Thursday, April 30, 2015

Birinin sizinle neden evlenmemesi gerektiğine dair 10 neden


Quora’da şöyle bir şey gördüm ;

Birinin neden sizinle evlenmemesi gerektiğini 10 maddeyle açıklamanızı istenmiş. Her ne kadar alakasız gelse de fikir çok hoşuma gitti ve ben de kendi 10 maddemi ürettim. İşte benimle neden evlenmemeniz gerektiği;

1-      Gerçek sevginin ve birlikteliğin ne olduğunu bilmiyorum.
Düşününce, aslında en önemli neden bu. Evlenince, birini sevince, onunla birlikteyken, vs. ne yapmam gerektiğini bilmiyorum ki! Nasıl sevilir, biri tarafından nasıl sevilinir, birlikte olmak nedir, neleri kapsar… bu konuda ciddi ve kapsamlı bir manual’a ihtiyacım var.

2-      Kilo almaya ve çirkinleşmeye meyilliyim.
Sonra vay efendim bizim hanım kendini saldı gözüm dışarlarda olmasın.

3-      Yalnızlığa alıştım, sürekli birinin varlığı tuhaf ya da rahatsız edici gelebilir
Evet yav.. alıştım kendi başıma olmaya, sürekli yanımda birinin olmasından rahatsızlık duyabilirim.

4-      Ev işlerini paylaşma konusunda çok uyuz davranacağım çünkü kadınlar ev işi yapar düşüncesi altında ezilmemek için manyak gibi davranıyorum bazen
Now go make me a sandwich!

5-      İyi gün ve sağlık tamam ama kötü gün ve hastalık biraz tırstırıyor
Bunu söylediğim için kendimi kötü hissediyorum ama yaşlanınca ve hastalanınca, bir de yanımdaki adamın hastalıkları ve yaşlılığı çok çekilmez bir şey olabilir. Benim derdim bana yeter arkadaş, bi de senin iş problemlerin, maddi sıkıntıların, çevrenle olan sorunların, hastalıkların… yok yok. Ben almiyim.

6-      Evlilikle birşeylerin rutine girmesi beni mutsuz eder
İşten çık, eve git, yemek yap, ye, sofrayı kaldır, tvnin karşısına geç, sonra uyu. Şimdi bunu beş milyar gün boyunca tekrar et. No thanks!

7-      Yeni bir aile edinme (eşinin ailesi) fikri beni geriyor
Aileni kendin seçemiyorsun, tamam. Ama seçemediğin ikinci bir aile daha olması gerekiyor mu cidden? Bence bir tanesi ile başa çıkmak bile zor olabiliyor, ikincisi ile zorlama ilişkiler istemiyorum.

8-      Burun deliklerimden biri çok dar olduğu için geceleri sesli nefes alıyorum, çok yorgunsam horluyorum ve kimseyi rahatsız etmek istemediğim için yalnız uyumaya özen gösteriyorum
Rahat bir uyku sizin de hakkınız.

9-      Bazen alıngan ya da bencil olabiliyorum
Kendi kendini açıklıyor

10-  Sıkılırsam ayrılmayı düşünebilirim hemen
Ne yaparsan yap, beni sıkmak istemezsin :D


Tuesday, April 28, 2015

mmmh
















































































Her

 biraz spoilerlı olacak, filmi izlemediysen okuma dostum 

Abi adam app tarafından terk edildi ya la! Bildiğin aplikasyon indirdi. Yeni bir uygulama satın aldı. Tüm cihazlarla eşleştirdi. Sonra biraz daha kişiselleştirilmiş bir deneyim yaşayınca app'e aşık oldu. Annem o uygulama, öyle olması için programlanmış. Herhalde işi abartan birkaç dangoz intihar felan etti, bu yüzden uygulama piyasadan toplatıldı ama yine kendi meşrebince, bir ayrılık hikayesi ile tadı damakta bırakılarak.

bu adam oscar aldı mı???
almalı çünkü. 

Film elbette yalnızlığımızı, duygusal boşluğumuzu ve bu konudaki kırılganlığımızı çok iyi yansıtmıştı. Örneğin herkesin deliler gibi kulaklıklarıyla konuşması ama kimsenin kimseyle en ufak bir temasta bulunmaması (marketteki teyze hariç, o da yaş olarak eski bir kuşağa mensup zaten) Gerçek insanlarla kurulacak gerçek ilişkilerden kaçındıkça içimizde büyüyen yalnızlıkla başa çıkamamamız... harkulade anlatılmıştı gerçekten de. İçim acıdı adamın o hallerine.
Bu arada adamı The Big Bang Theory'den Leonard'a benzettim fena halde. O aynı utangaç gülümsemeler felan.

son olarak; we can easily be fooled by love, because we want to be fooled by love der kaçarım...

Monday, April 27, 2015

Into the woods


yani bu kadar harika bir kadroyla bu kadar kötü film yapmak vallahi büyük başarı. tebrik ettim yani. bir de uzun. bitmek bilmiyo..

Sunday, April 26, 2015

Inside Llewyn Davis

Çok beğendim filmi ya uf, daha kapalı bir havada izleyebilirdim. 
Katlanmak zorunda kaldığı tüm o insanlar ve sözleri, o soğuk otobüs yolculukları, o baygın gözlerle hayatın gidişatını seyretmesi, neden bilmem onu çok iyi anlıyordum.

Filmi izledikten sonra yapılacak ilk iş soundtrack'ini indirmek olmalı. 
Ayrıca Justin Timberlake'in Justin Timberlake olduğunu unutursanız daha güzel oluyor. 

tabiiki böyle bir adamla karşılaşsak hemen aşık olurduk, o yüzden karşılaşmamamız daha iyi wink;



Friday, April 24, 2015

Walter Mitty'nin Gizli Yaşamı


Herhalde Walter Mitty'nin Gizli Yaşamı'nı severek izleyen pek çok kişi olmuş. 
Ben onlardan biri değilim. 
- - -
Bana sorarsan blog, film tam bir saçmalıktı.

Ain't gonna let nobody turn me around

















Saturday, April 18, 2015

STILL ALICE


Julianne Moore'a gerçekten hayranım. Kadın harkulade bir oyunculuk sergilemiş filmde. Tarzı, duruşu, kariyerini ve hayatını kuran, ailesini bir araya getiren anne rolü muhteşemdi. Filmin başından sonuna kadar yaşadığı değişim çok güzel ve gerçekçiydi. Alec Baldwin felan hikaye, kadın filmi tek başına götürdü. Kristen Steward'ı bile sevdim kadının hatırına.

Filmi göz yaşları eşliğinde izledim ve çok korktum. Beynime bir şey olmasından ve böyle bir acizlikten çok korkuyorum. Hele Alzheimer gibi, biriktirdiğin tüm anıları silen bir hastalık, beni gerçekten korkuttu. Filmin sonlarına doğru mustafa aradı. Bir futbol maçı sırasında başına darbe alıp son 8 ayını hatırlamayan bir arkadaşından bahsetti. Yavaş yavaş geri gelmeye başlıyormuş sonrasında herşey. Alzheimer nasıl ilerliyor da silinen anılar hatta günlük hayatın rutinleri bile bir daha asla geri gelmiyor. Bunu hem araştırmak istiyorum hem korkuyorum. Umarım tıp bu alanda ilerler ve neyi kaybedip neyi koruyacağımıza kendimiz karar veririz.

Friday, April 17, 2015

Herkesin sevdiği ama benim sevmediğim şeyler; Diziler

Tamam, zevkler ve renkler meselsi. Bazıları bazı şeyleri sever, bazıları nefret eder. Ben de biliyorum. Ama bazı şeyler var ki, tamamen yalnız olduğumu düşünüyorum. Bunu bir seri yapmayı düşünüyorum alında (çok fazla konuda yalnızım, bilemezsin blog), ilk olarak dizilerle başlayacağım. 

Hani ayıla bayıla izlenen, fanlarının yayın saatini tırnaklarını yiyerek bekledikleri diziler var ya, hah, işte ben o dizileri hiç sevmedim.

- - -  bir şey yok ama spoiler yeme konusunda hassassan okuma  - - - 

İlk örneğim Breaking Bad olacak. Evet, başıma birşey gelmeyecekse ben Breaking Bad'i sevmedim. Yani hem çok gergin bir dizi olduğu için sevmedim. Sürekli birileri birilerine yalan söylüyordu sonra da yalanları ortaya çıkmasın diye götleri tutuşuyordu. Adeta Yalan Rüzgarı'nın çölde çekilmiş aşksız versiyonuydu. Tüm bu zorlama gerginliğe rağmen ilk sezonlarında accayip sıkıldığımı ve zoraki ilerlediğimi hatırlıyorum. 


Herkesin Walter Reyiz diye hayran hayran izlediği bu adamı ben oldukça kötü kalpli, psikopat, gözünü para hırsı büyümüş, mantıksız, yalancı ve egolarından önünü göremeyen biri olarak görüyordum. Bu adamı hiç sevmedim ve bir süre sonra da tamamen başına gelecek kötü sonu görmek için izledim ve gördüklerim beni hiç şaşırtmadı. Hatta yine kayırılmış olduğunu düşündüm. Yani, ne bekliyorsunuz ki? Boğazına kadar pisliğe ve yalana batmış bir adam, bundan daha korkunç bir sona kurban gidebilirdi. İnsanların sadece zeki diye bu adama bu kadar prim vermelerinden pek hoşlanmadım, zeki olmak bence de iyidir ama zekanı neye kullandığı önemlidir. Hayır zeki insana bu kadar mı hasretiz yav??

Yine herkesin aksine ben Skyler'ın hiçbir zaman bitch olduğunu düşünmedim. Sadece ara ara daha dürüst davranmasını beklerdim ama sorun değil. Kadını anlayabildim, hak verdim. Sanırım dünya üzerindeki ondan nefret etmeyen tek izleyici de yine benim. 

(bu arada bu dizi aklıma şuradan geldi, Jesse'nin elinde Hello Kitty'li telefon tuttuğu bir sahnenin gifini gördüm ^x^) 

İkinci dizi ise Mad Men. Ben Mad Men'i çok sonra izlemeye başladım ama hep merak ediyordum, büyük bir iştahla başladığım ilk sezon bittiğinde devamını seyretmeye gerek bile duymadım. Hevesle ve merakla başladığım dizi sayesinde dönemden de tiksindim, reklamcılığın yükselişinden de.. 

Bir kere sezon finalindeki olay komediydi. Sonra, diziyi izlerken siroz oluyorum sandım. Ayrıca yine insanların ayıla bayıla hastası oldukları baş karakterden ben daha ilk dakikalarda nefret ettim. Bütün bir sezonu belki ölür ne bileyim ölmese bile karısı terk eder, işinden kovulur, hastalanır, bişi olur diye bir umutla izledim. 

İşte Don, yoksa göt mü demeliyim?? Üzgünüm Don, bizim burada göte göt deniyor. Hihohahaha. Göt! 

Bu karakteri izleyip beğenen bir kadın varsa gitsin bir nöroloğa ya da psikologa görünsün.

Aslında bir iki dizi daha var ama şimdilik ağır topları yazdım. Bu dizileri sevmediğim gibi milyorlarca hayranını da hiç anlayamadım.

Thursday, April 09, 2015

bir adım

o adımı atsam mı atmasam mı?
pişmanlık duyar mıyım?

sorular sorar mıyım?
daha mutsuz olur muyum?
hata yapar mıyım?
o adım
tek bir adım
atsam mı atmasam mı? 

Wednesday, April 01, 2015