü yönetmeni Refik Çakar. Rotterdamda da ödülü kapmış (söylemesi ayıptır, benim de festival esnasında orada bulunduğum Rotterdam) Öyle büyük dramlar, dınınııııı diye ayılıp bayılanlar, gaz müzikler yok, 3 insan, İstanbul, cami, kilise, eski kitaplar. Sadeliği afişinden de anlaşılan güzel bir film Uzak İhtimal.

Wednesday, March 10, 2010

Er Meydanına Değil, Street Fightera

Street Fighter'da Hakan isimli bir Türk Pehlivan, Hoyda bre demiyor, demosunu izleyin, tek olayı Turkish wrestling rules diye höykürüyor bir de vücuduna döktüğü yağ sayesinde milleti sıkıştırıp sıkıştırıp uzağa fırlatıyor.Anlamadığım konu, neden kırmızı??
http://www.ntvmsnbc.com/id/25067502/

o diil de biz daha küçükken yapsaydınız şu işi, atari salonlarına daha farklı heyecanlarla giderdik

Monday, March 08, 2010

korkumu kusmam gerek galiba

Daha dün konuşuyorduk bunu. Bütün dünya sallanıyor, acaba bu fay hatları birbirini tetikliyor mu diye. Depremden korkuyorum. Çok korkuyorum. Kaybettiğim yakınlarım var. Aklıma "orada kimse var mı?" bağırışmaları gelince, ben gerçekten çok kötü oluyorum...
Elazığ depreminden sonra yapmaktan hiç hoşlanmadığım birşeyi yaptım, akşam haberlerini izledim. Haber bültenleri suçluyu bulmuş: Kerpiç evler! Muhabir yıkılmış kerpiç evden bir parça alıp elinde ufalıyor, stüdyodaki de acıyan gözlerle yaaa yaa diye hak veriyor. Muhabir ekliyor, beton yapılarda hasar yok ama kerpiç evler... Kerpiç evde oturursan tabi ölürsün anacım. Kerpiç evde oturuyorsan öl hatta.(biz bu ülkede kerpiçten evlerde oturan birileri olduğunu görmek istemiyoruz ayrıca) Bir tek şey düşünebildim, hobi olsun diye kerpiç evlerde oturan insanlar var mı acaba? Çünkü bu depreme dayanıksız evlerde (kerpiç, beton, kulübe, vs.) oturdukları için ölen insanlar daha iyi bir evde oturamıyorlar. Maddi olarak ancak bunu karşılayabiliyorlar. Bu kadar basit. Ha o elindeki un ufak olmuş çamur parçasını kameraya gösteren arkadaş eğer evinin kapılarını depremzedelere açarsa ben de bu sözlerimin bir çıktısını alır oturur hepsini yerim. Ama uzak ya Elazığ, Türkiye=İstanbul denklemine uzak ya. 2 hafta verebiliyorum en fazla. O da bak, demedi deme, göt korkusundan. Acaba İstanbulla ilişkilendirilir mi diye. Kerpiçler yıkılsın. Fakirler ölsün. Biz şahane güvenli binalarımızda, son derece bilinçli ve güvendeyiz. Bence de.

Sunday, March 07, 2010

- Oldu yavrum, ben de öpüyorum. Hayırlı haberlerini bekliyoruz inşallah.