Tuesday, December 26, 2006

AĞIR ROMAN

şimdilik siliyorum, biraz düzenleyip ve geliştirip yeniden koyucam buraya..

let it snow! let it snow! let it snow!

camdan karı seyredip, eti puf yiyip, kahve içiyorum ve idda ediyorum, dünyanın en huzur dolu insanıyım..








listening: Frank Sniatra, Let It Snow

Monday, December 25, 2006

sena:aşk güzel birşeydir
ceren:evet
sena:ama ben artık 90 lık nine gibiyim
sena:unuttum bu işleri gençlere bıraktım
ceren:ben de
sena:sırt ağrılarımız olmadığı için şükretmeliyiz o zaman
ceren:evet
ceren:ve siyatik
ceren:ve kanser
sena:bir tek gael için
sena:gençleşebilirim
ceren:ve tüm hastalıklar
sena:evet evet tabii
sena:bir de gaelciğim olsa hiç bir itirazım olmaz ama.. eğer böyleyse bununla da yetinebilirim sena:hihihi
ceren:ben orlando için bile gençleşmem
sena:90 lık nineler olmak çok eğlenceli
sena:kedim olur benim
sena:senin de köpeğin
ceren:o zaman senle çooook eleniriz ya
ceren:ayy evet
ceren:köpüşşş
sena:ve deli olduğumuz iççin kimse bizi suçlayamaz
sena:ilginç şapkalar takabiliriz
sena:çalışmak zorunda kalmayız
sena:bütün gün kitap okuruz kikirderiz
sena:a ha
sena:göl kenarına felan gideriz
sena:yanımıza battaniye de alırız
ceren:eheheh
sena:arada genç çocukları bile keserz hihihihi
ceren:eveet
ceren:ama
ceren:o zaman dünya bole yeşil olur umarım
ceren:göl kenarları olur umarım
sena:olur olur meraklanma
sena:hem olmasa bile
sena:söylenme hakkımız olucak!
sena:heep bu gençler dünyayı böyle yaptı felan deriz
sena:saygı görürüz
sena:otobüslerde otururuz
ceren:eheheheh
sena:bağırıp çağırsak bile anlayışla karşılanırız
ceren:otobüse binmeyiz
sena:çiçeklerin arasına yatarız ohhh
ceren:torunlarımız olur
ceren:onnar bizi götürür getirir
ceren:ohh
sena:cereeen
sena:torun için çocuk lazım
sena:çocuk için se koca
sena:boşver torunu
ceren:ben onu düşündüm
sena:biz takılırız ööle
ceren:evlat edinces
ceren:olmas
ceren:çocuk olmalı
sena:evlat edinmeye vakit yok biz zaten yaşlandık
ceren:bizim gibi insanlar mutlu çocuklar yetiştirmeli
ceren: sena:90 lık nine olmadık mı
ceren:ha
ceren:olduk şimdi torun evlat edinelim
sena:yok ben istemem
sena:parklarda felan çocukları severiz
sena:ahhh
ceren:peki
sena:bütün gün bi ağacın altına uzanıp tembellik yapmak
sena:ne güzel
ceren:ben otobuse binmem midem bulanıo
ceren:yururuz saadece
ceren:yurume mesafesinde gideriz bi yelere
sena:süslü küçük çantalarımız olur
sena:ve artık buruş buruş olduumuzdan zaten
sena:dış görüntümüzü hiç önemsemeyiz
sena:böylece özgüvenimiz de tam olur
sena:hatttaaa
sena:beki kendi yaşıtımız bi kaç ihtiyarla takılırız
sena:hihihihihi
ceren:eveeet
ceren:hihi
sena:yaşlanmaya bakalım
ceren:bric oynarız
sena:emeklilik enfes bişii
sena:tamam ama önce bana öğretirsin
sena:ama ah!
sena:yapıcak işimiz mi var yaa
sena:acelemiz ne
sena:öğreniriz
sena:briç
sena:batak
sena:tavla
sena:satranç
sena:dama
sena:ve domino!
sena:hem domino ihtiyar oyunu sayılıyo sanırım
sena:artık pek popüler olmadıından bulamayabiliriz heryerde
ceren:olsun
sena:bu arada ben
sena:suluboya ya başlamak istiyorum
ceren:biz şimdiden saklarız
ceren:bi kenarda domino taşlarımızı
sena:herşey harika olucak
ceren:süpper fikir
sena:90 yaşıma gelmeyi bekliyemiyorum
ceren:evet domino taşalrını hemen yrn alıom ben
sena:umarım yıllar çabucak geçer
ceren:sana veriom sen de saklıon
sena:anlaştık!
ceren:tmm umarım bulurum
sena:o yaşta dükkan dükkan gezip domino mu arıycaz??
sena:tabii yaaa
sena:zaten fazla bi masrafımız olmayacağı için kamera felan alabiliriz
ceren:eveeet
sena:yaşlı olduğumuz için direk üstad oluyoruz tabii
sena:ah ceren
sena:resimler yaparız
sena:şöyle kırlarda bir evimiz olur
sena:pembe çiçekli etekler giyeriz
ceren:ehhehehe
sena:hatta istediğimiz kadar küfür ederiz
ceren:evet
sena:tabii küçük çocuklar ortalarda yokken
ceren:ben o eski savaş zamı kadınları gibi giincem
ceren:saçlarımı kısa tutarım beyaz
ceren:bem beyaz
sena:ben de saçlarımı örüp kızılderili gibi yaşamaya karar verebilirim
sena:aslında
sena:herşeyi deneyebilirim
sena:bu harika bir fikir
sena:ama öyle uzun zaman var ki,, geçmesini nasıl bekliycez bilemiyorum
ceren:ya bu zaman geçmesini gerektirmo
ceren:şimdi ole yapalım
ceren:sen geldiin zaman
ceren:ikimiz görüştüğümüzde
sena:yaa şimdi nası yapıcan
sena:iş güç
ceren:sırf zevk olsun die
sena:bak mesela
ceren:ole bişiler gielim
sena:geldiimde tamam giyelim ama
ceren:sonra parka gidelim
ceren:göztepedeki
ceren:yanımızda
sena:geldiimde
sena:nası görüşücez
ceren:çayımızı ve çöreğimizi de alalım
sena:sen çalışıyosun
ceren:hafta sonu
sena:ve ben döndüümde hemen finallerim başlıycak
ceren:pazar
ceren:şimdiden planlayalım ben acandama yazcam
sena:o yüzden bayramın ilk 3 günü felan kalıp
sena:dönücem sanırım
sena:acanda mı aldın?
ceren:almak zorundaydım
sena:çok kötüü.. yani gerekli ama.. 90 yaşına geldiğimizde asla acandamız olmaz
ceren:herşeyi unutuom ya ben biliosun
ceren:şimdilik
sena:canımız dolaşmak isterse dolaşırız
sena:birbirimizle şekerim diye konuşuruz
ceren:eveet
sena:parmaklarımız daha uzun görüneceği için yüzükler de şık durur
sena:ohoooo
sena:saymakla bitmez
sena:herşey çok güzel olucak
ceren:ben kitaplarımı bitiricem aldıgım
ceren:sürekli alıyorum ve okumuyorum
ceren:yani okyyamıom çünkü biri bitmio
ceren:kitapları alınca mutlu hissediorum ya
sena:böyle kızılderili duaları, çamurdan merhem, ayinler felan yapmasını bilsek.. tam olurdu bence..
sena:hah işte
sena:bi yaşlanalım
sena:o dert te bitiyo
sena:bütün gün çimenlere uzanıp okurus
.
.
.
ceren:bi de bahadırın filmi
ceren:hala bende yuppi
sena:eğer niye vermedin ver filmimi derse
sena:bunak bi ihtiyar olduunu öne sürebilirsin artık
sena:hatta sen bu yaşta bi kadınla böyle konuşmaya utanmıyomusun diyip şemsiye ya da bastonunu kafasına indirebilirsin!!
ceren:çünkü ben de bir bunakım
ceren:ya da gazete




listening to: modern nature
watching: howls moving castle

Thursday, December 07, 2006

bir film izledim psikolojim bozuldu be!

Zeki Demirkubuz'dan "itiraf" .. ay içim parçalandı.. bi hüzün, bi ağırlık var üzerimde.. yapma böyle filmler.. ya da yap neyse.. ayhh.. bi cam açıyim..



Tuesday, November 28, 2006

kurz und schmerzlos

Yani utanmasam sabah sabah seda sayan gibi Allaaahıma şükürler olsuun diycem (bu arada böyle bi lafı böyle bi kadının sahiplenmesi acayip geldi şimdi.. neyse) en sonunda izledim! kısa ve acısızı izledim! fatih akının - ki ben kendisine artık fatih abi demek istiyorum, böyle bi şekilde bi yerlerden akrabam olsun tanıdık çıksın, bayramlarda mesaj atıyim, ara ara birlikte dışarı çıkalım, ne bileyim aklına yeni bir fikir gelirse arayıp bana söylesin, olur mu olmaz mı oturup konuşalım tartışalım, ben onu görünce şööyle kocaman bi sarılıyim, birlikte kitapçılara gidelim, oturup muhabbet edelim istiyorum- bu sevgili insanın sevgili ilk gözağrısını izledim.. kısa ve acısız.. öncelikle film başladı ya, ilk başta 1 dakika felan çalan bi müzik var, dün akşamdan beri o şarkıyı başa alıp dinliyorum.(Şu anda da dinliyorum zaten) Costanın arabanın camını kırmasıyla sona eriyor, sonra ben tekrar başa alıp tekrar dinliyorum.. bir de sezen aksu var, bu adamın elinde çok tehlikeli bir silaha dönüşebiliyor.. çıplağına sar beni. sonra her filmde güneş şekilli eşyalar yapan bir alman kız var. sonra mehmet kurtuluş var ki kendisi tam olmuş.. budur.. bir baba var oğluna gel beraber sabah namazı kılalım diyor, müslümün yeri var, film izleyip yanyana uyuyakalan 3 sıkı dost var, onların dağılması var, aşk var, kardeşlik var, bir türk var, bir sırp var bir yunanlı var ki güzel şarkı söylüyo.. fatih akının kendi var (neco) türküler var düğün var dans var, birbirini öpen insanlar var,mafya var, yalan ve yalancılar var, ayrılık var, delirme var, ölüm var, kısa ve acısız..
ben bazen çalışırken bişeyler yaparken felan film dinlerim, artık bu filmi de dinliycem karar verdim.. o baştaki müzik..

Saturday, November 25, 2006

benden geçti ama sen yap, git buralardan!!!

(fazla eşya da alma yanına,kimseye de haber verme.. nereye gideceğini de bilme,neler yaşayacağını da, hiçbiryere takılı kalma, bağlanma, hareket et, birşeyler yap, Git! yapraklar yatağın olsun,kırlangıçlar arkadaşların, yıldızlar yorganın olsun..Hem zaten gökte işsiz güçsüz duruyorlar.. güzel olmasa da git ama güzel olacak, herşeyden ve herkesden.. sadece git, yolları izle, yollar geçsin tabelalar geçsin denizler geçsin köyler geçsin şehirler geçsin.. belki diner ruhunun sıkıntısı, bir geminin güvertesinde-bir kadınınkininde değil şarkının aksine- huzuru bulursun.. umulur ki rüzgar yüzüne çarparken, sen herşeyden kurtulmuşken, yaşamayı sevebilirsin belki,bir coşku oluşur içinde sebepsiz yere, ve yüzünde bir gerilme, evet evet gitgide kocaman bir gülümseme.. arkanı dönebilsen herşeye..ve o an neden yaşadığını anlayabildiğinde, geri dönme ve bana söyleme!!! ben ölmeliyim ellerim kollarım iplerle bağlı.. hak etmem bunu bilmeyi, zavallı aptal ben.. ben. benden geçti ama sen yap.. git buralardan,, yola koyul küçük küçük .. git buralardan..)

Friday, November 24, 2006

Arabesk Kültürün Önlenemez Doğuşu Ve Türk Sinemasındaki Etkileri

Ders Notları-3

(1971-1990) 60’lı yılların sonu 70’li yılların başında köyden kente özellikle İstanbul’a göç başlıyor. Siyasilerin de göz yummasıyla şehrin uzaklarında gecekondulaşma başlıyor. Şehir kültürüne alışamayan bu gecekondular, kendi altkültürlerini oluşturuyorlar. Arabeskin genelinde karamsarlık hakimdir. Arabesk kültürü ilk önce müzik alanında görülüyor. Gecekondulara ait olması, önemsenmemesine yol açıyor. Minibüslerde çalınıyor. En sonunda büyük bir kitle bulunca sinemaya sıçrıyor.
Mısır filmleriyle ülkemize gelen bu akım Lütfi Akad tarafından 1971 yılında çekilen Orhan Gencabay’ ın başrolünde oynadığı Bir Teselli Ver filmiyle başlıyor. Arabesk giderek popülerleşip, hayatın her dalına siniyor ve nihayet bir yaşama biçimi oluyor. Lütfi Akad- Bir Teselli Ver, Oksal Pekmezoğlu- Ah Koca Dünya, Yücel Çakmaklı- Ben Doğarken Ölmüşüm, Safa Önal- Dertlerim Benim Olsun, Osman Seden- Batsın Bu Dünya, Orhan Aksoy – Bir Araya Gelemeyiz-Bıktım Bu Hayattan (filmlerin isimlerinden belli değil mi J)
Arabesk filmler 1977 sonrası hızla arttı, Orhan Gencabay dönemin en aranan oyuncusu, onun yanı sıra Ferdi Tayfur, Müslüm Gürses, İbrahim Tatlıses, Ercan Turgut, Ümit Besen, Bülent Ersoy dönemin ünlü oyuncularıdır.

Türk Sinemasında Hint Filmlerinin Etkileri

Ders Notları-2


Her şey 50’li yılların başında Toros Film tarafından getirtilen Avare filmi ile başladı. Filmin gişelerde yakaladığı büyük başarı sonucunda Türk sinemasında Hint filmleri etkisi görülmeye başlandı. Abartılı melodram, abartılı makyaj ve müzikal sahneler etkisini gösterdi. Yapımcı yönetmen ve oyuncu Raj Kapoor Avare’de de kendine eşlik eden Nargis’in ölümünden sonra değişik oyuncularla yine aynı tarzda filmleriyle gündeme geldi. Tıpkı Mısır filmlerinde olduğu gibi Hintçe şarkılara Türkçe sözler yazıldı. Hint filmleri o dönemlerde genelde geri kalmış ülkelerde izleyici buluyordu ve ne yazık ki Türk halkı bu filmlerde kendini bulmuştu; iyi kalpli, fakir, işsiz, aşkı arayan ve bulan, sınıf atlayıp mutlu olan insanların hikayesi anlatılıyordu. Yapımcı ve yönetmenler bu filmlerin hikayelerini Türkiye koşullarına uyarlayıp filme aldılar.

Türk Öğrencileri İçin Hizmette Sınır Tanımayan Blog!

Türk Sineması Dersi Notları:
Farkındayım pek fazla detaylı bilgi yok ama, yine de birşeyler öğrenebilirsiniz; ilgisini çekenlere işte ilk konumuz:
Türk Sinemasında Mısır Filmlerinin Etkisi
Türk Sineması özellikle 1938-44 yılları arasında ciddi bir şekilde Mısır filmlerinin etkisi altında kalmıştır. Bunun nedeni 2. Dünya savaşı sırasında Avrupa sinemasının milliyetçi ve propaganda yapan filmlere ağırlık vermesiyle, Türk sinemasının izleyici çekmek için Amerikan sinemasına yönelmesidir. Tabii Amerika’dan gelen filmlerin Avrupa üzerinden gelmesi savaş dolayısıyla imkansız olduğundan filmler Mısır üzerinden Türkiye’ye gelmeye başlamıştır. Bu sırada gelen her Amerikan filminin yanında birkaç tane de Mısır filmi gelmeye başlamıştır. Türk seyircisi zaten yerli filme hasret kalmıştır, fesli erkekleri, örtülü kadınları ezan sesi duyulan filmleri gördüğünde bu filmlere olağanüstü ilgi göstermiştir. İlk gösterime giren Mısır filmi Aşkın Gözyaşları (Damu al-hubb), Şehzadebaşı sinemasında gösterime girdiği zaman gece yarısından itibaren insanlar bilet almak için gişelerin önünde kuyruklar oluşturmuşlar, trafiği kilitlemişlerdir.
Tabii bu büyük ilgiyi gören yapımcı ve yönetmenler hemen kolları sıvayarak Mısır filmlerini taklit edip bol müzikli filmler çekmeye başlamışlardır. Bazen de ünlü müzisyenler Mısır filmlerinde sadece şarkılı kısımlara Türkçe söz yazmışlardır. Böylece Türkçe sözlü şarkıları olan Mısır filmleri oluşmuştur ve bu filmler isimleri ve konularından çok bu şarkılarıyla bilinir olmuşlardır.Böylece Türk sineması, arabesk adı verilen ve günümüze kadar süren, Arap etkisindeki filmlerle tanışmıştır.Dönemin en meşhur filmleri: Sahra Güzeli, Lekeli Kadın, Leyla ile Mecnun, Harun Reşid’in Gözdesi, Selahaddin Eyyubi, Damgalı Adam.

Wednesday, November 22, 2006

sen beni prenses peri mi sandın?


o beni prenses peri sanıyoo

nil




gerçekleri öğrenince yüzündeki ifadeyi görmeliydin
sena



fotoşoplar için tenku cizelciğim canım beniim:)

p.s.vize haftam ve bitmek bilmeyen ödevlerim nedeniyle çevreye verdiğim geçici rahatsızlıktan dolayı özür diler, küçüklerimin gözlerini oyar, büyüklerimin parmaklarını kırarım..

Thursday, November 16, 2006

everything you always wanted to know about sex (but were afraid to ask)

you could have a great career,
and you should;yes you should.
only one thing stops you dear:
you're too good; way too good!
if you want a future, darlin',
why don't you get a past?'
cause that fateful moment's comin' at last...
we're all alone, no chaperone can get our number
the world's in slumber--let's misbehave!!!
there's something wild about you child
that's so contagious
let's be outrageous--let's misbehave!!!
when adam won eve's hand
he wouldn't stand for teasin'.
he didn't care about those apples out of season.
they say that spring means just one thing to little lovebirds
we're not above birds--let's misbehave!!!
it's getting late and while i wait
my poor heart aches on
why keep the breaks on?--let's misbehave!!!
i feel quite sure affaire d'amour
would be attractive
while we're still active, let's misbehave!
you know my heart is true
and you say you for me care...
somebody's sure to tell,
but what the heck do we care?
they say that bears have love affairs and even camels
we're men and mammals--let's misbehave!!!


ehehehehehehe... eğlenceli film, eğlenceli şarkı..

Sunday, November 05, 2006

A SHORT FILM ABOUT LOVE

yeni izledim.. aşk.. ne söylesem şimdi az kalıcak yavan kalıcak.. filme yetişemiycek gibi.. ...ben ne zaman böyle filmler çekeceğim yaa... bak yavan kalıyo.. evet.. saygıyla susuyorum..

Wednesday, October 25, 2006

Bugünlerde herkes Türkiyenin çeşitli yerlerinde çeşitli insanları sebepsiz yere öldüren bir kaç suçluyu konuşuyor.. seri katiller.. öyle şaşırdık, öyle korktuk, öyle üzüldük ki.. ana haber bültenleri gazete manşetleri bayram sohbetleri bu konuyla doldu.
Dikkatimi çekti örneğin Van şehrimizde 15 yaşında bir kız tecavüze uğruyor kimse sarsılmıyor, hamile kalıp çocuğunu doğuruyor, yine kimse haber yapmıyor. Bu acılarına bir de can korkusu ekleniyor kendi ailesi canına kastediyor, hiçkimse buna şaşırmıyor, bu çocuk polise sığınıyor, polis sana birşey yapmazlar diyerek onu evine gönderiyor, öz ağabeyi tarafından öldürülüyor, inanılmaz ama gerçek bunlara kimse üzülmüyor.. bu çocuğa yardım etti diye yengesi polis korunmasına alınıp şehir dışına çıkarılıyor ulan biri çıkıp ne aileymiş be bile demiyor.. gazeteler 3. sayfalarına yerleştiriyor.. bir çocuk.. 15 yaşında.. onu boşverin yaa..
Ne kadar normaliz değil mi? bunlar olup biterken, şaşırıp korkup üzülmemiz gerekirken korkunç bir sessizlik, gözlerimiz başka yönlere çevrilmiş, şu can sıkıcı haber bitse de gerizekalı mankenlerle denyo türkücülerin abukluklarını seyredip beynimizi iyice süngerleştirsek.. farkında değiliz ama o 15 yaşındaki çocuğu derinlere itip ağzına var gücümüzle bastırıyoruz. sus sakın sesini çıkarma.. ağlama,bağırma.. senden sonra aynı olayları yaşayacak başka bir çocuğa dek .. öl öl.. öl!!!!! hadi itiraf edelim.. onları biz öldürüyoruz.. hepimiz en az o katiller kadar vahşiyiz..
o seri katiller bizleriz..

Tuesday, October 24, 2006

canım, iyi bayramlar..

sevgili blogum, bugün bayramın ikinci günü ve ben sadece ayaklarımı uzatıp gazete okuyup tembelleşmek istiyorum..resmen pestilim çıktı..Eskişehir'den döndüm bayrama 3 gün var, başladı hummalı hazırlıklar.. 3 gün boyunca muhtelif evlerde temizlik yaptım (bizim ev banannemler felan) bayram sabahı biz ailecek babannemlerde toplanıp uzuun bir kahvaltı yaparız, ama babannem artık eskisi gibi olmadığından ben bir gün önceden giderim ve yardımcı olurum.. bildiğiniz bayram yani hani nerde o eski bayramlar derler ya işte burda! baklava açılır, sarmalar sarılır,börekler açılır.. sonra misafirleri ağırlamak, bayram trafiğinde ordan oraya akrabalara gitmek, tüm bunlar olurken bir de sürekli karnını içine çekmeni gerekitren o etek.. yorgunum yaa.. eskişehire döniyim de biraz dinleniyim diyorum.. zaten pasaklı ve rahata alışkın bir bünyem var.. alışkın değilim ben bunlara..
bir akrabamız fazla baklava yiyip kilo almak istemiyormuş blog, çünkü öldüğünde tabutunu taşıyanların kendine küfür etmesini istemiyomuş.. takdir ettim..

peki şu bayram mesajlarına ne demeli?? bayramınız şeker tadında blablabla.. bir çocuğun sevinciyle blablablabla.. ailece bayramınızı kutlar sağlık esenlik mutluluk huzur muzur bla bla bla..bayramınız kutlu sofranız mutlu gününüz bulutlu blablabla.. dostlarımız vardır hatırladıkça sevindiğimiz bayramlarımız vardır bilmem neyimiz.. en güzeli annemin arkadaşının attığı mesaj; canım, iyi bayramlar..
efendim blog? harçlıklar mı? valla fena sayılmaz be blog.. ama işte çamaşır felan hediye edenler var hala.. böyle olunca tabii hasılat düşük oluyo..

neyse pek sevgili ve muhterem okurlarım; sizlerin de bayramınızı kutlarım ve satırlarıma burada son verirken babannemle kadayıfın şerbetini dökerken anlattığı küçük bir hikayeyi sizlerle paylaşmak isterim.. bayram malum ramazanın bitmesi demek; bir teyze bayram geldiğinde ağlarmış nasıl geldi nasıl geçti mübarek bitti işte anlayamadık diye.. oğlu gelmiş ertesi gün demiş anne yanlış hesaplamışlar bu sene daha oruç tutacağız.. o gözleri yaşlı nurlu teyze bir cadıkarısına dönerek vallahi de tutman billahi de tutmam!! aaa kör müsünüz.. doğru hesaplasaymışsınız diyerek höykürmüş oğulcağızına.. amaan saçmalıyomuyum acaba.. çok yoruldum ben.. çıkarıcam bu eteği de.. hadi blogcum iyi bayramlar..

Tuesday, October 17, 2006

ee eeee eeeeeeeeeeeeeeee hiçbiri!

Bugün saat 8 gibi uyandım, uyandım dediğime bakmayın hala uyuyorum ve uyanmayı da kati suretle istemiyorum. yatağımdan başımı hafifçe doğrultup dışarı baktım.ooo bugün evde pinekleme günü adeta.. yağmur yağmış,gri bi hava, hafiften soğuk ta, evde oturup müzik dinleyip kitap okumak gibi güzel aktivetelerle değerlendirmek ve yeni edindiğim The Man Without A Past dvd sini izlemek için mükemmel bir gün.. gel gör ki bugünüm için benden önce plan yapmış hocalarım var.. 10 da dersim var!üstelik daha çok başlarda olmama rağmen devamsızlık gelmiş kemiğe dayanmış,ama canım nasıl uyumak istiyor, üstelik sanki ders olmazmış gibi böyle yağmurlu bi günde... bir umut hilali aradım önce dedim sence bugün ders olur mu, çünkü eğer ikimizin de içine olmayacağı doğuyorsa belki de gerçekten de olmaz.. o da ders 8 de değilmiydi zaten dedi.. ona okulun ilk haftası dersi 10 a aldığımızı ve okula arada bir uğramasının hayrına olacağını söyliyerek telefonu kapatıp handeyi aradım.. ve hala da yatakta yatıyorum, hani onun da içine doğmuşsa dersin olmayacağı bozmıyim keyfimi hiç!! handeye-ki biz ona hende deriz ders olucakmı sence bugün dedim.. aman demez olaydım! ne ders olmıycakmı ohh iyi iyi zaten gitmek istemiyodum gitmem artık haber verdiğin için sağol diyip horlamaya devam etti!! bir müddet yatakta dönüp durduysam da gerizekalı vicdanım elvermedi ve kalktım, sorumluluk sahibi bir öğrenci olmalıyım artık şu son senemde böyle yapmamalıyım, hani kendine verdiğin sözler hani ellerin nerde (bu sonuncuyu söylemedim) diyerek hazırlandım kapıda nejdet yakaladı, internet bağlantısında sorun varmış, tamir ettiricekmiş,para lazımmış, elektrik faturası gelmişmiş, parasını ne zaman vericekmişim, o böyle devam ederken ben çıktım dışarı ıslana ıslana (ve aklımda hala yatağım) okula gittim.. kampüste binaya doğru yürürken oha artık dedirten birşey oldu, otobüs bana selektör yaktı!! binicek misin gibisinden.. içimden dedim şimdi binip gidiyorum ama eve.. aaa bu kadar da olmaz ki.. meğer bunlar daha hiçbirşeymiş.. okula gittim koşar adımlarla sınıf bomboş!! hocanın odasına gittim, hocam sınıf nerde diye sordum drama sanatı (seçmeli ve benim seçmediğim bi ders) hocası gelmiş,zaten ilk defa geliyomuş, onun dersi olucakmış, biz 10 a aldıımız için dersi çakışmış. Yine de kantinde biraz bekliycekmişim.. (yok yaaa.. gene de bekledim gerçi..) hocayla konuşup belki onun dersini sonraya kaydırıcakmış ve bizim dersi yapıcakmış.. artık dramın da sanatın da hocanın da senin de okulun da sınıfın da.. böyle söylenerek kantine gittim amazonların yanına oturdum ama bana dokunmayın modum açık.. dokunma di mi.. yok.. burnuma bi avon katoloğu dayadılar! ucubeye benzeyen sinirli arkadaşımızı güzelleştirelim kampanyası.. yok beni sıksan (terbiyesizleşmeyelim( bu kataloglardaki bi kız çıkmaz.. bünyeme ters.. ama vücut losyonlarında ve banyo köpüklerinde indirim varmış.. istersem o katalog bende kalsın mış..(pis çirkin ucube!! bütün kataloğu alsan da yine çirkinsin!! bööö) katalog kalsın ben bi kahve alayım diyerek o masadan ayrıldım.. bu sefer yeni masam hoparlörlerin(böyle mi yazılır) yanındaydı.. ve, günün şarkısını sizlerle paylaşmak istiyorum çünkü zeka özürlü bi denyo yaklaşık 9 kere üstüste dinletti bize ben de ezberledim haliyle yanımda bangır bangır..
a çok hoşsun tamam (tamam)
b bana bakmazsın tamam (tamam)
c evet yok arabam falan (peki)
d param da yok bi taraftan (oh oh)
eeeeee (ee?)
hepsi senin yüzünden (haydaaaa)
sınav filminin müziği sanırım bu.. ama bi yerden sonra ee eeeee eeeeeeeeeeeeeeeeeee diye bağıran özlem tekini yere yatırıp boğzını kırmak istetiyor insana.
sonra ders olmadı, haşimo geldi, olanları anlattım, kozmik şeysi dedi.. neysi dedim.. o da tam bilmiyomuş.. yarın istanbula gidiyorum dedim.. sarıldık şimdiden bayramlaştık, dönüşte ıslandım gene, durakta pek sevimli bi çocuun şemsiyesi vardı, ama kesinlikle gülümseyerek gelin ıslanmayın felan demedi.. zaten ıslanmayla ilgili büyük sorunlarım yoktu.. ama kendimle ilgili büyük sorunlarım vardı.. çantamın içindeki avon kataloğunu hatırladım.. ilkayı gördüm gel lan buraya dedim girdim şemsiyesinin altına.. onun otobüsü erken geldi.. gene ıslandım.. avon da çok pahalı yaa..

Thursday, October 12, 2006

feel the pain

feel the pain..fotoğrafın adı bu.. baktım.. hissettim..aşık olana kadar baktım.. fazla uzun sürmedi..

Wednesday, October 11, 2006

bir o yana, bir bu yana, bir o yana, yana yana...

eski sevgilinin yeni sevgilisiyle konuşulmak durumunda kalındı bugün.. çok nadir konuştuğumuz, çok nadir görüştüğümüz ve o zamanlarda da kesinlikle kendisini rencide edecek birşey yapmadığımız konusunda gönlüne su serpildi..

yordun beni dünya, soldurdun,
koşturdun beni dünya
bir o yana, bir bu yana, bir o yana, yana yana..
dört rüzgarı kaderin peşim sıra, taraf ettin beni yabancı, yalancı
bir o yana, bir bu yana, bir o yana, yana yana...

hayır yanlış anlamıycakmışım arkadaşça konuşmamıza birşey demiyormuş ama bilmeye de hakkı varmış, ona neden birşey söylemiyormuş o zaman şüpheleniyormuş, hep birşeyler saklar gibi davranıyormuş, kusura bakmıycakmışım beni de rahatsız ediyormuş, ama aklının bir tarafını hep kurcalıyormuş..

dönüp durdum nafile, sevil ettin gönlümü
dünümü, bugünümü, gecemi, gündüzümü
yer döşek, duvar bulut, sır ettin, zor ettin
bulamadım yolumu, bilemedim sonumu..

dertleşildi, gönlü alındı, hak verildi.. birbirlerine güvenmeleri ve birbirlerini bırakmamaları tembihlendi.. sevmenin biraz da bu olduğu söylendi.. rahatsız olunmadı, estağfurullah tabii anlıyordu. sevince kıskançlık şüphe.. olurdu.. normaldi.. artık gönlü ferah olsundu..

mahpus ettin beni, esir ettin, sefil ettin
işte halimdir, yıldızlar şahidimdir
bir o yana, bir bu yana
bir o yana, yana yana...

Friday, October 06, 2006

dangada dangada dangada dandan (davul)

tiz bütün ülkeye haber salınaaa.. diyerek bir giriş yapmak istedim.. evet özeniyorum ramazan davulcularına ne var..ehm. neyse.. birkaç gün içinde gelecek olan doğumgünüm için blogumda şenlik düzenlemeye karar verdim.. böyle şarkılı türkülü bişeyler olsun..gerçi tam olarak ne yapacağımı da bilemiyorum ama şunlar var aklımda eğlenceli şarkılara hemenpaylaşa atıp buraya koyarım.. ee.. parti fotoğrafları konfeti resimleri herkesin bi partide görmeyi isteyeceği kadın ve erkekler oyunlar linkler ay ne bileyim.. yavan mı olacak.. bana da hediye resimleri mi yollar insanlar :P neyse.. böyle bi girizgah yaptım, devamı nasıl olur bilemiyorum ama işte.. let the music.. begin...
: http://www.hemenpaylas.com/download/1763326/luis_miguel_-_mexico_en_la_piel.mp3.html
efendim bu luis miguel in ki ben kendisine yetişememişim ama sonradan şarkının ardından araştırdım gördüm beğendim pek şahane bir şarkısıdır dinlemeyi çok severim..


şimdi de pek şirin, pek eğlenceli nostaljik bir şarkıyla..
: http://www.hemenpaylas.com/download/1791929/Oya_Bora_-_Tasvir-i_Sikayet.MP3.html

Tuesday, October 03, 2006

Maps of War

bu maps of war sitesinde yüzyıllar boyunca ortadoğuda kimlerin hüküm sürdüğünü göstermişler.. çok ta güzel yapmışlar.. izlemenizi öneririm..

http://www.mapsofwar.com/ind/imperial-history.html

Friday, September 29, 2006

fahrenheit 451

bu kağıdın yanma sıcaklığı..
öncelikle üzülerek söyleyeceğim bunu ama, İthaki yayınlarından, Zerrin - Korkut Kayalıoğullarını çevirisini almayın.. yapmayın böyle bir hata..
ve kitaptan kısa kısa...
'... Önceleri kitaplar birkaç kişiye çekici gelmişti, şurda, burda, heryerde. Onlar farklı olmayı göze alabiliyorlardı.Dünyada yer çoktu. Fakat sonra dirsekler ve ağızlarla doldu taştı dünya. Filmler, radyolar, dergiler, kitaplar bir çeşit puding hazırlama yönergesi haline indi..


... Klasik yapıtlar kesilip onbeş dakikalık radyo oyunlarını, tekrar kesilip iki dakikalık kitap sütununu dolduruyor, daha da kısaltınca sözlük sayfasında on ya da on iki satırlık özet oluyorlardı...

...Okullar kısaltıldı, disiplin gevşedi, felsefe, tarih, dil dersleri kalktı, İngilizce ve imla gitgide ihmal edilmeye başlandı sonunda tümüyle yok sayıldı. Düğmelere basmaktan, anahtarları döndürmekten, somunları civataları sıkmaktan başka bir şeyi öğrenmeye ne gerek var?...

...Yaşam kocaman bir kıçüstü düşüş oldu Montag...

...Sınıfınızdaki her soruya cevap veren , özellikle 'parlak' arkadaşınızdan, kurşundan putlar gibi oturan diğer tüm öğrencilerin nefret ettiğini eminim hatırlarsın. Saatler sonra bile dövmek için, canını acıtmak için seçilen kişi o parlak çocuk değil miydi? Hepimiz birbirimize benzemeliyiz. Hiç te anayasanın dediği gibi, kimse eşit ve özgüe doğmaz, eşit yapılır...

...Eğer bir evin yapılmasını istemiyorsan, ahşap ve çivileri sakla. Eğer politik bakımdan mutsuz bir adam istemiyorsan, kaygılandıracak bir soruda ona iki bakış açısı verme. Daha da iyisi hiç verme. Huzur, Montag. Onlara yarışmalar düzenle, en popüler şarkıların sözlerini, devletlerin başkentlerini veya Iowa'da geçen yıl ne kadar mısır yetiştirildiğini bilerek kazansınlar. Onları patlamalarına neden olmayacak bilgilerle doldur, öyle lanet olası olaylarla tıka basa yap ki, kendilerini bilgileriyle 'gerçekten' zeki hissetsinler. Sonra düşündüklerini hissedecekler, hiç kımıldamadan hareket ettikleri hissine kapılacaklar ve mutlu olacaklar. Olayların bağlantılarını kurmak için onlara felsefe veya sosyoloji gibi kaypak şeyler verme. O zaman melankolik olurlar...'

(1984 gibi di mi?)

Sunday, September 24, 2006

onlyhappywhenitrains

çok yağmur yağıyor, bardaktan boşanırcasına... gök gürlüyor, şimşek çakıyor, elektrikler kesiliyor. çok seviniyorum. pencereden dışarıyı seyrediyorum. çok az şey böyle huzur veriyor bana..

Monday, September 18, 2006

İran'ı Sevmek İçin 41 Neden..

Ali Işıngör tarafından yazılmış..
http://www.moleschino.org/2006/08/24/irani-sevmek-icin-41-neden/

Yanlış Yönde Kuantum Sıçramalar ve Lady In The Water..

önce kitaptan bahsedeyim.. zaten iman ve inanmak olayları hakkında pek çok sorunum varken hepsini körükleyen bir kitap oldu.. hayatta hemen hemen herşeyin bilimsel bir sebebinin olduğunu, olmayanların ise bilgi yetersizliği nedeniyle açıklanamadığını yoksa herşeyin deney ve gözlemler sonucunda açıklanabilirken, olağanüstü olaylara sihirli büyülü şeylere, uzaylılardan, yıldız fallarına kadar herşeyin bilimsel bir şekilde nasıl da saçma olduğunun kanıtlanabileceğinin, şifacılardan kocayağa kadar herşeyi bilimsel bir şekilde inceleyen ve kesnlikle çok eğlenceli bir kitap.. mantıklı, bilimsel, sade.. bu kitabı okutmak istediğim öyle çok kişi var ki..
gelelim şu Shyamalan'ın son filmi lady in th water abukluğuna.. abicim sen naaptın öyle yaa.. adam o kadar tantana yaptı filmim filmim bomba filmim diye.. parayı çarçur etmiş.. deli.. nedir şimdi evinden fazla çıkmayan insanların oturduğu bi site var.. havuzundan bi kız çıkıyo kız periymiş.. biz kızın peri olduunu fiziksel herhangi bir özelliinden anlayamıyoruz ama film boyunca çıplak bacaklarını gösteren kıza kimsenin bir pantolon etek felan giydirmeyi akıl edememesi peri o abi ondan giymiyo gibi bi düşüncenin ürünü mü bilemiyorum onu.. sonra bi doktor var karısı ve çocukları öldürülünce gidip kapıcı olmuş, koskoca doktor normal görünümlü bi kızın merhaba ben periyim mavi dünyadan geldim havuzun dibinde yaşıyorum bi kartal var felan gibi masalına hiç tereddüt etmeden inanıyor.. bulmaca çözen bi adam işaret okuyucu seçiliyo sonra yok bu değil diyip oğlunu seçiyolar.. sıkı durun.. çocuk mısır gevrekleri kutusundan geleceği okuyo felan.. sonra bissürü meksikalı kadın var saç modelini ve rengini her gün değiştirebilen bi uzakdoğulu kızla harala gürele yaşadığı annesi, kendinin bir filmde oynadığının farkında olan ama çok yanılan bir sinema eleştirmeni, omzuna kelebek kondu diye şifacı ilan edilen bi kadın, oturup ot içip geyik yapan avanaklardan oluşan bir grup işe yaramayan genç, sırtı çim kaplı kurtumsu bir yaratık, sırtları dallarla kaplı iğrenç animasyonlarla canlandırılmış 3 maymunumsu ve daha bi ton garip şahıs.. bunlarla güzel bir film de çekilebilirdi belki.. ama çekememiş.. üzüldüm ben yaa ve inanamadım.. severdim ben bu abimizi.. oyunculuk alanında da iyiydi.. yalnız bir tespitte buluncam: bu adam gitgide maykıl ceksına benziyo walla bak.. şu thrillerdaki haline.. bayaa benziyo yani.. neyse.. kısaca ben hayalci bi insansam.. kendi kurduğu hayale kendi inanıp mutlu olan biriysem.. masal sihir efsane ne varsa hepsini dinlemekten okumaktan izlemekten zek alan biriysem.. şunu söyliyim.. bu film olmamış.. saçmalardan seçmeler olmuş.. ha, masal işte mantık aranmaz fantastik bi olay gibi bi yoruma karşılık: yüzüklerin efendisi de fantastik, hobbitlerde masal ama böyle değil di mi ? di !

Sunday, September 10, 2006

naber lan blog?

şimdi bu blogu kimsenin okumaması bilmemesi başlarda eğlenceliydi iyiydi temkinli bir davranıştı felan.. o kişi okursa onun hakkında rahatça atıp tutamazdım.. efendime söyliyim çekinirdim, pek öyle içimi de dökmedim belki.. ama gene de gizli bi yer gibiydi .. özel.şimdi nooldu? kudurdum! birileri görsün okusun ehe ehe diyerekten gülsün evet çok haklısın şekerim deyip katılsın ama böyle de olmaz ki diyerek karşı çıksın.. kısaca etkiye tepki versin istiyorum! kimse okumuyomu lan sahi burayı.. acayip bi his.. boşluk.. şimdi birden bissürü kişi tarafından mesajlara boğulurmuşum bak yazmıyim yazmıyim diyorum ama artık dayanamıyorum felan diyip binlerce okurumdan özel mesajlar felan.. gazetelerden teklifler reportaj istiyolar telefonlar fakslar (faks makinen var sanki..) mailler duman işaretleri..köşe yazarlıkları teklifleri.. the times tan arıyolar uçak biletiniz hazır sena hanım.. bir kaç imza atmanız yeterli.. beni imzalarla uğraştırma jack! o yazıyı istiyormusun istemiyormusun?!! böyle musunları bitişik yazarsanız olmazki sena hanım.. kısa kes jack.. (diyip sigaramın dumanını suratına üflüyorum.. evet bi anda karşıma geldi adam ingiltereden hop diye..) yarın sabah 9 da banka hesabımda 100000000dolar istiyorum (şimdi bunu çevir desen wallahi türk parasına çeviremem öylesine bastım sıfıra hiç bakmadan.. o yüzden çevir deme :) ) parada pulda gözüm yok benim esasen jack! maksat muhabbet.. iki çift lafın belini kırmak.. çok yalnızım be jack.. fırk..
umut sarıkayayı seviyorum ben yaa.. geçenlerde köşesinde çizdiği küçük kutulardan birine okur burası bizim gizli köşemiz olsun mu yazmış!!! olsunn!!! hattaaa aklıma süper bi fikir geldi.. burası umut sarıkayayla benim gizli yerim olsun!!! nası olsa kimse bilmiyo.. alllaaaaa... süper!
evet bundan böyle burası umutlan (hemmen samimiyeti kurdum tabii) benim gizli yerim.. kimse gelmesin.. onun da haberi yok o yüzden şimdilik ben takılıyorum...
çok yalnızım be jack..

Saturday, September 02, 2006

jarheadi izledim.. bence olmamış.. biz askere gittik hırsla sinirle dolduk gibi bişi yok.. savaş şöyle kötüdür böyle kötüdür ya da haklı sebepleri vardır gibi bişey yok.. ne var? depresif askerler..yakışıklı çocuklar felan.. amaaan.. hiç beklediğim gibi çıkmadı..
beklediğim gibi çıkmayan bir başka film de battle royale oldu.. ölüm oyunu.. bu kadar güzel bi konu anca bu kadar kötü anlatılırdı.. pes..

Monday, August 28, 2006

ne var ne yok..

ecoş almanyaya gidicek. armandonun yanına ama zamanına karar veremedi hala..ucuz uçak bileti arıyo..
barışarock a gittim..gece kalmadık.. güzeldi..
ananem geldi..(anneanne değil anane)
küçük bi araba kazası geçirdik..
13-14 eylülde kayıtlar başlıyomuş..
kavgalarla ayrıldıım eski ev arkadaşımla barışır gibi yaptık..
üsküdarın mına koymuşlar.. 2012 ye kadar da koymaya devam ediceklermiş..
mayk! mayk!!?? bi baksan iyi olur mayk..
in ulan aşağı! (dedi minibüsçü sonra da hızla silahına yöneldi.. adam hala inmiyo tekme tokat attılar..çok acayip şeyler oldu lan!)

Wednesday, August 23, 2006

Sunday, August 20, 2006

desperate desperado!

evet.. aksilikler.. evet.. ben kendim yazar kendim oynar kendim çeker kendim montajlarım.. beni bunu yapmaya mecbur etmeyin :P... aksilikler.bitirdim ulan filmimi!!! hahhayt!!
http://rapidshare.de/files/29972381/desperado_0004.wmv.html
al bu da linki!
tek filmimi kendim çektim tek başıma kendim yaptım girmesinler araya..
satıcılara duyrulur.. özellikle limon satıcılarına.. (anladın sen anladın..)

Thursday, August 17, 2006

how deep is your love

O benden ayrıldı
O pişman oldu ağladı
O başarısızdı
O kaybedicekti
O geri dönmek istedi
Sonra gitti o başka bi kızla çıkmaya başladı
O mutlu oldu
O yeniden kahkaha atmaya başladı
O hayalimizdeki tatile gitti
O başarılı oldu
O akşamları birine sarılıp film izledi
O mutfakta acaip danslarını yalnız yapmadı
O bugün bana 'ben oldum ' dedi..
Bu işte bi yanlışlık var gibime geldi.. filmlerde benim yerimdeki kız mutlu olurdu.. mutsuz da değilim ama.. ben olamadım mesela.. o ballandıra ballandıra anlattığı şeylerle öylesine dolu mutlu tatmin olmuştu ki.. neredeyse gıpta ile baktım ona.. bi evi bi sevgilisi bi kedisi var.. ne şirin dimi? onu geri istemiyorum.. ama filmlerde olsa eşşek gibi sürünmesi, hatasını anlaması, bana geri dönmesi gerekmez miydi?..



şuna bak yaa.. birine sarılmak nasıl bişeydi onu unuttum ben..

Wednesday, August 09, 2006

bu sayfayı okuyan bi iki kişi varsa.. izleyin ...

http://nobravery.cf.huffingtonpost.com/

mezuniyet sendromları-1

1, çünkü devamı gelir.. ya ben deliler gibi korkuyorum bu mezuniyetten, tabiiki mezuniyet olayının kendinden değil. nedir bi kep atmanın nesindem korkıyim ama ondan sonrası.. kara bi bi boşluk.. hiç.. sıfır.. offf.. daha 1 sene var mezun olmama ve inşallah alttan dersim felan da kalmaz ve mezun olurum.. ama mezun olursam ne olurum.. ne olurum.. ne olurum.. bu soru gece uykularımıkaçıran, tırnaklarımıyedirten, bunaltan sıkıltan bi soru oldu çıktı.. hayatımı karartıyo bu soru.. canımı sıkıyo. bi cevap bulamıyorum.. ne olucam ben sorusu da öyle bi soru ki cevapsız bırakmaya gelmiyo insan aklını oynatıyo.bak örnekle gösteriyim
-ben noolucam ya?
-bilemiyorum canım
-nası yani??
-..öyle walla..
-...
-...
-ühüüüüüüü


hadi çocukken bilemezsin.. hadi ortaokulda lisede bilemezsin.. e seneye üniverstede bitiyo.. hadi kastın kendini yüksek lisansa kadar yolu var dedin noolucan ya?? bu sorudan kaçıyim derken prof. mu olucan hehehe..aa fena fikir diil aslında lan.. hmm.. akademik kariyer.. evet neden olmasın.. bak şimdi bi seçenek daha belirdi.. dur bakıyim.. evet neden olmasın.. hmmm.. ben bunu bi düşüniyim...

Saturday, July 15, 2006

12 koruma faktörlü set kaçkını

tatile çıkıyorum!! hem de bugün.. buraya yazmıyalı çok zaman oldu ama şimdi şu kısacık zamanda neler olduunu anlatamam şöyle bi özet geçiyim: desperadolu reklam filmini yaşadığım büyük satışlara rağmen çektim.. montaj aşaması da aynı şatışların kurbanı oldu.. :( dönünce artık..senden nefret ediyorum u çektik, kavga rolünün altından başarıyla kalktım, 3 haftasonu burda yokum çekim olmaz inşallah :) senaryo toplantılarına katılamıyacağıma üzüldüm neredeyse tatile çıkdığıma üzülücektim bu arada bugün kuzenimin doğumgünü.. veeeee Fatih Akın'ın Köprüyü Geçmek'i izledim nihayett.. çoook güzeldi. sanki İstanbul karikatürize edilmiş gibi küçülmüştü ve uzaktan ona bakarken bu sesler geliyordu.. Fatih Akın yaa.. adamım!! bir şehrin sesi olur mu?olur.. buradan bu yazıyı asla okuyamayacak olan onura da bana filmi verdiği ve arşivini açtığı için teşekkür ediyorum. Serkan aradı.. konuştuk.. tabiiki asıldı.. ama bi önemi yok desem de gene de biraz var gibi.. uff.. tamam tamam yok hiç bi önemi..Bazen evden kaçma planları yapıyorum. annem babam non-stop kavga halindeler.. Uzun bi dönem gelecek kaygısıyla uykusuz geceler geçirdim. Erdem yayınlarına girdim. Çocukları moronlaştırmak için özel olarak yazılmış kitapları okuyup üzerimde deniyorum :P ve yeniden yazıyorum bütün hikayeleri.. olsun.. yazık çocuklara da yaw. Ama bu işten ne para alıcam ne de geleceğimi güvenceye alıcam.. neyse bunnar derin konular.Şimdilik bu kadar. dönünce anlatıcak çok şeyim olur umarım.. adios blogcum!

Friday, July 07, 2006

Wednesday, May 24, 2006

.göz açıldı.

.
İnce saydam ve parlak bir tabakanın altında
Birden açıldı renkleri ölmüş bir göz
Daldırdı kirpiklerini ruhumun yaralarına…
Çelikten yapılmış bir gözyaşı akıttı,
Geldi kalbimin kirli kanına karıştı
Bulanık sularla besledi her yanımı
Başını kaldırdığında onu gördü karşısında
Tehlikeyi sezip haykırarak kaçarken
İnkar etmek daha mı kolay dersin?
Ellerimde hala bir katilin kokusu varken..
.

Sunday, May 07, 2006

still waiting..

evet hala bir mucizenin olmasını bekliyorum.. yani ben hazırım ufacık bişey olsun budur! diycem.. ama inadına hayatım şu günlerde öyle tek düze, öyle sıkıcı.. off.. en çok şundan korkuyorum.. hiç birşeyin olmaması ve kendimi aptal gibi hissetmek.. lütfen lütfen lütfen lütfen bişey olsun.. tamam önemli değil ne olduğu, ama bir şey, ben bi aptalım dimi..
hala mucizelere inana bi aptalmıyım.. offffffffffffffffff hiçbirşey olmıycak dimi.. hepsi sadece bi rastlantıydı.. alakası yok ööle bileklik yok dilek tut felan.. bi dakka! belki de bişey dilemedim.. of sena yaaa.. hala aynı kafa.. elimden gelse kafamı koparıp atardım.. öyle aptalım öyle hayalciyim ki.. hiç büyüyemedim.. ama büyümüş örneklere bakınca o da hoşuma gitmiyo.. ama bileğimden çözülen bir bilekliğin bana bir mucize getireceğine nasıl inandım.. belki de artık daha fazla hayal kurmamamı kendimi daha fazla aptal gibi hissetmememi sağlamıştır.. işte bir mucize.. oldu mu? beklediğim gibi birşey değil ama.. hayat böyle yaaa.. sihirli pırıltılar yok burda.. sıkıcı ve gri.. hiçbirşeyin değiştiği yok! mucizeler de yok! en büyük mucize aptallaşmadan hayatını sürdürebilmek evet! hayatta kalmak!!! işte sana bir mucize, ve artık zavallı kalbini daha fazla yorma sena.. bunu belki milyonlarca kez tekrarladım sana.. hayal kurmaktan vazgeç artık..

Wednesday, May 03, 2006

something magical is on the way..

mutluluktan ve heyecandan uyuyamadım!!!!... bileğim, sağ bileğim şu anda boş!!! tamam herşey şöyle başladı... kendim bir bileklik yaptım, bir dilek bilekliği.. ince bir ipten kırmızı incecik bişi.. böyle şeyler bi dönem popülerdi ya da ben kendim uydurmuşta olabilirim neyse..takarken bişi dileyip bileğine takıyosun, bileğinden çözüldüğü zaman dileğin kabul olmuş oluyo.. onun bileğimde olduğunu bile unutmuştum.. çoook uzun zamandır ordaydı.. ayy şu an boş bileğime bakıyorum da.. geçen gün istanbuldayken ve senaryo toplantısındayken, bir ara gözüm takıldı elimi şöyle bir götürücektim ki.. hop! açılıverdi!!! o an hiç önemsemedim.. aa açıldı felan dedim çantama koydum.. hatta geri takıyim dedim sonra uğraşamam dedim.. sonra akşam eve geldiğimde birden hatırladım, ben bu bilekliği takarken birşey dilemiştim.. yani dilemiş olmalıyım.. sorun şu ki ne dilediğimi unuttum.. ama eminim iyi birşey dilemişimdir. yani.. inşallah dilemişimdir.. çünkü kendimi biliyorum.. amaaann bileğine tak gerisini salla ne dileği yaa demişte olabilirim :( ama eğer dememişsem.. süper bişiiler olucak! buna çok inandım! eminim neredeyse.. öyle mutluyum ki.. heycanlıyım da.. bakalım nerreden ne gelicek te hayatımı değiştiricek.. beni ışıltılı, pırıltılı, mutluluk, neşe kahkaha dolu, aşk dolu, yükseklerde, yıldızlara taşıycak.. düşünmesi bile çok heycanlı...boş bileğime bakıp bakıp seviniyorum!! bir mucize bekliyorum bu günlerde.. içime doğuyo.. güzel çook güzel birşeyler olucak! ehi!

yürekten... offf offfffff

sevdim sandım
sevildim sanardım
sonra uyandım
sonunda ben anladım

ayrı kaldım
ayıldım bayıldım
sonra uyandım
sonunda ben anladım

öyle yürekten seviyorsan
aklı başından atacaksın
kimi yanında arıyorsan
önce içinde bulacaksın

aklım nerde
kaçırdım seninle
sorma ne halde
sorulmaz bu kimseye

öyle yürekten seviyorsan
aklı başından atacaksın
kimi yanında arıyorsan
önce içinde bulacaksın
DUMAN
Yeniden keşfettim bu şarkıyı.. offf.. dinleye dinleye uyuyorum.. ben.. aşık olmak nasıl bir şeydi.. birini sevmek..tutku..bağlanmak.gözünün dönmesi hatta.. hatırladım sanki.. bu şarkıyla hatırladım sanki.. koptum.. uçtum gittim.. gelirim kendime.. biri çıksa da.. hiç gelmesemmi.. onda mı kalsam.. off.. aldı götürdü beni bu şarkı yaa..
İlk çağlar hakkında herkesin bildiği bir kaç şey vardır. Bunlardan birincisi, kullanılan madenin adıyla anılması; taş devri, bakır devri, tunç devri gibi..
Bir diğeri ise, insanların hayvan derilerinden ve bitki liflerinden yaptıkları kıyafetleri giymeleri.
Şimdi bu popüler maden isimleriyle anılan çağlardan günümüze bakarsanız, aradaki gelişme çok üzücü ve korkunç. Şu yazının başından buraya kadar bile değil! Bazı insanlar hala homurdanıyor, bir şeye kızdıkları zaman çıkıp üstünde anlamsız sözlerle tepiniyorlar,erkekler sevdikleri kızlara sataşıp saçlarını tutup çekiyorlar, hala en iyi kazanma yolu birinin kafasına sert bir cisimle vurmak ve elindekini almak , evlerimizin sağlamlığından dünya görüşümüze kadar pek fazla konuda ilerleme kaydedememişiz ne yazık ki.!!
Bir tek ilerlememiz var, o da giysiler, bakın hakkımızı yemeyelim, hepimiz artık markalı gömlekler giyiyoruz. Ne yazık ki bir gömleğin üzerindeki etiket kimseyi daha bir insan yapmıyor..
Bazen yolda yürürken bir lama ya da ayı olması gerekirken yanlışlıkla insan olmuş bazı kişiler görüyorum. Düşünüyorum, yok, bunların 2000li yıllarda yaşıyor olması imkansız. Birileri bir zaman makinesi icad etmiş ve bu insanları ilk çağlardan getirmiş, fazla belli olmasın diye de üzerine bir etiketli (iyi bir marka ama!) gömlek giydirmiş,aramıza karışmışlar..
Şimdi benim gibi unutkan olmayan bazı akıllı kişiler peki devirlerin maden adlarıyla anılması ne oldu diyecekler, hemmen söyliyim, kapital(para)ist oldu şekerim.. kapitalist oldu..

ben burdayıııım!!

bi süre önce bilgisayarım hastalandı.. tamam dedim.. hadi yat dinlen madem.. yattı dinlendi.. uyudu büyüdü.. internet bağlantısını da kesti.. peki dedim.. ona sıcak çorbalar içirdim.. alnına bez koydum.. şimdi iyileşti :) ve wordde kalan yazıları teker teker koymanın vakti geldi! :)

Monday, April 24, 2006

kuaförde..

ben artık sarışınım! bunu baştan söyliyim dedim.. şimdi efendim 23 yaşında bi insanda olmaması gereken kadar çok beyaz saç teline sahip bir kişi olarak en sonunda bunlarla baş edemiyeceğimi düşünsüm ve dedimki tamam sarışın oluyim ben de böylece görünmezler fazla!! hahaha.. ne akıllıyım dimi.. diil :( bir kere bana sarı saç yakışır mı? zaten çok beyaz tenliyim.. hem koca kadınlar gibi görünme ihtimalim var.. üstelik sarı saç bana hep basit, bayağı bişeyi hatırlatır.. neyse zaten aralarına renk atıyomuş..meç miş röfleymiş.. hayır bu işleride hiç bilmez idim.. taaki bir günümün 4 saatini kuaförde geçirene kadar!!! şimdi ilk önce kuaförün havasından bahsetmek istiyorum.. çünkü cidden orası ayrı bir dünya.. bir bayan kuaföründen içeri girdiğiniz anda günlük sıkıntılarınızdan sıyrılıyorsunuz.. sıyrılmasanız bile hafifliyorsunuz.. hiç tanımadığınız bir kadın saçlarını boyatmış kaşlarını aldırırken bir yandan da size kızıyla sorunlarını anlatırken siz de bir yandan tırnaklarınıza oje sürülürken bir yandan da seda sayanın bugün giydiği kıyafetin çok güzel olduğunu ama yine de saçlarının yakışmadığını anlatırken bir yandan da kadının dertlerine üzülüp yan taraftaki dedikoduya da kulak kabartabilirsiniz.. fiyuuvv.... yaa bilmiyorum yaw. çok ayrı bi yermiş bu kuaförler.. meslekler kimlikler.. herşeyden sıyrılıyorsun..kafanı boşaltıyorsun.. sanki dünya üzerinde o an senin saç renginin tonundan daha önemli başka hiçbirşey yokmuş gibi.. tüm müşteriler çalışanlar ve giderek sen de kendini buna inandırıyorsun.. tüm cinayetler, hırsızlıklar, işkenceler, tecavüzler, yoksulluk, aç çocuklar, çaresiz hastalıklar, okulsuz köyler, dünya üzerindeki tümkötülük ve pislikler sanki hiç olmamış.. bu iyi birşey mi? hayır!! kafam boşaldı evet ama.. daha çok aptallık anlamında.. neyse.. saçıma yapılan tüm o işlemlerden sonra şu kadarcık aklımın kaldığına ve bunları yazabildiğime de dua ediyorum :) hehe.. eveeett.. öncelikle saçımı koyu çikolata rengine boyadılar ve ben tam bu kadar salak kadının içinde ne işim var diye düşünürken, aynada yansıyan komik ve aptal gömrüntüme bakarken.. bir şey oldu! elime geçen bir dergide fatih akının bir fotoğrafını gördüm! hakkında yazılanları okumaya başladım.. ve bu fotoğrafla birlikte oraya karşı bir sempati duydum!! (evet ben böyle acaip biriyim) derken kafamı matriksteki aletlere benzeyen birşeyin altına koymaları gerektiğini söylediler.. ondan önce korkunç ivan gelip saçımı bildiğiniz sera kağıdına sardı!! (korkunç ivanın asıl adı güven.. fazla konuşmadığı ve gülmediği, siyahlara büründüğü ve dee adını ilk başta yanlışlıkla ivan olarak anladığım için ona bu adı taktım) bu alet kafama heryerden sıcak hava vermeye başladı.. seralanmış kafam pişirilmiş servise hazır hale geldi böylece .. ama matrikse giremedim :P daha sonra korkunç ivan geldi ve saçlarımı yıkadı.. bakım yaptı.. yeniden yıkadı.. yumuşatıcı bi krem sürdü.. yeniden yıkadı.. daha sonra bir ilaç hazırladılar.. ilacın rengi maviydi!! bunu görünce mesuta (mesut kuaför.. bana sürekli aşkım bebeğim diyo.. çok komik ve biraz salak biri sanırım) aman dedim.. mavi mi olucak noolucak saçım.. hayır maviside iğrenç bir mavi.. aşkım öyle şey olurmu aaaa bu saçını açıcak ilaç rengine bakma sen bana güven dedi.. peki dedim başka bir şansım varmış gibi.. bir fürü folyoyla saçlarımdan azıcık tutamlar alıp alıp o ilacı sürmeye başladı.. korkunç ivan da yardım ediyo.. kafamda folyolarla çok cool göründüğümü düşünmeye başladım.. sanki bi bilimkurgu filminden fırlamış gibi yani ehe.. ama tüm kafamı paketlemeleri epey uzun bir zaman aldı.. biraz böyle bekliyceksin dedi.. hemmen fatih akının olduğu dergiyi aldım elime.. güç versin diye.. başladım beklemeye.. neyse gelip bir tanesini açtılarki.... köşede çiçek satan teyzeyle aynı saç rengine sahibim!!! hemen bi daha ilaç hazırladılar.. tüm o paketleri!!! bir daha açıp, bir daha ilaçlayıp bir daha kapatılar.. ve beni tekrar matriks aletinin içine soktular.. tam beklerken başladımı kafamın üst kısmı yanmaya.. ama öyle böyle değil!! ben yanıyorum diye fırladım koltuktan. mesut hemen kafama su tuttu.. soğuksu daha da beter etti.. ilaç akıp kafama değmiş!!! artık siz anlayın o ilacın ne kadar etkili birşey olduğunu.. ayy hatırlayınca bile kafam acıdı.. asit mi ne sürdüler.. artık kafam yandıkça soğuk suya dayıyoruz..ben çoktan geldiğime geleceğime bin pişman oldum.. neyse.. tekrar paketleri çıkardılar.. tek tek yıkadılar.. şampuanladılar tekrar yıkadılar.. cilaladılar.. tekrar yıkadılar.. bakım yaptılar.. tekrar yıkadılar.. bu arada ben korkunç ivanın kollarında uyumak üzereyim.. o kadar uykum geldi ki.. sıcak sular.. sıcak fönler.. saçımla oynayan insanlar.. gözlerim kapanmaya başladı.. ayakta tutamıyorum kendimi zaten bitap düştüm.. neyse bunlar saçımın renkleri hakkında annemle konuşurlarken elimi saçıma bi attım.. saçımın ucu koptu!!!!!saçlarımın uçları elime geliyo!!! artık içimden ne biliyosam sayıyorum.. mesut geldi.. aşkım uçlarından biraz alıcaz tabii dedi.. artık ona bıraktım kendimi itiraz edicek halim yok zaten bi de kestirdim saçımı :( onların parasını almadı neyseki. kuaförden çıkarken 4 saat geçmişti!.. ve biri gelip aa bakıyim ne güzel olmuş dediinde ona hırladım! 'kafama dokunmaaa' diye.. yani şimdi bazı şeyleri daha iyi anlıyorum.. misal banu alkan.. benim kuaförümden ne farkı var.. bebeğiiimm.. aşkıııımm.. aynısı.. hiç kızmıyorum kadına.. sonra aptal sarışın kavramı nerden türemiş?? ee kardeşim biri gelip senin saçlarınla da 4 saat boyunca oynarsa kafanı yakarsan sen de aptal olursun!!! kuförler çok acaip yerler çoook.. yani saç boyasına kimyasal şeyleri kafama sürmem diye karşı olan ben.. herşey bittiğinde, kuaförün o naif havasından dış dünyaya çıkmak istemedim.. sanki alkışlar eşliğinde kafamdan aşağı konfetiler yağarken, doğru tonu tutturduuuk nidaları eşliğinde çıkıcam kuaförden mesut(aşkım) ve korkunç ivan kapıdalar.. ağlıyolar, duygulanmışlar.. ben çok mutluyum.. sarışın oldum ya,dünya umrumda değil.. biri gelip başıma bir tac takıyor.. flaşlar patlıyor.. ben bir prensesim.. herkes te bunun farkında.. ahhh ahhh.. kuaförler çoook acaip yerler.. kadınların bu kadar çok gitmesine şaşırmamalı.. yakında bi fotoğrafımı da koyarım belki buraya..

Monday, April 17, 2006

yine yanıldım..

inanmıyorum! ina-na-mı-yorum!!! ya ben saf geldim saf gidicem heralde.. insanların bana söyledikleri şeylerin yalan da olabileceği hiç aklıma gelmiyo mu yaa.. her seferinde pek çok kişinin ilk okulda bıraktığı bi saflıkla gözlerimi anlamaya çalışarak kocaman açıp nası yaaaa diyorum.. aklım almıyor.. her seferinde hayal kırıklığına uğruyorum insanlardan yana.. tamam sevmediğim istemediğim güvenmediğim biri yalan söylese çok ta takmam, beklerim, ama güvendiğim inandığım insanların yalan söylemesini algılayamıyorum sanırım.. birine bir kere kalbimi vermeyegöriyim.. o, o oluyor işte.. bana bunu yapmaz diyorum.. o yapmaz yani.. neden yapmasın abi.. herkes herşeyi yapar.. doğru.. ama birbirlerine kalben yakın insanların birbirlerine yanlış şeyler yapmayacaklarına inanmışım.. ve şu anda da türümün son örneği olduğuma inanıyorum.. :(
hani biz ilkokuldayken ödevimizi yapmadığımız zaman dürüstçe söylersek, söylediğimiz için öğretmenimiz kızmazdı ya.. söyleyin yaa.. sadece dürüstçe söylediğiniz için bile kızmıycam, eksi koymıycam, sıfır vermiycem.. böyle olunca.. bırak sınıfta kalmayı, defterden silip atmak, sizin sayfanızı yırtmak istiyorum! off..
serkan;sen yanlış bir insansın.. annenler haklıymış..benden uzak dur artık..

Friday, April 14, 2006

shock haber açılmış!!!

bugün bir blogda gördüm.. öyle sevindim ki! hemmen açtım.. şekil de yapmışlar hehe.. iyi olmuş.. pek bi mutluyum sayfalarda geziyorum, linklere tıklıyorum.. oh bu saadet bin yılda ele geçmez.. tıklayınız efendim www.shockhaber.com ..

p.s. bas rahatla tuşu da duruyoo!! :)

Thursday, April 13, 2006

senanın filme doyduğu an.. ama vize haftasında yapma şunu yaa..

İşte 2 haftalık vize dönemim bitti (iyisiyle kötüsüyle :P) ve bugün şöyle bi düşündüm.. bu 2 hafta içinde izlediğim filmler..; Ölü Gelin, Tabutta Rövaşata, Fasülye, Wallace ve Gromit, Being Jhon Malkovich, Fiddler On The Roof, Güzel Dedektif2, V For Vendetta, A Lot Like Love, Sponge Bob Square Pants...
Hayır bir de bir çoğunu 2. kez izledim.. yani çok mu şarttı vize haftasında.. yok yok ben adam olmam.. ama hey! iyi bi film eleştirmeni olabilirim belki.. buna ne demeli?? yani şimdi herkes deli gibi ders çalışırken amaaaan hacım yaparım yaa diyerek film izlemem faydalı birşey üstelik?? çok sevindim! :D umarım bu açıklamam ailemi de tatmin eder :S [-baba sen bana adam olamazsın dedin bak ben de gittim film eleştirmeni oldum hehe - defol giiiittt gözüm görmesin senii hayırsız evlaaaaaat- ama baba?? - hanıııım tüfeğimi getiiiir :P]
aslında senanın sınava doyduğu ama filmlere (hemen hemen hepsine) doyamadığı an..

Tuesday, April 11, 2006

budur..

there is a theory which states that if ever anyone discovers exactly what the universe is for and why it is here, it will instantly disappear and be replaced by something even more bizarre and inexplicable. there is another theory which states that this has already happened. - douglas adams, the hitchhiker's guide to the galaxy

Sunday, April 09, 2006

i feel so useless and unimportant and unsucsessful and full of tears and.. beceriksizin teki.. burda kendi acılarımla boğulup öledebilirim.. kimsenin umrunda olmaz.. yapmak istediim iler ışık yılı uzakta.. hep yanlışım.. hep yalnızım.. hiç başaramıyorum.. sıyrılamıyorum.. karışamıyorum.. olmuyor.. hep eğretiyim.. nerde olursam oluyim.. şu an gözlerimin dolmasının nedeni de bu belki.. ah.. dayanamadı sol gözümdeki damla.. aktı aşağı.. hep yalnız ağlıyan birinin toparlanması çok zor olmuyo.. niye böyle ya.. ben niye başaramıyorum.. pırıl pırıl bi gelecek çok uzak bana.. çok yüküm var gibi.. oysa kafamı güzel şeylerle süslemiştim.. ama kimse kafanın içine bakmıyo bu günlerde.. ben de oturup ağlıyorum bilgisayarın başında hem de bi zavallı gibi.. şu hayatta bi böcek kadar faydam işe yararlılığım yok.. kendime güvenim.. beni anlayan bi kaç dostum.. benim diyeceğim iyi işlerim.. hep ilerde.. hep olucak.. sıkıldım bundan artık.. çok değersiz hissediyorum kendimi.. ve çok yorgun.. çok çirkin.. çok yanlış.. çok yalnız.. bi böcek kadar ezik ve değersiz..ve .. full of tears...

Friday, March 31, 2006

bugün duyduklarım..

-sizin klibin montajını ben yapıyimmi? çok klibim geldi de..

-ben çıktığım kızları sevmem genelde..

-aşık olmak bu günlerde çok popüler..

-ben bilmem senaya sor dedim..

-sena hasta mısın?çok kötü görünüyosun?..

-yaa uyumadın mı gece, benim de yarın sınavım var açık öğretim.. çalışıcam yaa.. bi konu kaldı zaten..

-bu üstün ne yaa.. yaz geldi kızım yaz..

-ya bak yazarın hayatını anlatıcam diye kolaya kaçmak istemiyorum, kitabı okuyim istersen..

-tamam o zaman sen okuyup bitirince kitabı bana da verirsin..


-bu görev dağılımını kim yaptıı??!!!

-cervantes'in don kişotuyla shakespeare'in hamleti arasındaki benzerlik ve farklılıkları yazınız..

-hocam karışık yazsak olur mu?? sırayla yazmak zorundamıyız??

-ee ne zamandır gitmemiştik.. tedbili mekanda ferahlık vardır..

-ya ödev de olsa derste olsa ben bulaşıkları bırakamıyorum.. illa yıkıycam..

-kızım sen selamsız mısın??

-senin kısa filmin var dimiieee???

-ne denmez efendim denir (bunu mahallenin delisi söyledi!!!)

-uff sizin sınavlar ne kolay keşke ben girsem senin yerine..

-bugün ayın 31 i mi .. hihihihi...

-ben size paranın üstünü daha sonra versem?..

-daha yeni mi izledin bu filmleri?

-o elindekiler hamletin notları mııı.. versene bi okuyim.

- ya ben binayı bulurum.. biliyorum sizin okulu.. tarif etmene gerek yok.

- nooldu film sena.. hiç sesin çıkmıyo..

-kominist misin kızım sen???

-öyle herkes düşündüğünü söylerse halkın kafası karışır..

-bu peynir kaşar peyniri mi? aa hadi yaa..

-düşünceler devletin denetimi altında olmalı.. devlet kontrol etmeli.. yoksa halkın kafası karışır.

-ben edebiyatı sevmiyorum.. karşıyım edebiyata..

-sizin matematiğe kafanız çalışmıyo tabii...

-burası türkiye!!! herkes düşündüğünü söyliyemez öyle!!!!!!!

-kitabı okudun mu? kalın mı?

-bugünlerde ıssız bi adada yaşamak fikri daha cazip gelmeye başladı..

-ben sana bütün o filmleri dvd ye atıp yollıycam..

-bunu yaparak süreyi uzatıyosun..

-makarna dünyanın en süper yemeğidir.

-biz seninle bi aralar msn de konuşmuştuk.. hatırladın mı beni??

-televizyonu olan insanlardan nefret ediyorum!!!

-konuşurken konunun dönüp dolaşıp dizilere televizyona gelmesinden nefret ediyorum!!!

-seninle konuşmayı özlemişim sena..

-sinemadan anlıyan birilerini bulmak çok zor şu günlerde...

-bir şey sormıycam amacım sadece muhabbet.

-hz. hamza hakkında çok bilgili değilim ama bi kaset dinledim çok etkilendim..

-benim sana hissettiklerimin üçte birini sen de bana hissetsen..

-aaa bunun filmini çekelimmi senaa??

-seni seviyor muyum bilmiyorum.. bugünlerde bunu düşünmek pek işime gelmiyor açıkçası..

-niye illa bişey demek zorundayım!!

-yalnız olmak zorunda değilsin.. gel demen yeterli .. kalkıp gelirim biliyosun..

-vizelerden sonra bu dersi böyle işlemiycez.. daha bi güzel işliycez.. bir hafta sınav olup bir hafta yazdıklarınız üzerine konuşacağız..

-gidip ibf nin kantinine oturup birini beklermi gibi yaptık.. etrafı kestik..

-seviyorum seni.. sen de beni sev!!

-sonra bi arkadaş geldi naapıyosunuz siz burda dedi! biz de birini bekliyoruz dediik!! ben bi de insan söz verdiği halde bu kadar geç kalır mı diyip saatime bakıyorum!!!! puhahahahahahaha

-sen çok sofistike bi kızsın..

-böyle cümleler kuramıyorum diye anlaşamıyacağımızı mı düşünüyosun??

-kendime yeni kitaplar aldım.. kendimi geliştiriyorum...

-bütün gece ışığın açık kalmış.. uyuyakaldın sanırım..

-ödev mi yaptın?.. şeyy.. bizim sesimiz seni rahatsız etmedi dimi? (sevgiliyle böğürme ve kikirdeme seslerinden bahsediyo)

-filmin konusu ne?

-bana göre sinema hollywooddur.. görselliktir.. ben sanat değil görsellik arıyorum..

-öl aslı!!!!!!!!!! (bu iyiydi ama ;) )




Sunday, March 26, 2006

YES


Biraz önce Sally Potter'ın Yes (Evet) isimli filmini izledim.. aslında şu an daha çok bir şiir okumuş gibi hissediyorum kendimi.. Dilimin döndüğünce filmin beğendiğim taraflarını anlatmaya çalışayım ancak filmi izlememiş olanlar lütfen okumasın farkında olmadan bazı şeylerin tadını kaçırmak istemem Filmde isimleri she ve he olan iki karakter var.. bunlardan she olanı sarışın, İrlandalı, hayatını bilime adamış, soğuk, evli ancak kocasıyla hiç görüşmeden yaşayabileceği bir düzen kurmuşlar, maddi bir sorunu yok, tanrıya inanmıyor, kocası tarafından aldatılıyor.. He ise, esmer, Lübnanlı bir göçmen, ülkesinde başarılı bir cerrah, yeni yurdunda şık bir restoranda ahçı, yabancılığını atamamış,hareketli, eğlenceli, akdenizli,müslüman, maddi olarak çok iyi durumda değil.. ve bu iki insan birbirlerine aşık oluyorlar.. ancak hoşuma giden tek şey bu konu olmadı.. öncelikle filmde bir şey dikkatimi çekti o da her yerde tepelerde bizi gözetleyen gizli kamera çekimlerine yer verilmesi.. hizmetçilerle ilgili kısımları ise çok sevdim! özellikle tüm temizlik, toz, dünya ve tanrı üzerine yaptığı felsefi konuşmalar çok hoşuma gitti.. Filmi bir kadının çektiği anlaşılıyor gibi.. bir şey daha var o da filmin çok doğal ve çok seksi olmasıydı.. Simon Abkarian'a dikkat!! filmin adının evet olmasına gelince.. yönetmen Sally Potter "Hayır kelimesi zaman zaman gerekli bir kelime. Çok gerekli bir sözcük. Ama dünya dillerinin en güzel sözcüğü Evet'tir. Günümüzde dünyamızın atmosferi son derece negatif, evet kelimesinde ise umut var, insanları anlamak var. Vücudunuz da "evet" kelimesine anında olumlu titreşimler verir" diyor. İki karakter ve temsil ettikleri doğu ile batı arasındaki çatışma ne kadar gösterilebilmiş derseniz.. beklediğim kadar değil.. ama filmin kesinlikle büyülü bir havası vardı.. ve not alınabilecek pek çok sözü bu arada orjinalini izlemenizi tavsiye ederim..ben türkçesini izledim çeviride fazla sorun yok ama.. şiirselliğini daha iyi yakalayabilirsiniz..

Saturday, March 25, 2006

Fareler Ve İnsanlar

Amerikan rüyasını daha çok bir karabasan gibi üzerinize çökerten bir kitap.. yalnız insanların diyarında bir dostluk öyküsü..
'...onu ben öldürmeliydim...'

About Schmidt


60lı yaşlarının sonlarında, emekli, eşini kaybetmiş, kızı kendinden her anlamda uzak bir adam ne yapar? Büyük ihtimalle hiçbirşey??? Filmi izlerken içimi dolduran boşluk duygusundan filmden sonra da kurtulamadım. Yaşlanınca ne yapacağım? Nasıl bir hayat yaşıyor olacağım? Çocukta yaparım kariyerde kadınlarından mı yoksa yalnız yaşarım hayatıma bakarım kadınlarından mı . ikisinin sonu da pek parlak görünmedi bana.. neden yaşıyorum.. nee inanıyorum.. hayatımı neye bağlıyorum.yaşlandığımda neye tutunacağım? çocuklarıma torunlarıma??? çocuk yapmayı düşünmüyorum diye bid bid konuşmasını biliyodun ama.. şimdi yalnızlık duygusu seni korkutunca çocukların torunların oldu birden.. sevdiğin erkek? hangi sevdiğin erkek? ayak bileklerinde ve ellerinde mor damalar olan, gıdısı sarkan, kulaklarından ve aslında heryerinden kıllar fışkıran bükülmüş beli.. az gören gözleri ve seni artık sevmeyen sevdiğin erkek mi??? herşey biticek.. aşk, güneşli güzel günler, isyankarlık hakkın, hızlı hareket.. korkunç bişey!!!!!!!!!! ve filmin vurucu cümlesi; ben öldükten sonra ve beni tanıyan herkes de öldükten sonra.. hiç yaşamamış gibi olucam....

Saturday, March 18, 2006

Bazı Türklerin nafile batılılaşma çabaları bana hep şunu hatırlatır.. İki genç insan düşünün, biri kız biri erkek ve 1 haftaya yakın bir süredir çıkıyorlar. Gözümün önündeki bu iki insandan biri diğerine 'Romeo ve Juliet' gibi olma vaadi veriyor!!!! Bu ne talihsiz bir temennidir, çünki belli ki bu genç arkadaşlar Romeo ve Julieti okumamış/izlememiş, Juliet ve Romeo birbirine düşman iki ailenin çocuklarıdır, sonunda da birbirlerine kavuşamadan dokunaklı bir biçimde ölürler, yani özenilecek hiç bir tarafları yoktur.
İşte Türkiye'nin batılılaşma çabaları da böyle görünüyor gözüme.. iyi niyetli ancak kötü temenniler. Aslını astarını bir türlü öğrenemeden ve sonuçlarının ne doğuracağı hakkında hiçbir fikir sahibi olunmayan temenniler.. ve korkarım bu temennilerin sonu Romeo ve Juliet'in sonuna benzeyecek. Olur da benzemezse, aşklarını Romeo ve Juliet gibi yaşamak(!) isteyen yeni aşıklar türeyecek...

Tuesday, March 14, 2006

peki ben şimdi naapıyim.. cuma gününe kadar tam 6 kitap okumam 2 film seyretmem 2 makaleyi almancadan türkçeye çevirmem 4 eleştri 1 kitap tanıtım yazısı yazmam gerekiyo...

peki ben şimdi naapıyim.. sevdiğim kişiden uzun zamandır bir yüz bulamadım.. bi başkası geldi bana aşık oldu.. tam ne iyi çocuk deken.. diğeri çıkagldi.. öyle karıştı ki hayatım.. kimseyi kırmak istememekle beraber herkesi kırıyorum..

peki ben şimdi naapıyim.. master kastır..hastir! sinema okuma da ne okursan oku diyen bi aile.. sinema aşkıyla yanan bir yürek... burs bul.. yüksek yap..ders çalış.. hava nasıl onu bile bilmeden yaşa.. kafanı kaldırama.. bin parçaya bölün.. her parçandan başarılı olmak zorunda kal..hiç birinde de gönlünce başarılı olama..

peki ben şimdi naapıyim.. aynı anda 3 öğrenciye ders ver.. bi dakika bile boş vaktin kalmasın.. sonra arkadaşların arayıp sitem etsin.. ne arıyorsun ne soruyorsun.. akrabalar küssün.. hiç uğramıyosun diye azar işit..

peki ben şimdi naapıyim...

Saturday, February 18, 2006

Daha önce 'işim var gitmeliyim /daha sonra görüşürüz/ aslında şu an biraz meşgulum' gibi sözlerinin ardından hemen gitmemesi vee 'seni çok güzel buluyorum ve tüm gece seni düşünücem/ yine de gitmek istemiyorum ama' gibi denyo-romantik cümleler kurmasını hayal ettiğim kişi bugün bi senaryosunun üzerinde çalışması gerektiğini söyleyince iyi hadi madem ben tutmiyim seni deyip adios u çekip adamı yollamaya çalışmam ve bunu son anda farkedip onunla da paylaşmam.. garip yaa.. gün olur devran döner demişler dimi ama.. döndü.. peki döndü de iyi mi oldu.. hayır :( şimdi ben işim var gitmeliyim diyerek kalp kırdığımı da bilerek insanları başımdan savmak suretiyle uzaklaştırıyorum.. belki ben şu anda bir insanın kalbini kırıyorum.. hatta şöyle de demişler dimi.. sevdim sevilmedim seveni sevemedim.. wallahi de demişler billahi de demişler.. peki şunu demişler mi? sevdiğim başka sevenim başka.. şaşılacak şey! onu bile demişler!! bana artık diyecek bir şey düşmez..
p.s. yarın ki senaryo toplantısında 2 kişi kalırsak sosyal fobi grubuna katılmayı önericem bu arada.. insanların ilgisizliği... off.. işte bu yüzden sevmiyorum sizi.. gidin gidin hadi.. konuşmaya gelince vır vır işe gelince kimse ortada yok.. peki 'a little less conversation a little more action' demişler mi? inanılır gibi değil ama demişler!

Wednesday, February 15, 2006

picus dergisi hoşçakalın dedi..

Dünün 14 şubat olması ve bir 14 şubatı da diğerleri gibi yapayalnız geçirmem ve hatta yolarda geçirmem yeteri kadar kötü değilmiş gibi.. bir edebiyat dergisinin çöküşünü gördüm.. :( 14 şubatın saçma birşey olduğunu .. sevgilim olsa bile tenezzül edip kutlamayacağımı.. bir pazarlama taktiği olduğunu.. kapitalizmin oyunu olduğuınu.. ve sevgilisi olmayan her insanın söylenip durduğu bi ton şeyi söylenerek kaydımı yaptırıp tren istasyonuna gitmiştim.. yolda okumak üzere bir dergi almak istedim.. penguen alacaktım her zamanki gibi.. tam o anda picus dergisinin kapağını gördüm.. eski sayıların kapakları var.. ve hoşçakalın yazıyor... zaten soğuktu eskişehir ve istasyon.. zaten soğuktu o gün yalnız yalnız dolaşan kalbim.. daha da soğudu.. daha da üşüdüm.. edebiyat dergilerinin kaderidir yazmış editör de.. biz farklı olur sanmıştık ama.. olmadı.. üzüldüm ben.. kendime kızdım.. her hafta her hafta aldığım penguenleri düşündüm.. edebiyatçı olucam bir de.. hiç desteklemedim yaa.. :( ya da çok az destekledim.. her ne kadar popülistlikle suçlansalarda.. o son sayıyı ayrı okudum.. daha kıymetli geldi gözüme.. sayfalarını çevirirken.. isimlere bakarken..kapanmasın edebiyat dergileri istemiyorum.. (bir de bir 14 şubatı daha yalnız geçirmek istemiyorum!!! tamam sevgilim olsun kutlamıycam söz:))

Friday, February 10, 2006

Yağmur ince ince yağıyordu..
saçlarının üstüne..
ve gözlerin sadece yağmurda böyle ıslak ve umutsuz bakıyordu..
bekliyormusun hala..
sandaylende oturmuş.. ellerin kucağında?
bekleme...
sana yüzbin kere söyledim!!! bekleme diye!!!
saçlarını açınca mutlu olursun sandın dimi?
boktan şiirler ve ucuz içkilerle..
hayatta yolumu bulurum sandın..
peki bu umutsuz iç sıkıntısı nedir??
kesip kesip yerlere attığın saçların?
mendillere sakladığın gözyaşların
avucunda her ne kaldıysa bugüne dair
karşılarına geçip bakabilmeliydin
ve sana yüzbin kere söyledim!!!!!!!!
camdan dışarı umutsuzca bakma diye..
çünkü yağmur sadece umutsuzların üstüne yağar..
bütün mutlu insanlar bunu bilir..

Saturday, February 04, 2006

sınırsız pizza günü!!!!!!

İkinci bir emre kadar pizza yazmayı,okumayı,görmeyi,koklamayı,dokunmayı,cümle içinde kullanmayı, ve hele hele yemeyi kesinlikle yasaklıyorum!!!!!!!!!!!!

Wednesday, February 01, 2006

narnia günlükleri


Bugün Narnia günlüklerini izledim.. doğrusu çok ilginç bir şey oldu.. ben filmi izlerken lewis'in doğu tarihi mitolojisi ve kültüründen etkilenediğini düşünmüştüm.. oysa biraz araştırma yapınca.. lewis hayvan sevgisi olan iyi bi hıristiyanmış.. hepsi bu :) Öncelikle aslan ın adının aslan olması :) sonra çocuğun biraz daha lokum yiyebilmek için kardeşlerinden vazgeçmesi ve kötü büyücünün yanına gitmesi.. hatta düşmanların üzerine taş parçaları bırakan ebabil kuşları!! tabiiki batı mitolojisinin etkileri de yabana atılamazdı.. ancak düşündüğümün tam tersine tıpkı çocukluğundan beri iyi bir hıristiyan olarak yetiştirilen bir yazardan beklendiği gibi elma ağacının simgelediği adem ve havva motifleri hatta ilerki kitaplarda susan ın naylon çorap giymesi ve ruj sürmesi yüzünden narniaya alınmayacak olması!!! üstelik narnia'ya hiç noel gelmiyor yani Hz. İsa'nın doğumu gerçekleşemiyor........ benden film eleştirmeni olmas yaw :) halbusuki bayaa da doğu motifine rastlamıştım.. gerçi kitabı okumak lazım tabii.. bu bir filmdi ne de olsa.. ama narnia müziği bile.. doğu ezgilerini çağrıştırıyordu bana.. hatta şu anda indirdim onu dinliyorum :) bir de yüzüklerin efendisi ve harry potter ın benzeri yorumuna katılmadan edemeyeceğim.. lewis zaten tolkienin kankasıymış.. harry potter ın yazarı da narnia günlüklerinden etkilendiğini itiraf etmiş önceden.. yani yapımcılar da 3 aşağı 5 yukarı aynı kişiler olunca böyle bir benzerlik haliyle kaçınılmaz oluyor.. tabii bu biraz daha aile filmi olmuş.. light yüzüklerin efendisi diyebiliriz.. :P yok abi yok benden film eleştirmeni olmaz ...

Friday, January 27, 2006

evet.. finaller bitti.. çevreye verdiğim geçici rahatsızlıktan dolayı özür dilerim.. bayaa dağıttım..ancak sonuçlara bakınca.. gerçekten bu dönem başarısız bir dönemdi benim için.. bir dahaki dönem böyle yapmamaya söz vermeliyim.. amacımı unuttum.. dersleri geçmek, belgeler almak diildi istediğim.. rusçadan geçmek değil önemli olan rusçayı öğrenmek.. ya da almanca.. fark etmez.. çeviri yapabilicekmiyim.. yapısalcı eleştri yapabilecekmiyim.. ya eski konular.. osmanlıcam eskisi gibi mi.. yoksa unutulmaya yüz mü tuttu.. aklım nerde benim.. olmıycak şeyler yapıyorum. böyle giderse o sağlam duruşumu kaybedicem.. kararlıydım, akıllıydım.. bi de şu halime bak.. bu altyapı ilerde yapmak istediim işler için lazım bana.. en iyi olmak zorunda değilim.. ama en iyisini istiyorum.. nedir bu aptallaşmş halim.. tuttum bi çocuğa ilan-ı aşklar falan. naapıyorum ben böyle biri değilim ki.. üzerimde bi isteksizlik bi halsizlik.. tembellik demeye dilim varmıyo.. yapmak istediim işlere ihanet mi ediyorum? bu gün itibariyle istanbula gidiyorum.. kendime çeki düzen vermeliyim.. senaryolar yazmam gerek.. ve poh poh perileri.. mükemmel e yakın bi klip olmalı :) ve yapabilirim biliyorum.. sadece yönümü biraz şaşırmıştım.. rotayı düzelttik tamamdır.. tam yol ileri!

Tuesday, January 17, 2006

Dün ilginç birşey oldu. Almanca edebi çeviri sınavına hazırlanmak maksadıyla biraz çeviri yapmak ve almanca birşeyler okumak istedim. Elimi bir kitaba attım ve ilk sayfasının arasında küçük küçük 3 not kağıdına önlü arkalı yazılmış şu yazılar çıktı. Eski bir sevgilinin bana büyük ihtimalle çocuk gibisin demesiyle gece tahminen 1:30 sularında bir kızgınlık ve alınganlık anında yazılmış.. bir nevi iç hesaplaşma :) Ben ruh hallerine göre ayırmaya çalıştım :P
'Ben çocuk muyum? Gerçekten de salak bir çocuk gibi mi davranıyorum? Ona layık değilmiyim?
Ama belki de o bana layık değil.
Ne yapmalıyım?
Büyümeliyim.Olgun, yetişkin bir kadın gibi off bu sözler bile ne kadar sıkıcı geliyor. Değişmek zorundamıyım yaa. Neden böyle kalamıyorum?
Benimle dalga geçiyor:( Daha çocuksun diye dalga geçiyor. APTAL!
Benden 1 yaş küçük benimle nasıl dalga geçer.Bak işte nasıl kalbimi kırdığının farkında bile değil. Arkasını dönüp uyumaya başladı bile.
Ama hep böyle yapmıyo. Anlasa üzüldüğümü mutlaka gönlümü almaya çalışırdı. Bana çok iyi davranıyor. Beni seviyor mu? Seviyor galba.
Tabii küçük çocukları herkes sever.
Hayır öyle değil beni gerçektende seviyor. Bana aşık.
Aşık mı?. . .Ne zamandan beri aşka inanıyoruz Sena hanım?
Aşık olduğumuzdan beri! Ya o benim için değişmeye çalışıyor, ben de onun için değişmeliyim. Onu seviyorum. İlerde evlenmesek te ben onu seviyorum. O benimle sinemaya geliyo, Nil in konserine geliyo.
Ve yarısında kalkıyo..
Ama yine de geldi. O sevmesede benim için birşeyler yapıyor, bende onun için yapmalıyım. Eğer büyümemi istiyorsa büyürüm. Aptal bi çocuk gibi davranmam. Bunu yapmalıyım evet. Artık olgunlaşmalıyım!
Nasıl ama?
Gece 1:30 da Hulki Cevizoğlunun beyin dalgalarını yönlendirme ve kontrol etme hakkındaki programını izleyerek başlamaya ne dersin? Yeterli olur mu bilmem ama kulağa ciddi geliyor.
Ciddimi??? ................ ıyk!'

İşte böyle.. 1. sınıfta çıktığım bu çocuk büyük ihtimalle büyü artık falan demişti. Çok iyi hatırlıyorum sinemadan nefret ederdi... tiyatro, konser hiç sevmezdi de bahar şenliklerinde Nil gelmişti, güç bela gittik yarısında kalkmıştı. Ona ağırbaşlı hanımhanımcık ve düzgün bir kız lazımdı, umarım aradığını bulmuştur. Benim hayalci ve rahatsız bünyem ona biraz fazla gelmişti sanırım :) Çok uğraş verdik ikimizde ama iyi oldu ayrıldığımız..oturup ağız tadıyla muhabbet edemeyen, hiçbir konuda anlaşmayan, ciddi bir şeyler konuşmaya kalktıklarında 3. dünya savaşı çıkaran ve aynı şeylerden hoşlanmayan insanlar birlikte olmamalı..... Vay bee.. güya çeviri yapıcaktık, yalan oldu o da tabi :)...... nerden nereye.....

Friday, January 13, 2006

yazı-tura..


Uzun süredir düşünmekteydim.. kamera açıları... nası olur.. şöyle yeni filmim için.. bu filmi izledim.. yazı-tura.. oyuncuların mükemmelliğini falan geçiyorum.. herşeyiyle bomba bir film olmuş eywallah.. ama açılar.. açılaaar açııllaaarrrr şimdi gözümde canlandılaaarr.. :P.. fikir verdi.. hoş oldu.. eyvallah.. uğur yücel adamım zaten.. vaktinde izleyememiştim üzülmüştüm.. şimdi izledim de mutlumuyum? evet mutluyum.. olley!!
geyik geyik.. hep geyik yaw.. ne diyordum.. evet.. olgun şimşek te adamımdır kendisi.. zaten gözümde iyice yükselmişti .. böyle her role girip her kılığa bürünüp hepsinin hakkını verebil sen.. wallahi bravo! yani çocukta oluyo, kıro da, kötürüm de, kahaman da.. budur yaa... evet iyi film..
YAZI\TURA..
-Bizim de kendimize göre hayallerimiz var tabii..

Wednesday, January 04, 2006

Dün felsefe dersine girmeyip okuldan fırladık cesur civcive gittik.. tüm filozoflardan huzurlarınızda özür diliyorum.. filme gelince.. animasyonları seviyorum ama daha iyilerini de görmüştüm.. filmlere gönderme yapmaları güzel olmuş..ama daha iyilerini de görmüştüm..

Tuesday, January 03, 2006

Filmin mi var derdin var kardeş.. Millet birbirine girdi yaw.. ben hem eğleneceğimizi hem çalışacağımızı ortaya da güzel bir iş çıkaracağımızı düşünmüştüm.. pek iyi bi ekip oluşturamadık.. inşallah kimsenin kalbi kırılmaz sonunda..... daha öbür filmin montajı duruyo.. off.. filmin mi var derdin var....