Friday, June 13, 2014

Mad Men



Mad Men, izlemek için geç kaldığım bir dizi oldu. 7. sezonuyla ortalarda gezen dizinin ben daha ilk sezonunu yeni bitirdim. Kızları birden bire eyeliner ve Amy Winehouse manyağı yapan dizi acaba nasıl bir şeydir diye merak ediyordum. 1960lı yılların Manhattan'ı da ilginç olmalıydı, bir de reklamcılık sektörü... vay vay vay.
Evet diziyi izlemeye başladım, ilk tanıdığımız ve baş rol oyuncusu olan Don Draper'la tanıştım. Ve ondan anında nefret ettim. Zeki ve ağzı laf yapan bir maço ve su katılmamış bir hödük olan Don, kesinlikle tiksinilecek bir karakterdi. Peki ama kim tiksinilecek bir karakter değildi ki? Don  bu konuda yalnız değildi dostlarım. Çünkü Mad Men, ya da Şerefsizlikler Dizisi mi demeliyim, gerçekten birbirinden tiksinç karakterler ve olaylar üzerine kuruluydu. Kadınlara o kadar kötü davranıyorlar ki önce günümüzde yaşadığımız için şükrediyoruz. Sonra yavaş yavaş ayıyoruz, ulan ne değişmiş?!!! Bu maço adamlar hala en kreatif ve süper yetenekli reklam ajanslarında kendilerine bir erkek dünyası kuruyorlar ve bu dünyada bir kadın olarak tutunmanız hala aynı yollardan geçmenize bağlı. Bu adamlar hala kadın sekreterlerine sarkıp, kadın iş arkadaşlarını taciz edip, asansörde kadın müşterilerini hayvan gibi süzüp, stajyerleri nasıl götürdükleri hakkında yalan yanlış şeyler anlatıp kah kah gülüyorlar. Önemli görülen işler hala kadınlara verilmiyor. Aynı işi yapan bir erkekle bir kadın aynı parayı almıyor. Kadınların iş yerinde fazla ilerlemesi istenmiyor, kadın patron ise ölümün acılı ve uzun bir haliymiş biri tasvir ediliyor. Bu korkunç bir şey... Ev hanımlarının dışarıdan pürüzsüz görünen içeride paramparça hayatları, boşanmanın zorluğu ve dul kadınlara bakış açısı, iş yerindeki dedikodular, çalışma koşullarındaki adaletsizlik... Ufacık bir şey bile değişmemiş.  Tabii zenciler de kadınlarla birlikte ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyor. Onlar için belki işler daha iyiye gitmiş. Bizim için değil.
Dizide karısını aldatmayan erkek yok.
Bütün kadınlar ise gerizekalı bir sadakat ya da korku ve güvensizlikle eşlerine bağlılar.
Sanırım tüm bunlardan dolayı bütün bir sezonu şu Don'un başına birşey gelsin, acı çeksin, eşi çocukları terk etsin, işinden kovulsun, beter olsun diye bir umutla seyrettim. Ama acı patlıcanı kırağı çalmazmış.
Birşey daha var ki ilk sezon bittiğinde sadece seyretmekten dolayı bile akciğer kanseri olabilirsiniz. O olmadı siroz.. Repliklerde kelime başına bi kadeh viski ve iki nefes sigara tüketiliyor. Bulaşık yıkayan kadının arada bulaşık eldiveniyle sigara içmesine koptum en çok. Arkadaş oha bu oyuncular dizi bittiğinde ölür. Cidden ölür. Nasıl yaşamış bu insanlar böyle paso içki sigara.. cildinde lekeler, sarı dişler, kalın ses, erkenden ve kötü bir şekilde ölüm. Aklıma başka birşey gelmiyor. Bu tempoya kim nasıl dayanıyor.
Son olarak
-------------------------------spoiler içerir-----------------------------
Bu kız hamile olduğunu 9 ay boyunca nasıl anlamaz???are you fucking kidding? Bozuk sandviç yedim galba diye doğuma mı gidilir arkadaş. Hiç olmamış.
-----------------------------------------------------------------------------------------
Belki devam ederim, belki de etmem, temposu da düşük zaten. Bu kadar can sıkıcı birşey izlemek istesem türk dizilerini izlerim, ya da en iyisi çevremde olan bitenlere bakarım.
Hiç sevmedim bu diziyi. 

No comments: