Sunday, February 23, 2014

Arbitrage


Richard Gere'i böyle gerim gerim gerilirken görmeye hiç alışkın değilim. Onu kısık gözleriyle gülerken, yakışıklılığın ve zenginliğin getirdiği tatlı baş belalarıyla uğraşırken görecekmişim gibi bir his vardır içimde. Bu sefer o zengin adamın perde arkasını gördük.
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
Bu filmde beni en çok şaşırtan şey aslında şu; adam karısını aldatıyor, yalan üstüne yalan söylüyor, sahtekarlık yapıyor, ve ben yine de filmi izlerken, bir şekilde işleri yoluna sokacak mı diye tedirgin bir şekilde bekliyorum. Hatta sonunda karısının çıkışına şaşırıyorum. İçimin yağları erimiyor. Hak ettiğimi bulduğunu düşünüp huzura  ermiyorum. Bu bana biraz da tuhaf geldi.
Bu, erkeğin karısını aldatma hikayesinde de, her zaman aldatılan kadınla empati kuruyorum. Kendime yakın bulduğum karakter o oluyor. Bu da ilgimi çeken ikinci bir konu.
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - 

Yeniden filme dönersek,
temposu düşük bir filmdi, fazlasıyla gerçekçi olduğu için, kaçma kovalamaca yoktu, bizi içine soktuğu gerilim olayların her an herkesin başına gelebilecek şeyler gibi görünüyor olmasıydı. Bayılarak izlediğimi söyleyemem ama Richard Gere'in beni şaşırttığını söyleyebilirim.

No comments: