Thursday, December 29, 2005

bir hacivatim, bir karagözüm değer dünya malına...
kimseye değmezmiş :(
ühüüüüüüüüüüüüüü

Tuesday, December 27, 2005

dilime dolanan bir türkü..

Tanrıdan diledim bu kadar dilek

O yarin yüzünü bir daha görek

Gel aman aman yanıma

Kıyma bu yazık canıma

Bir kara kaşın bir kara gözün

Değer dünya malına

Bana kısmet değil dizinde yatmak

Dizinde yatıp da yüzüne bakmak

Gel aman aman yanıma

Kıyma bu yazık canıma

Bir kara kaşın bir kara gözün

Değer dünya malına...

sebepsiz değilmiş dilime dolanması :)
yurt nasıl bişeydir ya... evden yurda döndüğün o akşam hissettiklerin nasıl açıklanabilir.. hangi kelimelerle... karanlık odanın ışığını bile açmak gelmez içinden. valizini yere bırakırsın.. -anne evet geldim ben.. hıhı..iyiydi yolculuk.. evet.. tamam.. sende selam söyle.. .siz evinizde oturun şimdi..ben burdayım.. niye burdayım lan ben?? geri dönmek.. o da olmaz.. yurtta kalmanın iyi tarafları da kötü tarafları da var tabii sanırım daha çok kimlerle kaldıınıza bağlı bunlar ama yurt nedir sorusuna en güzel cevap şudur bence: 'evden döndüğünde tertemiz ve mis gibi kokan nevresimini sunta kokulu yatağına serip ne işim var ulan burda düşünceleriyle yatıp asla uyuyamamak' off..
böyle değil sena biliyosun sadece bu yurtta böyle oldu..
hayır ilk kaldıım yurtta öyleydi ama orda birlikte yaşadıım insanları çok seviyordum sonra ev falan iyiydi herkes..
sevilmeye alışmış küçük bi çocuk gibi davranma.. :(
tamam..
özür dilerim..

Monday, December 19, 2005

inleyen nağmeler ruhumu sardı.. bir rüya ki orda hep şarkılar vardı...
masamda kendi kendime oturmuşum, arayan soran her zaman ki gibi yok, turkcell'den gelen bir mesaj en son yüreğimi sızlatan.... tek başımayım,camdan dışarı bakıp yıldızları gördüm..tek başımayım ve gülümsedim yıldızlara da tek başıma ve kimse aferim kızıma deyip başımı okşamadı, okşamazlardı çünkü onlar bir aradaydı, yıldızlar, onlar hep parlaktı, yukarıdaydı ve insan ha deyince bir tanesine ulaşamazdı....yani odamın camından onlara yolladığım bu çekingen ve yalnız gülümseme daha onlarca kabul görmeden kapıdan çevrilmişti büyük ihtimalle.. ben de her zamanki gibi içime, yanimasama döndüm.masam iyiydi..yapıştırdığım resimlere baktım ve kucağına uzandım masamın,canımm diye bir ses..duymadım..sıcak bir kucakta bulamadım ama itilmedim de... şu resimlere tek tek baktım..amma da salaktım..masasında uyuyakalmış bir çizerin kafasından fışkıran dünyalar, puro içen bir melekle öpüşen yaralı ve silahlı bir kız,Gandalf her zamanki asasına dayanmış, talihsiz serüvenler dizisinden bir sahne, yanmış evin içinde çocuklar, kafeste bir balık,bir sürü post-it,gaz verici sözler,takvim,işaretlenmiş tarihler,,,,,,kendi dünyamda mutluydum tabii ama yalnızdım da, tüm tatminsizliğimin bu yalnızlığımdan kaynaklandığını düşündüm...ukala biri olmak nasıl bir şeydir acaba? Düşündüm... sevilmediğimi düşündüm kimse tarafından delice, kimse atarafından hatırlanmadığımı düşündüm turkcell dışında ve eğer para da harcamasaydım, belki de gelip beni öldürürlerdi!!! boşuna ağaçlar kesiliyor senin yüzünden!!! Düşündüm... sonra da eee dedim, yeşil gözlü uzun boylu, ince belli bir dilber olamadın dedim..seni bu halinle kim sevsin,ama haksızlık bu dedim, değil dedim.. erkekler bunu ister.. bilirsin dedim.. sustum cevap veremedim..hem tersinin hak olduğunu idda edebilirmisin? sevmem böyle şeyleri dedim.. beceremezsin de ondan dedim.. keşke güzel şiirler yazabilsem.. ama en azından güzel şiirleri okuyabiliyorum....bunun için teşekkür ettim. Yine kimse başımı okşayıp aferim kızıma demedi, çenemi şöyle bir kaldırdım masadan.. bir şeyler olacak.. hadi! şimdi! şu saniye! HAYDİ! Bir şey olmad.. Fazla büyük beklentiler içinde olduğumu düşündüm. Normal şeyler, alınabilir şeyler, örneğin bir incikolye, bir salon takımı, zengin bir koca, 2 tatlı çocuk.. (sahi her şeyin bir fiyatı var mıdır?) bunları hayal etmem gerekirken tutmuş neler hayal ediyorum. Hiç olmayacak şeyleri hayal etmek nasılbir duygu? Kiminle konuşuyorsun? :) Bilmem sence? Cevap vericekimsem yok şu an. Saçlarımı okşayıp aferim akıllı kızıma diycek biri yok.. arkadan gelip sarılıcak, beni hiç bırakmayacağını söyliyecek biri yok,yok,yok, nasıl olduğumu şu an ne hissettiğimi merak eden biri , oralarda bir yerlerde olmalısın.. sen yalnızca benim kafamda yaşamıyosun..senin bu dünya üzerinde yaşadığına inanmak istiyorum. Elleri ceplerinde, gökyüzüne bakanve beni merak eden biri,sen! Hey! Burdayım! HEY!
Canlı yayınlarda arkadan kameraya el sallayanlar, dünya üzerinde yaşadıklarınıkanıtlamaya çalışan,ben de burdayım,beni de görün demeye çalışan başarısız insanlarmış. Bunu bir blog yardımıyla yapanlara ne demeli...
uçan kuşlar, martılar, yeşil tatlı bir bahar, gülen şen sevdalılar vardı........

Sunday, December 18, 2005

yumurta çakılmaz, kırılır
ilaç atılmaz, alınır
sofrabezinin adı peçete değildir
dizi ile film ayrı şeylerdir...

Saturday, December 10, 2005

dilencilere hiç para vermem ben.. ama geçen gün bir tanesinin önünden geçerken düşündüm.. ulan biri çıkmış yola önünden gelene geçene dua ediyo.. senin iyiliğin için sadece.. bu insanların yaşaması lazım,bizim bunları yaşatmamız lazım!! ama gene de para vermedim.. he he hee :)

flight plan..

Ya bizim Süleyman hoca şöyle demişti bi kere ; bir oyuncu hep kendini ve/yahut aynı kişiyi oynuyorsa o iyi bir oyuncu değildir.. filmi bu cümle bağlamında eleştirmek gerekirse.. panic room u alıp uçakta çekmişler diyebilirim + jodie foster iyi bir oyuncu değildir.. walla öyle..

Thursday, December 08, 2005

babam ve oğlum...


Babam ve oğlumu izledik zeyneple .. her ne kadar iyi film olsa da sanki ya naapsamda şu izleyenleri ağlatsam gibi bi hava vardı sanki.. şimdi oyunculuk iyiydi yalnızca filmin başındaki ablanın hamileliği biraz sırıtmış gibiydi... o kız dışında herkesin oyunculuğu iyiydi ama o çocuk!!! o çocuk.. o çocuk kimdi yaw? Ege Tanman mış.. evlat edinicem o çocuu ben.. çocuk bitirdi beni.. afferim çocuk sana.. sen belki de bu sayfaları hiç okumıycak olsan da afferim.. ya aslında ne biliyomusun blogcum konu çok kötü yaa bi çocuk yaa annesi yok zaten ya babası da ölücek.. ona bunu nasıl anlatıcaksın yaa. çekimi mekimi beni ilgilendirmez yani yok efndim dizi gibiymiş televizyoncu olduu çok belliymiş kamera açıları bilmemneymiş.. konusu çok üzücü.. o bi çocuk yaa diyosun.. için eziliyo.. o babanneyle dedeyi öyle iyi anlıyorsun ki. zaten oğulları bir dönem gördüğü işkenceden bu hale gelmiş,ölüyor.. bir şey yapamamışlar.. ne yapsınlar biricik torunlarını mutlu etmek için.. kendi ailen geliyor aklına torunları için çocukları için neler yaparlar onu hatırlıyosun..hatta bi ara bi film izlemiştim o da beni seviyor diye.. doğallığı onu hatırlatıyor. yani bu film adamı vuruyorsa konudan vuruyor.. ağlatıyorsa konudan ağlatıyor.. bu da sinemada biçim mi konu mu soruma geliyor.. şu an konu 1 -0 :) ha bu arada ben çok ağlamadım genede öyle gözlerim falan şişmedi.. zeynep mi? o hiç ağlamadı..

cevapsız arama 2

Cevapsız arama 2 yi izledim. ya artık sapıtmışlar yani.. korku desen ilkindeki gibi kesinlikle korkmadık ya hata hiç korkmadık.. konusu iyice saçmalaştı.. biz düğüm çözülücek diye beklerken ya nooluyo yaw manyakmısınız hey allaam yaa kıvamına geldik.. bitirmişler abi daha devamı gelmesin bu serinin bence..

Wednesday, December 07, 2005

bu günlerde şunu çok sık düşünmeye başladım.. ben kimsenin sevmediği, kimseyle anlaşamayan, uyuz bi kızmıyım.. hiç kimse tarafından sevilmemenin üzüntü ve kasveti bir yana kendimi insanlardan soyutladım soyutlıycam.. bunu daha önce düşünmemiştim hiç hani ben hep çok sevilirdim ya.. eskidenmiymiş o günler... ben insanlardan uzakmı durmalıyım... bunu düşünüyorum.. kendimi anlatabileceğim birini bulabilecekmiyim.. öyle biri varmı.. bende kendimi anlatıcak mecal kaldımı.. istiyormuyum bunu..................... insanlardan uzak mı durmalıyım.. onlar normal ve düzenli hayatlarına devam etsinler mutlu olsunlar..sinemalara girsinler.. birbirlerinin aynı yada zıddı fikirlerini söyleyip dursunlar.. bu bir aşağlama değildir.. ben kendimi ait hissettiğim bi grupbulamadım.. insanlara karışamadım.. bu fikrin üzerinde durucam.. ve bir cevap bulursam sana yazılıcam.. sevilmeyen insansam ve bunu kaldırabiliceksem.. yalnızlık benim alınyazımdır bundan sonra..

Monday, December 05, 2005

sen ne dilersen..

Bugün Haşimoyla sen ne dilersen e gittik.. görüntüler falan çok güzeldi.. yalnız film ara ara türkçeden çıkıyo anlamıyosun :P yok film güzel olmasına çok güzeldi görüntüler süperdi! kostümler fln.. ama sonunda -spoiler- ışın karacanın numaradan zeka özürlü gibi davranması biraz saçma geldi.. yani kardeşim olurda bu kadarmı numara olur :p neyse sonuçta güzeldi.. ama mesela benim gibi hayalci birini alıp götürmedi.. niye götürmedi? işte orasını yönetmene sormak lazım cem başeskioğlu niçin götremedi beni filminiz? ha bu arada müzikler süperdi!

Sunday, December 04, 2005

... tam 4 saatir direksyon başındayım.hava sıcak ve kuru ve bu lanet arabanın kliması yok.yine de araba benim olmadığı için fazla şikayet etmem doğru olmaz.şehirden artık iyice uzaklaştım ve kafamda bazı sorular var örneğin buraya nasıl geldim, bu insanlar da kim ve nereye gidiyoruz.....

Friday, December 02, 2005

sıradaki şarkı eskişehirdeki yurt arkadaşlarıma..

beni artık yormayın, daha fazla sormayın, vardır elbet bildiğim boşuna uğraşmayın
biraz sinirliymişim, bişey beğenmezmişim, evden hiç çıkmazmışım, iki laf etmezmişim
çünkü gülyabaniyim ben çok yabaniyim ben girerim rüyanıza, hepinizi yerim ben
doğduğum günden beri mecburen içerdeyim, en doğrusu böylesi dışarı çağırmayın
biraz kibirliymişim, bi selam vermezmişim, biraz acayipmişim, galiba deliymişim
gülyabaniyim ben çok yabaniyim ben girerim rüyanıza, hepinizi yerim ben
gülyabaniyim ben pek yabaniyim ben girerim rüyanıza, hepinizi yerim... heheheee

Thursday, December 01, 2005







resimleri koyuyim dedim.. ninyeyse becertemedim. amaann bu kadar artık neyse..

Harry Potter a gittim.. büyülendim.. döndüm...

Wednesday, November 30, 2005

Eveett uzun zamandır yazamadım.. filmi çektik çok şükür.. önce bunu haber veriyimde.. haberi de kime veriyosam.. neyse.. bi teyze bize browni getirdi :) canım.. karakolda kameramızı şarz ettik. kamera bünyaminin..(bünyamin.. evet.. bünyamin.. bambaşka bi insan off neyse) çekimlerde önce gergindim.. derken açıldım.. sonra coştum!!! :) biz eğlendik.. inşallah izleyenlerde eğlenir.. bir de montajı bitsin.. eğlenceli bir montaj olmalı.. öyle ki izleyenler ama bu emre altuğun reklamına benziyo demesin :).. hayırlısı.. bitsin bu film.. yenileri gelsin :)

Saturday, November 26, 2005

Bi film çekmek.. bi kısa flim çekmek ne kadar zor olabilirki... ne kadar... en fazla ne olabilirki?... ne... mesela kameran olmayabilir... bu ciddi bi engel..2 gün içinde 5 oyuncu değiştirmek zorunda kalabilirsin.. telefon sesinden korkarak yaşamaya başlarsın her telefon bi aksiliğin habercisi olmuştur artık.. tam 3 haftadır işi gücü -vizeleri- bırakıp yoğunlaştığım işin nihayetine gelmiş bulunmaktayım..yarın sabah 10:30 da gerçekleşmesini beklediğim bi çekimim var.. ve her an biri arayıp birşeylerin olmadıını söyliycek.. hayırlısı olucak.. bundan eminim.. eğer çekimler bir şekilde olmazsa.. film çekmeyi bırakıp kendimi resime vericem.. bitatile çıkmayı isterdim.. omuzları çökmüş bi insan oldum..iyimserliği elden bırakmamalı yinede.. yarın yeni bir gün...ama yeni günler beni korkutur oldu..

Monday, November 14, 2005

bir silah tüccarı için en pahalı şey barıştır...


Lord of War, ne yalan söyliyim ilk başta Lord of The Rings'le olan isim benzerliğiyle dikkatimi çekmişti. Sonra bigün fragmanını izledim, gerçekten sıkı bi filme benziyodu. Dün akşam vize haftasına girmenin de etkisiyle iyice sıkıştırılmış kafamı bi film izleyerek dağıtayım dedim.İstanbuldan getirdiim 2 film kalmıştı biri Cevapsız Arama 2 diğeri de Savaş Tanrısı. Bünyeyi daha fazla germemek adına bu filmi izledim. Film Ukrayna asıllı, sahte Yahudi abimizin, küçükten başlayarak, gitgide belini doğrultan bi silah satıcısı olmasını, kardeşini de bu işlere bulaştırarak güzelim çocuun hayatını mahvetmesini, sevdiği kadına yalan üstüne yalan sunarak evlenmesini, hayat hakkındaki özlü sözlerini, savaş ve silah ticaretinin bir türlü görmek istemediğimiz yüzünü (ohoo amma cümle olmuş, peki bitiriyim.)insan hayatının ne kadar ucuz olduğunu anlatan bir film. Filmden farklı zevk sahipleri farklı şeyler bekliyebilir, daha politik, daha hareketli,daha duygusal... Bu bence cool olmuş :) Ancak benim dikkatimi çeken ve daha hoşuma giden şey filmin ilk 5 dakikası oldu. Bir merminin yolculuğu adıyla müthiş bi kısa film olurmuş yaa.. Filmin sonlarına doğru olaya biraz daha felsefik bir misyon yüklenilmiş, sadece şu iyilik için savaşan(!) ajan biraz inandırıcılıktan uzaktı.. Bence fena film değildi. Vizelerden gerilmiş bünyemi ne kadar rahatlattı tartışılır ama ... :)

Friday, November 11, 2005

- yarın saat 6 da görüşücez
- akşam 6 mı?
- hayır, akşam 6 da yaşamıyor olucaksın
- yaşamıyor mu?
- evet, yani ölü
- o zaman sabah 6
- evet
- tamam
Keşke tek işim bütün gün film animasyon izlemek falan olsa.. eminim çok başarılı olurdum .hehehe..

Thursday, November 10, 2005

Doom u izliyim dedim.. ulan bi daha korsan cd alırsam.. hiçbişey anlamadım filmden filmde sqanırım bi ara oyuna döndü.. demo yalnız :) walla beğenmedim hacım. olmamış.. bana vericeksin bi kamera.. bak sadece bir kameram olsa... bir kameraya bakar.. neler yaparım.. neler neler.. kafam yapılamayacağı kabullenilmiş fikirlerle dolmuş.. neyse.. o da olucak bi gün inşallah.. tek dileğim o günün çabuk gelmesi :)

Wednesday, November 09, 2005

cry out........................................

Almanca çeviri hocası bana takmış yaa.. aptal kadına ne yapsam beğendiremiyorum.. bi ben uğraşıyorum didiniyorum yine gelip bana laf söylüyo.. dangalak yaa.. aptal kadın!!! zaten vizeler cumaya kadar sürücekmiş.. off güya gidip reklam filmi çekicektim.. neremle çekiceksem artık filmi!!! zaten kameram da yok :( off yaa niye yaşıyorum ki ben yaa niye yaa boşuna oksijen israfı boşuna ağaçlar kesiliyo benim için.. istediklerimi yapamıycaksam niye yaşıyimki yaa bıktım bu gerizekalı okuldan da bu aptal şehierdden de sınıf... acınıcak bi avuç zavallı sürüsü... off sabahki derste çizdiklerim tam sayko.. nefret ediyorum yaa içimde resmen bi nefret kaynıyo.. şiddet uygulamak istiyorum birilerine.. ama hak eden birilerine böylece kendimi rahatlatırken vicdanımıda rahatlatırım.. herşeye boşvermek çekip gitmek istiyorum yaa lanet yaa bu bu kadar zor mu yaa hayatı yaşamak.. neden kimse buna izin vermiyo niye kimse benim ne düşündüümü sormuyo aptal hocalar gereksiz sınavlar yeni bi üniverste mezunu işsiz yetiştiriyolar. yanıma hiçbir eşya hatta parada almadan bi yolculuğa çıkmak istiyorum ben yaa biri gelse şimdi elimden tutsa gel götürücem seni dese hiç birşey sormam giderim rüzgar yüzüme vursa sırtımda ellerimde defterler çantalar ağırlıklar olmasa kollarımı açsam özgür olsam nefes alsam kocaman gülsem ne olur yaa çok şeymi istiyorum.. yağmur yağsa saçlarım ıslansa şarkılar söylesem.. boğuluyorum burda yaa resmen boğuluyorum.. bunalıyorum.. derdimi kimseye anlatamıyorum.. hödö dersinin notları varmı diyen donuk bakışlı sarı saçlı kızlar..korkutuyolar beni hırsları nefretleri bıktım ulan hepinizden!!! yeter bee!!!!!! nefret ediyorum herşeyden!!!!!!!! rahat bırakın benii.gelmeyin peişmden sormayın!!!!! sizin yönteminizi istem,iyorum yaşamıycam böyle kotuk takımları vitrinler sıkıştırılmış küçük evlerde küçük beyinlerinizi alıp siktirip gidin hayatımdan..

Tuesday, November 08, 2005

Oğul Odası

Dün İstanbuldan dönerken bir milliyet sanat aldım, hediye olarak ta bir film veriyorlarmış ; oğul odası.. Allah herkese sıralı ölüm versin....yalnız adamlar ne soğukkanlıymış be kardeşim.. neyse..
'babalar oğullarını gömmemeli'' yüzüklerin efendisi...

Saturday, November 05, 2005

dudaklarını ve ona bağlı diğer şeylerini özliycem..


Elizabethtown u izledik bugün. Neredeyse güzel bir film olacakmış yani. Şimdi konusu çok klasik, depresyondaki, intiharın eşiğindeki, sorunlu (looser) ama illede yakışıklı erkeği, neşeli tatlı bir kızın tekrardan yaşama bağlaması .. aman aman mutluluunuz daim olsun diyerek ve bu neşeli taboldan payını alarak hafifçe sırıtarak ve pek tabii kendi hayatlarında böyle neşeli dostluklar ve aşklar olmamasının verdiği iç burukluğuyla salondan çıkan seyirciler. yanlız bu filmin yönetmeni çıkanların ağzında aynı tad kalsın istememiş.. bakın naapmış.. belgesel çekmiş.. filmi öğretici didaktik cümlelerle doldurmuş.. heryere özlü sözler, anlamlı söz öbekleri serpiştirmiş..ööeeeehh ama dedirtmiş hatta zaman zaman. yine de oyuncular iyi en azından kız iyi..ben filme orlando bloom için giden kuzenimin hayalkırıklığına katılıyorum şahsen daha iyi olduun günleri de görmüştük.. Kıza gelince; efenim adı Kirsten Dunst, filmografisi bayaa güzel kendi de :) ben kızın gülüşüne bayılıyorum.. çok içten ve tatlı+gamzesi de var.. Ben bugün bi film çeksem bu kızı oynatırım kardeşim! Daha iyisini mi bulucam.. Ha bu arada filmde son bakışlara yapılan vurguyu sevdim .. diyorum ya neredeyse güzel bir film olacakmış..neredeyse..

Friday, October 28, 2005

eski sevgili...

Eski sevgililerin en büyük özelliği, sanırım, başlarına eski sıfatını aldıklarıandan itibaren, yüzyüze konuşmadığımız kadar çok arkalarından konuşmamızdır ''niye o zaman böyle davranmıştı, ben niçin öyle demiştim, o olayda kim haklıydı, ne aptalım böyle biriyle nasıl birlikte oldum, ben bir daha onun gibisini nasıl bulurum bööhüüüüüeee..v.s.'' Üstelik bu durum yeni birini bulunca da çoğunlukla geçmez.. hatta bazen olay abartılır yeni sevgiliyle paylaşılır onun eski sevgilisi de konuya dahil edilir.. bir geyiktir döner.. peşi bırakılmaz.. ruha sıkıntı verir.. kim ne ister bu eski sevgiliden bilinmez.. biten biter.. geride bırakamadıklarımız dilimizde döner de döner...

Oh Wilmaa, I m Home!!

Eve döndüm :)

Saturday, October 22, 2005

galba hayatımızı bi pazarlama müdürü edasıyla yönetmemiz gerekiyor... hıh...

Yeni Sevgili Yurt Arkadaşlarım....

Sevgilisiyle birlikte sevgilisinin bi akrabasına kalmaya gidecek olan değerli yurt arkadaşım, gece sahura kalktıklarında makyajsız olacağı için çirkin görüneceğini düşünüyor, diğer pek sevgili yurt arkadaşım da biraz daha erken kalkıp hafif bi makyaj yapmasını öneriyor...işimiz var....

Big Fish


Big Fish tam benim gibi hayalcilere göre bi film..he he he..

The İmam

Bir sürü güzel konuyu hiç işlemeden geçmişsiniz hacım?? -spoiler- ne adamın imam hatipli olduğunu saklamasını , saklarken düştüğü gülünç durumları, ortaya çıktığında hissettiklerini, karşılaştıkları tepkileri vermişsiniz, ne pirim dediği (şapkalı i) arkadaşıyla olan geçmişini tam olarak vermişsiniz, ne imam hatipli kimliğini kabul edişini, ne yaşadığı iç hesaplaşmaları... ohooo..dedim belki köyde birşeyler olur, kurtarırlar filmi, köyde gizli kalmış bir sır olabilirdi din adına işlenmiş korkunç bi cinayet falan..köylü hocayı hiç sevmiyebilirdi,taşlarlardı.. ne biliyim yaa. bi tane kötü adam var onunda tek kötü tarafı ailesine şiddet uygulaması..bu ne yaw? birazcık başörtüsü konusuna girelim demiş, sonra hemen vazgeçmişler..neyse.. sonuç olarak önümüzdeki ramazan sahur-iftar the imamcıyız o kesin!

nerelisin?

İstanbulluyum dediğimde;
ünlüleri görüyomusun diyenlerin suratına çemkirmek,
lailaya reinaya gidiyomusun diyenlerin suratına balık fırlatmak,
onu geç, asıl memleket neresi diyenleri ıslak odunla dövmek istiyorum...
off.. ben istanbulu özledim...

Wednesday, October 19, 2005

Balans Ve Manevra

Öff hiç olmamış.. Herkesin özellikle Teoman'ın sürekli beylik laflar etmeye çalıştığı anlamsız bi film olmuş..Belki Teoman'ın yönetmenliğini eleştirecek seviyede değilim ama senaryoyu ve oyunculuğu eleştirebilirim (he he he) Bir kere diyaloglar çok anlamsız ve havada kalmış.. karakterler oyuncular ve replikleri bir türlü eşleşememiş gibi.. anlamsız ve gereksiz bi ton sahne, konuşma.. Teoman'ın o rahatsız edici ses tonu..Bir de filmin adının film boyunca sürekli tekrarlanması sonlara doğru can sıkıcı olmaya başlıyor... İzlemeyenlerin bir şey kaybetmeyeceği izleyenlerin kazanmayacağı bi film.. tamam filmlere kazanç kayıp gözüyle de bakmıyorum ama.. hiç oturmamış gibi.. hep bişeylerin yerine oturmasını bekliyorsunuz ve o olmadan film bitiyo.. filmin sonu bile havada kalmış.. ben beğenmedim kısaca..

Pieces Of April


Kendisinden nefret eden ailesini son bir iyi niyet kırıntısı ve sevgilisinin zorlamasıyla yemeğe davet eden hanımkızımızın ve bir türlü pişiremediği hindisinin öyküsü.. Üstelik aile yolda yiyip geliyo duruma hazırlıklı yani :) Yok o kadar basit değil.. bu yemek ya yenilicek ya yenilicek diyen bi baba var... kıskanç bi kızkardeş, ablasına bir şans daha vermek isteyen bi erkek kardeş, kaçık bir annane.. güzel bi filmdi bence.. Katie Holmes deyince artık Dawson's Creek gelmiyo aklıma hiç olmazsa :)

Monday, October 17, 2005

An Gelir Attila İlhan Ölür...

Hayalimdeki evlilik teklifiydi... gözlerimin içine bakarak 'ben sana mecburum.. bilemezsin...' diyecekti... Kalbim yerinden akıp ona doğru kayacaktı.. Şimdi gitgide yabancılaştığım bu çok uzak gelen anlamsız hayal bir de babasını kaybetti.. Attila İlhan öldü.. başımız sağ olsun..

Saturday, October 15, 2005

kuş garibi...

Şu kuşlar filminden beri ilk kez kuşlar hakkında tekrar böyle ürkütücü senaryolar yazılmaya başlandı.. eğer bu kuş gribi insanlara bulaşıyorsa ilk gidici benim kesin (yok yok etraftaki kazlardan dolayı değil :D ) sahurda yumurta iftarda yumurta... kanatlarım çıkmaya başladı bile.. cik cik......

Thursday, October 06, 2005

Işıl bunu neden yaptın???

Televizyonun karşısında pineklediğim bir gün şu aptal kaynana yarışmalarından birinde ortaokul arkadaşımı gördüm!!! Önce inanmadım, insan insana benzer dedim, adı Işıl olacak değil ya başka biridir diye düşünürken birden 'Işıl eski sevgilisi ile olan anılarını anlatıyor' diye bir yazı.... Beynimden vuruldum, kadıköyün ortasında ona tokat atan sevgilisini, onun maçoluğuna aşık olduğunu falan anlatıyo.. Işıl sana ne oldu yaa.. senin şu anda boğaziçinde master falan yapmanı beklerdim..o aşırı zeki,çalışkan, komik, erkek gibi kızdan yapma sarışın,takma tırnaklı,lensli iğrenç bi yaratık ortaya çıkmış!!! ama neden?bana ders çalıştırdığın günler geliyo aklıma ..Allah Allah.... Bir daha soruyorum, Işıl bunu neden yaptın?

Tuesday, September 27, 2005

genelleme yapmayı seven bi insan değilim ama eğer genelleme yapmayı seven bi insan olsaydım bütün erkekler salak!!! derdim...

Thursday, September 22, 2005

hugo parmaklarınızım ucunda....

Ben küçükken Hugo vardı (hü-hü-hü-hüüügooooo).. gerçi hala var ama o zamanki tadı yok (daaadiiiiiidaaaadiiiiiii yaşlılık alarmı) pek severdim hugoyu. Bir kere bile arayıp oynamamıştım o ayrı.. Tolga abinin o kocaman gülümsemesini, Hugonun gözlükleri takalım havalara uçalım diyen tatlı sesini, arada televizyon ekranına tık tık vurarak ilgimi çekmeye çalışmasını, tüm oyunların kolay, hediyelerin cepte olmasını neredeyse görmezden gelmiş, hep başka çocukların oyunlarını seyretmiştim.. bu pasiflik bende huy oldu galba, sonralarıda beğendiğim yapabileceğimi düşündüğüm işlerde hep bi çekingen, karamsar, nası olucak bu iş, beceremezsem rezil olurum,başka zaman yaparım, eeehh türünden bir insan oldum çıktım!!! Bu blogları kim okur, kim takar, kim oturup yorum yazar bilmem, zerre kadar da ilgilenmem.. bunu sevdim ve yapıcam.. hugo bu sefer de benim parmaklarımın ucunda, sizin de gözlerinizin önünde efendim...