Tuesday, December 24, 2013

Kadıköy Cinayetleri

well well well...
bu kitabı, adı ve kapağı dikkatimi çektiği için kanaldaki bir yönetmenden aldım. yazarı çok kibar biriymiş, harkulade bir insanmış, önceki kitapları bilmemneymiş, beni ilgilendirmiyor.. ben sadece okuduğum kitap üzerine konuşacağım anlaştık mı?
Başkomiser Galip, Behzat Ç.'yi andırıyor da diyemeyeceğim o da hafif kalır artık karbon kağıdıyla çizilmiş bir kopyası. Belki daha kötü bir karakter, çok itici, sevemiyoruz bir türlü. Ekipteki diğer elemanlar da bu salaklık, dengesizlik ve sığlıkla bir kitabın kahramanı olmayı hak etmiyorlar sanki.. :/
Bir polisiye okuyorsam, ilk beklentim zekice bir şey okumaktır. Galip ise, burnunun ucunu göremeyen, çoğu kez gözlerimi devire devire salaklığına şaşırdığım bir karakterdi ne yazıkki.. O kadar itici bir karakterdi ki aslında uyuz oldum, tiksindim.
Önceki kitapları okumadığım için her şeye tam vakıf değildim, belki bundan bir takım eksiklikler kaynaklanır diye düşündüm ama, kısa sürede kitap herşeyi açıklıyor, kafamızda pek soru işareti bırakmıyordu. Fakat sonu öyle aceleye getirilmişti ki.. 2 sayfada kitabı bitirmiş, ne oldu diyemeden, sonlarda hissetmemiz gereken o doruğa çıkan heyecan duygusunu tattırmadan çat diye kitabı bitirmiş yazar.  Hatta o kadar ki, son bir kaç sayfa kaldı olay daha çözülmedi, galiba bir sonraki kitapta çözülecek, öğrenemeyeceğim diye düşünmeye başladım.
Son bir şey daha, kitapta karısını ya da sevgilisini aldatmayan tek bir erkek yok. Erkekleri dünyasına bodoslama ve iğrenç bir dalış yapmak istiyorsanız doğru kitabı okuyorsunuz.. Zaten son dönemlerde yaşadıklarımla tiksinir oldum erkek cinsinden, bu da tuz biber oldu, zerre saygım kalmadı. Bu düşünce ve yaşayış tarzlarını okurken de çok rahatsız oldum. Aslında erotik içerikli birşeyi okumak sıkıntı değil, hatta çok keyifli de olabilir, sadece bunu bir kamyoncudan dinler gibi, o uslupla okumak biraz yıpratıcı oluyor. Yine de gözüm açmam ve erkek cinsini daha iyi anlamama yardımcı oldu, sağolsun. Kadın karakterler ise, tam beklediğim gibi, neredeyse kağıttan. O kadar iki boyutlu, o kadar saçmalar ki, hiç biriyle empati kuramıyorsunuz. Yatak anılarında figuran ya da cinayet mahalindeki meraklı teyze olmaktan başka bir işe yaramıyorlar.
Kısacası çok kolay okunan, zerre zeka barındırmayan, sonuyla tatmin etmeyen bir kitap oldu..
dün vapurda giderken kitap okuyordum, dalmışım. başımı bi kaldırdım, vapur iskeleye yanaşmış ve büyük çoğunluğu da inmiş üstelik. toparlanıp kalktım, yan koltukta uyuyan bir çocuk var. etrafa baktım görevliler nasıl olsa gelip uyandırır diye, gelen giden de yok. döndüm dışarı baktım, son yolcular iniyor. gittim yanına hafifçe kolunu dürttüm. uyanmıyo... allahımm... biraz daha sert dürttüm. oğlum kalk yerine yat diycem ben de tuhaf bi moda girdim. uyandı. gözler kan çanağı. etrafa bakıyo ama nerede olduğunu anlayamıyo belli. vapur yanaştı dedim. teşekkürler deyip fırlayıp gitti bir anda :s kaldım tek başıma. beşiktaştan insanlar vapura binmeye başlamışlardı artık. afedersiniz diye diye kalabalığı yararak indim. 

Sunday, December 22, 2013

SMAUG REYİZ

DSYS (Dragon Seçme ve Yerleştirme Sınavı) Sayısal 1.si Smaug'dan genç dragonlara tavsiyeler:
Kazandığı dershanenin tişörtüyle objektiflere poz veren Smaug, "her gün yaktım, çok yakmadım ama düzenli yaktım, altınıma da dwarfuma da zaman ayırdım" dedi. 






evet genşler, güldük eğlendik, fakat unutmayalım..
i am fire, i am death...




the necklace








gereğinden çok anlam yüklediğim bir kolye vardı.
30 yaşıma girdiğim gün kendime doğum günü hediyesi olarak alacaktım.
kafamda neler neler kuruyordum 
doğum günümde kolyeyi almak istedim. bulamadım. isabet olmuş..
şimdi aklıma geldi, geçtiğimiz günlerde hiç beklemediğim birinden bir hediye aldım
güzel mavi taşları olan bir kolye
bu akşam hilalle konuşurken dedi ki; plan yapsan da yapmasan da, düşündüğün şeyi zaten yaşayamıyorsun. 
son zamanlarda duyduğum en doğru cümleydi..




everything but one

her şey olabilirim.
babasının sevmediği kız, annesini üzen çocuk, odasında ağlayan minik, sesi kısılan ağzı kapatılan genç, kendine güvenmeyen yetişkin, kendini tanımayan kadın, kimsenin tanımadığı hayat...
kaybolmuş olabilirim, sevilmemiş olabilirim, istenmemiş olabilirim.
hatta bunları çok fazla ve sinirimi bozacak kadar üst üste yaşamış olabilirim.
her şey olabilirim görüyorsun.. başarılı olabilirim, tırnaklarımı geçirdiğim yerde rüzgara rağmen kalabilirim, tepe taklak aşağı düşebilirim, düştüğüm yerde yıllarca kalabilirim..
yapayalnız olabilirim.
mutlu olabilirim, mutsuz olabilirim.
her şey diyorum bak,
mesela çekici olabilirim, neşeli bulunabilirim, seksi görünebilirim.
ısrarla sevgilisini ya da eşini benimle aldatmak isteyen bir sürü adamın adını sayabilirim.
her şey olabilirim blog,

sevilen bir kadın olmak dışında

her
şey
olabilirim

zaman çok ya da zaman yok










elleriniz dert görmesin. and i mean it.

Sunday, December 15, 2013

Silver Linings Playbook


Ben bu filmden pek etkilenmedim. Ama herkesin, ara sıra da olsa, biraz delirmeye hakkı olduğunu düşündüm ve oldukça rahatladım ..

Tuesday, December 10, 2013

Blancanieves


Blancanieves, 1920'lerin İspanyasında geçen bir Pamuk Prenses uyarlaması. İçinde Yeşilçam melodramlarından hallice üvey annelere, boğa güreşçilerinden flamenkoya ne ararsan var. Siyah-beyaz olmasıyla gönlümüzde ayrı bir yer edinen film, İspanya'nın bu yılki Oscar adayı. Benim en çok beğendiğim kısım ise, filmin sonu oldu..   

Sunday, December 08, 2013

cheers to being smart and lonely


Jin: Do you have a boyfriend Sena?
Sena: No, i don't.
Jin: Why? You are beautiful.
Sena: Thank you
Jin: And very smart..
Sena: That, might be the reason actually :)
Jin: :) oh, right. Cheers?
Sena: Cheers ! :)