Sunday, September 28, 2014

Pandora'nın Kutusu


Biri; evli, otoriter ve baskıcı, oğlunu da bunaltıp evden kaçırmış bir anne; öbürü belliki eskinin solcularından şimdi patronlarının her dediğini yapan bir gazeteci özel hayatında da kendine pek saygısı kalmamış bir kadın, sonuncusu da ev kirasını ya da elektrik faturasını ödeyemeyen kaldığı ev parça parça üstüne dökülen (ve benim aklımı alan) en küçük oğlan. Bir sabah bir telefon alarak annelerinin kaybolduğunu öğrenirler. Annelerini almaya giderler, onu, o yemyeşil müthiş dağ manzaralı köy evinden alıp şehire getirirler ve ateşten bir top gibi ordan oraya atarlar. Bu esnada sadece kendi seçimlerini ve kendi hayatını yaşamak isteyen, hayata karşı nötr durduğunu düşündüğüm (ve bu yönüyle zaman zaman kendime benzettiğim) torun ile annane arasında bir bağ oluşur. Annane köye ve dağlarına geri gitmek istemektedir. Torun da herhangi bir yere kendi kararıyla gitmek istemektedir. Giderler. Annane beyaz yazmasıyla gider. Torun ağlar. Film biter. Bitmeyen tek şey dağlar....





şimdi..
uzun zamandır izlemediğim filmi dün annem ve kardeşimle izledim. etkilendim, güzeldi, bunlar bir kenara. abi o osman sonant neydi yaa... adam aklımı aldı yemin ediyorum yavuz hırsız felanken hiç de böyle çekici gelmiyordu burada acayip beğendim. tarzıyla ilgili birşey sanırım. çok çok hoşuma gitti. nasıl çekici geldi anlatamam.daha fazla sahnesi olsun istedim. sonra da düşündüm ulan iyi ki yalnızlık benim kendi seçimim değil, böyle adamlar çıksa karşıma hemen aşık olurdum ve iyice savrulurdum hayat yolunda. nihilist nihilist yaşayıp mahvederlerdi beni de.  


No comments: