Thursday, January 01, 2015

Boyhood

Yeni yılın ilk filmini yeni yılın ilk günü izledim. Ve de gerim gerim gerildim.

Boyhood filmi hakkında genel olarak söylenen her şeye katılıyorum. Evet film durağan, evet zamanın geçişi, çocukların büyümesi büyükleri yaşlanması insanın başını döndürüyor, evet hayat hakkında bol bol düşündürtüyor.


Fakat her zaman olduğu gibi böyle aile filmleri benim çocukluk tramvalarımı ortaya çıkartıyor. Dizlerimin bağı çözülüyor acayip geriliyorum. The Tree of Life'ta da aynı şeyi hissetmiştim. Çocuklarına bağıran baba sahnelerinde koltuk kenarlarını sıktığımı hatırlıyorum. Bu filmde de üvey babanın sahnelerinde aynı şey oldu. Çok fena oluyorum, izleyemiyorum, bakamıyorum.

Bir kez daha çocuk sahibi olamayacağımı anlıyorum. Bir kez daha yarım kalmış şeyler yüzünden hüzünleniyorum.


Mason'ı tanıdığımız ilk sahnede harika bir çocuk olduğunu düşünmüştüm biliyor musun. Gerçekten harika. Gökyüzünü seyredip arılar hakkında düşünüyordu ve derste camdan dışarı baktığı için öğretmeninden azar işitiyordu. Biraz hayalci, gözlem yapmayı seven, (ve sanırım kendime benzettiğim) bir çocuktu. O çocuğun önce geri zekalı anne-babası, korkunç üvey babası, sonra okul hayatı ve sonra da uyması gereken düzen tarafından yavaş yavaş nasıl bir moron haline geldiğini görmek beni çok üzdü. Kapana kısıldı artık. Mason için söylenebilecek hiç birşey yok. Yaratıcılığı, gözlemci ruhu, merakı bitti. Hayat hakkında düşünüyor ama o da kaybolacak. (Benim gibi) Bir gün kendini çocuklarına bağırırken bulmaz umarım.

No comments: