Friday, March 28, 2014

Amour


ooofffhhhhhh offff... o kadar ağır, o kadar gerçek, o kadar korkutucu, o kadar depresif bir filmki..
filmi izlerken ben filmin adı gibi bir "aşk" görmedim aslında.. bu, evliliğin asıl anlamı olan "hayat arkadaşlığı" olmalı. hani iyi günde kötü günde, hastalıkta sağlıkta.. ve bu hayat arkadaşlığı bir insanın hayatında edinebileceği en zor ve en kıymetli şeylerden biri olmalı. offf haneke, yerimden kalkamadım film bitince.. off..

Friday, March 21, 2014

Ruby

okuduğum çizgiromanda kendimi bir kadınla özdeşleştirdim. kadın hikayeye birden girmişti, nereden geldiğini neler yapmak istediğini öğreniyorduk. vay be kadın sanki benim güney afrikada doğmuş halim diye düşünmüştüm. öbür sayfada kadın yanarak öldü..
çok acılı olmadığı sürece ben ölümden korkmam. ama yaşayamamış olmak beni üzüyor çok.
bir vesileyle ama babacığın şarkısını dinledim. durduk yere beni istemeyen bi adamı hatırladım. babacığım diyebileceğim bir babamın hiç olmaması aslında alışık olduğum birşey. hayatta evlenmeyi düşünmedim ama içten içe hep iyi bir kayınpeder hayali kurdum, yalan değil..
şimdi istemediğim bir yolculuğa, adeta bebek bakıcılığı yapmak üzere çıkıyorum. 

işlerimi yetiştiremedim.. randevumu iptal ettim.. görüşmeme hazırlanamadım.. dershaneyi bıraktım.. saçlarımı bile boyayamadım..
neşemi kaybetmeyeceğim merak etme, sadece hayattaki yerimi bir kez daha anladım. etrafımdakilerin beni koydukları yeri iyice öğrenmiş oldum. ama olmak istediğim yeri de biliyorum. ve iyiyim.
gerçekten sorun yok blog.
eğer bir sonraki sayfada yanarak ölmezsem, hak ettiğim yerde olmak için çabalamaya devam...
sevilmeye, sıcaklığa, tatlı sözlere, sarılmalara ihtiyacım yok benim. ben iyiyim. daha da iyi olacağım.
bir sonraki sayfada yanarak ölmezsem tabii..

Wednesday, March 12, 2014

Berkin..




ben hep uyanacak diye düşünmüştüm.. iyi olacak, hastaneden çıkacak... ben uyanacak diye düşünmüştüm.. berkin... uyanmadı.
öldü


Tuesday, March 04, 2014

Dans La Maison


Çok tuhaf bir filmdi bu. Hani bazen uzun araba yolculuklarında şehirler, köyler geçersiniz, oradaki yaşamın nasıl olduğunu düşünürsünüz. Bazen bir eve bakarsınız ve o evde yaşıyor olsaydım hayatım nasıl olurdu diye düşünürsünüz ya.. Bu düşünceden yola çıkıyor film. Tutkulu ve yardımsever bir edebiyat hocasının elinde bir trajediye dönüşüyor.
Geçtiğimiz haftalarda Salt'ta Arşivi Parçalamak sergisini çekmiştik, programda yer vermiştik. Mahremiyetin bozulması konusunu işlemiştik orada da. Bu filmde insanı yoğun olarak rahatsız eden şey tam da bu bence. Mahremiyete girilmesi. Yazan öğrenciyi özellikle kardeşim çok rahatsız edici buldu. Bana göre harika bir oyunculuk sergilemiş. Çok iyi değil belki ama tuhaf bir filmdi.

Bonus: Yaşasın Fransız Liseleri !

kediş köpüş









ikisini de yerim ^x^