Wednesday, June 25, 2014

Date Night

Tina Fey'i çok severim. 30 Rock'a taparım. Kadın idolümdür benim. Ama çok boktan bir filmdi beeaah! Ya bu kadar iyi oyuncu kadrosuyla bu kadar kötü film nasıl çıktı arkadaş neredeyse figüranlar bile iyi isimler, ama film o kadar kötü ki  şaşkınlık içindeyim.

Thursday, June 19, 2014

Maleficent



Angelina Jolie çok güzel. Çok güzel. Çok güzel. Kız da sevimli. Ama Angelina çok güzel. Bitti. 



Tuesday, June 17, 2014

Sayfiye - Hafiflik Hayali

 Yazın okunacak ilk kitabı olmalı, Tanıl Bora'nın derlemesiyle, geçmişten günümüze, hiç bir şekilde romantize edilmemiş, olduğu gibi ve olacaklarıyla; Sayfiye.


"Halbuki söğüt diktik, divan örtüsü, ona uygun perdeler, taşlar yıkandı buz gibi sularla defalarca, onca kız kardeş sırayla ve dağınık, geçtiler sayfiyeden, ona yakışan bütün klişelere tutunup; tokyo ve şort, güneş kokusu, öğle uykusu, şen komşular, kimine buhran kimine ilk aşk, gece buluşmaları ve arı sokmaları, okuna okuna elde dağılan kitaplar, zar sesi, mayo izi, dipsiz can sıkıntısı ve salıncak..."

Friday, June 13, 2014

Mad Men



Mad Men, izlemek için geç kaldığım bir dizi oldu. 7. sezonuyla ortalarda gezen dizinin ben daha ilk sezonunu yeni bitirdim. Kızları birden bire eyeliner ve Amy Winehouse manyağı yapan dizi acaba nasıl bir şeydir diye merak ediyordum. 1960lı yılların Manhattan'ı da ilginç olmalıydı, bir de reklamcılık sektörü... vay vay vay.
Evet diziyi izlemeye başladım, ilk tanıdığımız ve baş rol oyuncusu olan Don Draper'la tanıştım. Ve ondan anında nefret ettim. Zeki ve ağzı laf yapan bir maço ve su katılmamış bir hödük olan Don, kesinlikle tiksinilecek bir karakterdi. Peki ama kim tiksinilecek bir karakter değildi ki? Don  bu konuda yalnız değildi dostlarım. Çünkü Mad Men, ya da Şerefsizlikler Dizisi mi demeliyim, gerçekten birbirinden tiksinç karakterler ve olaylar üzerine kuruluydu. Kadınlara o kadar kötü davranıyorlar ki önce günümüzde yaşadığımız için şükrediyoruz. Sonra yavaş yavaş ayıyoruz, ulan ne değişmiş?!!! Bu maço adamlar hala en kreatif ve süper yetenekli reklam ajanslarında kendilerine bir erkek dünyası kuruyorlar ve bu dünyada bir kadın olarak tutunmanız hala aynı yollardan geçmenize bağlı. Bu adamlar hala kadın sekreterlerine sarkıp, kadın iş arkadaşlarını taciz edip, asansörde kadın müşterilerini hayvan gibi süzüp, stajyerleri nasıl götürdükleri hakkında yalan yanlış şeyler anlatıp kah kah gülüyorlar. Önemli görülen işler hala kadınlara verilmiyor. Aynı işi yapan bir erkekle bir kadın aynı parayı almıyor. Kadınların iş yerinde fazla ilerlemesi istenmiyor, kadın patron ise ölümün acılı ve uzun bir haliymiş biri tasvir ediliyor. Bu korkunç bir şey... Ev hanımlarının dışarıdan pürüzsüz görünen içeride paramparça hayatları, boşanmanın zorluğu ve dul kadınlara bakış açısı, iş yerindeki dedikodular, çalışma koşullarındaki adaletsizlik... Ufacık bir şey bile değişmemiş.  Tabii zenciler de kadınlarla birlikte ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyor. Onlar için belki işler daha iyiye gitmiş. Bizim için değil.
Dizide karısını aldatmayan erkek yok.
Bütün kadınlar ise gerizekalı bir sadakat ya da korku ve güvensizlikle eşlerine bağlılar.
Sanırım tüm bunlardan dolayı bütün bir sezonu şu Don'un başına birşey gelsin, acı çeksin, eşi çocukları terk etsin, işinden kovulsun, beter olsun diye bir umutla seyrettim. Ama acı patlıcanı kırağı çalmazmış.
Birşey daha var ki ilk sezon bittiğinde sadece seyretmekten dolayı bile akciğer kanseri olabilirsiniz. O olmadı siroz.. Repliklerde kelime başına bi kadeh viski ve iki nefes sigara tüketiliyor. Bulaşık yıkayan kadının arada bulaşık eldiveniyle sigara içmesine koptum en çok. Arkadaş oha bu oyuncular dizi bittiğinde ölür. Cidden ölür. Nasıl yaşamış bu insanlar böyle paso içki sigara.. cildinde lekeler, sarı dişler, kalın ses, erkenden ve kötü bir şekilde ölüm. Aklıma başka birşey gelmiyor. Bu tempoya kim nasıl dayanıyor.
Son olarak
-------------------------------spoiler içerir-----------------------------
Bu kız hamile olduğunu 9 ay boyunca nasıl anlamaz???are you fucking kidding? Bozuk sandviç yedim galba diye doğuma mı gidilir arkadaş. Hiç olmamış.
-----------------------------------------------------------------------------------------
Belki devam ederim, belki de etmem, temposu da düşük zaten. Bu kadar can sıkıcı birşey izlemek istesem türk dizilerini izlerim, ya da en iyisi çevremde olan bitenlere bakarım.
Hiç sevmedim bu diziyi. 

TAKEN 2

Taken 2'deki baba kız ilişki çok iyiydi, oyunculuk anlamında da beğendim ama X-menlerden kopup gelen anne pek olmamıştı. Film mantık olarak çok işlemiyor, bu intikam duygusu anlamsız çünkü, tüm kaçma kovalamacanın bir motivasyonu yok. Hele ki kötü adamlar neyseki Arnavutlardan seçilmiş bir de Türk olsalardı aaauuuuuu.. Neyse tipik bir aksiyon filmi olarak bakar ve çarpıcı bir senaryo aramazsak bence iyi flimdi.
(Araba kullanmak için mıy mıy etmek yerine yanında sana bağıran bir baba arkadaki arabada Arnavut mafyası olsun bak nasıl İstanbul trafiğini göçertiyorsun yürü bee)

Thursday, June 12, 2014

Çalgı Çengi

Dilinizden düşürmediğiniz filmi ben daha yeni izledim. Are you serious?? Yani.. Are you fucking kidding with me???? Bu mu? Delirircesine beğendiğiniz komik film bu mu? İşler güçler ya da Kardeş Payını seviyorum ama, bu ne ya :s Seriously guys? 10 üzerinden 6 verirdim o hatır gönül..

Wednesday, June 11, 2014

bir-gif










Kendi Hayatını Kendin Kur - Peter Buffett

Ekonominin son derece değişken bir durum sergilediği günümüz dünyasında yaşayan bireyler olarak, hepimiz bu gerçeği çok iyi biliriz. Bugün başarılı olarak tanımlanan bir çalışan yarın kendisinin hiçbir yanlışı olmadığı halde, sadece çalıştığı firma iflas ettiği için işsiz kaldığında başarısız mıdır? Parlak bir girişimci dünya pazarlarında dengeler değiştiğinde birdenbire işe yaramaz olarak tanımlanacak hale mi gelir?
Neden insanlar öz saygılarını kendi kontrolleri dışındaki faktörlere dayanan bir bahis malzemesi haline getirir?
*
Başkalarına yardımcı olmayı sadece deneyebiliriz. Ne kadar yardımcı olabileceğimizden ise ender olarak emin olabiliriz, gerçekten yardımcı olmak istiyorsak tabii. Sonuçlar konusunda ısrarcı olmak, teşekkür beklemek yardımsever dürtüler değil bencil dürtülerdir. 

Monday, June 09, 2014

Emanet Şehir


Levent Cantek'i programa konuk olarak almayı çok istiyordum. Emanet Şehir'in çıkmasıyla güzel bir sebebimiz de oldu. Kitabı alıp bir solukta okudum. Hem anlattığı dönem çok ilgimi çekti. Hem o dönemin Ankara'sı. 
Ankaralıların tuhaf bir çekiciliği var, bu Levent beyle tanışınca da kafama iyice yattı. İstanbul'u pek sevmeyen, Ankara'da yaşamaktan memnun, oradaki küçük ve güzel dostlukları ve incelikli insan ilişkilerini kurmuş dışarıya ser verip sır vermeyen, ayakları üzerinde yükselen yeni oluşumlar var. Ankara'lı bir kızla tanıştığımda ilk kez kapılmıştım bu hisse. İstanbul dışında olan biten şeyler olması ve bu şeylerin İstanbul'a öykünmemesi ya da ihtiyaç duymaması hoşuma gitmişti. Bunu, program için hazırladığım "Edebiyatta Ankara" (efendime söyleyeyim metnini pek de güzel yazdığım, çünkü her zaman yazdıklarımı beğenmiyorum) vtrsini hazırlarken de bolca düşündüm.
Yeniden kitaba dönecek olursak, metni Levent Cantek'e çizimleri Berat Pekmezci'ye ait, bir dönem/alt kültür/ kaybeden/ çizgili romanı.
Yazar olmak isteyen, gazeteye tefrika yazan, memuriyeti pamuk ipliğine bağlı, yalancı, adi, aşık, saf, yani hepimiz gibi ama biraz bahtsız bir adamın hayatından bir kesit anlatıyor.
Hepinize tavsiye ederim.
İyi okumalar dilerim 


Thursday, June 05, 2014

good


JUNEBUG

ölümüne sıkılacakmışsınız gibi başlıyor film, sonra bir şekilde içine alıyor sizi. tipik orta amerika ailesi, allah muhafaza, günlük sıkıcı hayatları ve o ağır mobilyaları, o hıristiyan komşuları, o kilise koroları derken tipik anadolu ailesinden birşeyler bulacağımız kesin :) 
filmde en akılda kalan karakter ashley, çocuksu, dengesiz, iyimser, sempatik, küçük dünyasının dışındaki şeylere büyük bir merak ve heves duyuyor. asıl güzel ve genç olan kendi olmasına rağmen büyük salaklığı ve boğucu sevgisiyle nasıl itici bir eş haline geldiğini net bir şekilde görüyoruz. 
zarif madeline, kocasıyla her gece seviştiği için utanmaz olmakla(!) suçlansa da filmin kötü karakteri o değildir dostlar, aldanmayın.. o, olabildiğince açık yürekli ve iyi ama kendi tarzıyla uyuşmayan o küçük kasaba insanlarıyla bağ kuramamış biri yalnızca. 
bu filmin asıl hıyarı ve ben olsam dakkasına boşayacağım karakteri george'dur. biraz iyi görünüyor diye, iki kitap okumuş eline diplomasını almış diye, doğduğu kasabaya sırtını dönmüş, 6 ay önce evlenmesine rağmen ailesini düğününe bile çağırmamış, karısının iş gezisi olmasa ailesini görmeye bile gitmeyecek o hayvanın evladı, karısını ilk defa gittiği kasvetli aile evinde sürekli yalnız bırakmış bir öküz. sonra ne olduysa bir anda aile kuşu, kilise bülbülü kesilip madeline kendince trip atmaya kalkışması büyük mallık. filmi izleyip de bunu göremeyen varsa, o da o izleyicinin mallığı, geroge'un ailesi ile madeline kaynaşamayacak ama kendilerince doğru olanın peşinden giden iki grubu temsil ediyor. geroge ise dediğim gibi.. filmin tek kötü karakteri

Sunday, June 01, 2014

X-MEN The Days of Future Past


Adıyla kafamızı karıştıran film, gerçekten güzeldi. Özellikle Quicksilver'ın Pentagon sahnesini bir kez daha izleyebilirim, sonra bir kez daha ve bir kez daha.. Magneto'da "so long with the surviver" diyerek inat ve öfkenin nasıl gözünü kör ettiği gösterdi. Beni en çok mutlu eden sahne son sahneydi tabiiki, herkesi görmek.. içim mutlulukla doldu ^x^ 70'li yıllardaki kayıt teknolojisi çok güzel ve yerinde kullanılmıştı, o da hoşuma giden ayrı bir detay oldu. Peki herşey tamam da son sahneye ne demeli. Ups.