Saturday, February 28, 2015

The Judge


İki Robert'a da harika oyunculuklarından dolayı Oscar getirmiş olması gereken bir film. Senaryosunda çok acayip birşey olmasa bile, uzun süresine rağmen kendini izlettiriyor.
O keçi gibi inatçı, çocuğunu bir türlü sevmemiş (ya da sevdiyse bile gösterememiş), bencil, katı, kendi ailesinden başka herkesle arasını iyi tutmayı bilen, çocuklarına evde baba değil de yargıç dedirten, sayesinde hem bok gibi bir yetişkinlik geçirilen baba figürü bir yerden tanıdık geldi :) ve fakat ben o avukat oğul olsam, o uçaktan inmezdim. ben de bu kadar katıymışım. 

Tuesday, February 24, 2015

Just need to get closer, closer. Lean on me now, lean on me now.























Frozen


Bir pazar akşamı, üniversiteden arkadaşınla, iki kutu çikolata ve çeşitli atıştırmalıklar eşliğinde, yastıklara gömülüp izlenecek en iyi filmdi :)

Friday, February 20, 2015

Timecrimes


Zamanda geriye gitme temalı filmlerinde Timecrimes, "eli yüzü düzgün bir zamanda yolculuk filmi" ile "başım ağriyee" arasında bir yerlerde, sevdiğim bir film oldu.

Wednesday, February 18, 2015

23


Dün whatsapp'tan konuştuğum bir çocuğa önce bu şehirden ne kadar bunaldığımı ve burada yaşamak istemediğimi anlattım. Sonra nerede yaşamak isterdin diye sorunca da, eskiden Rotterdam vs. gibi aklımdaki bi iki yeri söylerdim ama artık nereye gitsem kendimi de götüreceğimi biliyorum diye cevap verdim. Sonra biraz daha İstanbul'dan şikayet ettim. Mutluluk gelecektir dedi. Bu sefer de mutluluk gelmeyecek, hiçbir şey gelmeyecek. Çok istersen sen gidip alırsın o da yolda bin kere düşerek, belki de hiç varamazsın dedim. Çocuk ne dese uyuz ve depresif cevaplar verdim, hayata dair beslediği umutlarını kırmaya çalıştım resmen. Üstelik konuşmayı sevdiğim ilginç biriydi. Neden böyle yapıyorum bilmiyorum. Biraz neşemi geri kazanmalıyım.

The Double


Atmosferini çok sevdiğim bir Dostoyevski uyarlaması oldu. Ben etkilendim ve karakterle biraz bağ da kurabildim, dolayısıyla hayatını nasıl değiştireceğini ve tüm bunları nasıl sonlandıracağını merakla bekledim ama sonundan hiç tatmin olmadım. 
Oyunculuklar çok iyiydi bence ve filmi izlerken roman okuyormuşum hissine kapıldım. 


Saturday, February 14, 2015

The Great Debaters


The Great Debaters'ı izledik. Aklımda güzel fikirler.. Neden liselerimizde haftada 1 saat münazara dersi olmaz ki? Çocuklar konuşmayı, düşüncelerini anlatmayı, karşı tarafı dinlemeyi ve fikirleri fikirlerle karşılamayı öğrenirler.
Olayın gerçek bir hikaye olması ayrıca çok düşündürücü. Türkiye'nin en köklü üniversitesini düşünün, 300. yılını kutluyor olsun. Ülkede azınlık olarak görülen, yaşam hakları bile tam verilmeyen bir grubu kendi münazara grubuyla karşılaşmaya çağırsın ve kazandıklarında ödüllerini verip ellerini sıksın.
İşte bu düşüncenin imkansızlığı yüzünden, tam da bu yüzden liselere münazara dersi konulmasını destekliyorum.

If I die on Mars | Guardian Docs

kendimle bu kadar özdeşleştirdiğim 3 insan olamazdı. Harkulade.



My Life Without Me

Böyle acıklı konuları abartmadan, arabeskleştirmeden, sade ve insani bir şekilde anlatan filmlere bayılıyorum. 



23 yaşında, iki çocuk annesi gencecik bir kadın 2 aylık ömrünün kaldığını öğreniyor. bir defter alıp ölmeden önce yapmak istediği şeyleri yazıyor. ve hepsini yapıyor da. 

1. kızlarıma günde birkaç kez onları sevdiğimi söyleyeceğim.
2. kocama kızlarımı sevecek yeni bir eş bulacağım.
3. kızlarıma 18 yaşına girdikleri güne kadar, her yıl doğum günü mesajları içeren posta kartları göndereceğim.
4. birlikte whalebay kumsalı’na gideceğiz ve piknik yapacağız.
5. istediğim kadar sigara ve içki içeceğim.
6. ne düşündüğümü söyleyeceğim.
7. nasıl olduğunu görmek için başka erkeklerle sevişeceğim.
8. birini kendime aşık edeceğim.
9. hapisteki babamı ziyaret edeceğim.
10. takma tırnak takıp saçlarımı değiştireceğim.


Film biterken bir şeyi anlıyor insan, hayat devam ediyor. Etmek zorunda. 

Tuesday, February 10, 2015

madde madde

-         You need to have some personal space
-         You need to find a motivation (this is alarming)
-         You need to put your head together
-         Forget about men, obviously not getting anywhere with them
-         You are on your own

-         Good luck! 

Friday, February 06, 2015

the theory of everything

Yaşayan bir insanın biyografisinin çok zor hazırlanacağını düşünürüm hep. Çok fazla karşı çıkan ses, düzeltme ve insani ya da yasal sebeplerle gerçeği anlatamama durumları olur. Jane Wilde'ın hatıralarını yazdığı Travelling to Infinity kitabından uyarlanan The Theory of Everything'e de aynı çekinceyle yaklaştım.
Film, bir bilim insanının hayatını anlatmaktan çok uzaktı ve bence olmamıştı. Stephen Hawking'in bilimsel çalışmaları mı anlatılsın, hastalığı mı anlatılsın, karısının yaşadığı sıkıntılar mı anlatılsın derken zaten toparlanamamıştı ve bence çok da başarılı bir film değildi. 
Ama bir şeyi anlamamı sağladı ki bunu daha önce düşünmediğime inanamadım. Stephen Hawking bir zamanlar herkes kadar sağlıklı, canlı, neşeli (sonradan da kaybetmemeye çalıştığı gülüşüyle) savruk bir gençti. Yaşadığı tüm fiziksel zorlukları anlayınca gerçekten beynimden vurulmuşa döndüm.  


Castın ne kadar başarılı yapıldığını aşağıdaki gerçek düğün fotoğrafına bakarak anlayabilirsiniz zaten En İyi Erkek Oyuncu Oscarının kime gideceği çok belli. Muhteşemdi oyunculuk. Müzikler de çok etkileyiciydi.



 Buraya koymak için fotoğraf ararken beyin özürlü Türk Medyasının o dana gibi iğrenç sarı fontlarıyla "Allahın varlığını kabul etti" "Yoksa ölümsüzlük peşinde mi?" "Stephen Hawking deccal mi??" gibi denyoca başlıklarla yaptıkları haberler dışında dünyadan haberleri olmadığını anladım. 


Sunday, February 01, 2015

Magic in the Moonlight



Emma Stone
Colin Firth
Woodey Allen
İngiliz ukalalığı
Rasyonellik ve spiritüelliğin karşılaşması
Muhteşem manzaralar/evler/bahçeler/giysiler

sonrasında pek birşey hatırlamayacağınız ama izlerken seveceğiniz hafif bir aşk filmi.

-Why do you eat so much
-George the psychoanalyst says I eat so much because I need love, but really, I’m just hungry