Sunday, October 27, 2013

Dedemin İnsanları

Bir sahne vardı, onu hatırladım.
Tifo salgınından korunmak için karantinaya alınıyorlardı ve topluca yıkanıyorlardı. Yıkanan adamın sırtından süzülen toprağa bakıyordu çocuk ve şöyle diyordu: "Girit toprağını en son o zaman gördüm."

Saturday, October 26, 2013

oh :)


m.

dün odaya iki adam girdi, ikisi de takım elbise giymişlerdi, güneş gözlükleri ve evrak çantaları vardı. acaba müfettiş gibi birileri mi diye yapımcımın yüzüne baktım. bizimkilerin dönem arkadaşlarıymış ve ankaradan gelmişler. sarıldılar konuştular, biri yapımcı diğeri ise ASİSTANMIŞ. asistanların takım elbise alacak paralarının olması güzel bişey tabi.. o gün yapımcım üzerinden kocaman kırmızı çiçekleri olan siyah yün bir etek ile kırmızı bir şal giymişti. kendimin ne giydiğini ANLATMIYORUM BİLE. Yapımcımın dediğine göre ankarada herkes takım giyermiş, kot giymek zaten yasakmış ve koridorlarda takım elbiseli adamlar ciddi ciddi dolaşırmış kimin müdür kimin memur olduğunu anlayamazmışsın bile. BİR TELEVİZYON KANALI İÇİN DAHA TATLI BİR ÇALIŞMA ORTAMI DÜŞÜNEMİYORUM...

Lara Croft'un zaman içindeki evrimi ya da vertex sayısının oyun dünyasına kattıkları









Wednesday, October 23, 2013

here in my garden of shadows

yılın en sevdiğim zamanı geliyor 
http://www.youtube.com/watch?v=dIYZ1Ej_Dzg
ve ben birini sevdiğim için neredeyse özür dilemek zorunda kaldığım zamanları düşünüp kadehimden bir yudum alıyorum. içten içe gülümsüyorum. hatta dıştan da hafif bir gülümseme var. bu kötü bir gülümseme. yani, daha çok, sizin için kötü. siz zavallılar için, tam bir yıkım... gözyaşı ve keder... karanlık ve soğık sokaklarda geçireceğiniz uzun ve yalnız geceler... ruhlarınızı çalacağım, gözlerinizi oyacağım ve kalplerinizi göğüslerinizden söküp üzerinizde adınızın yazılı olduğu kavanozlarda saklayacağım korkunç ve karanlık günlerin geldiğini hissediyorum. bir yudum daha alıyorum. evet açık açık gülebilirim sanırım. tam bir kötü olamadığımı biliyorum, yine de kötülük potansiyelimin farkında olmam ve kötülük yapanları anlamam bile bana yetiyor. keşke kalpsiz bir canavar olsaydım.. yine de halimden memnunum. bir yudum daha alıyorum kadehten. beni bilirsin, içtiğim şey yeşil ve üzerinde buharları tüten taze yarasa kanı olmasa böyle konuşmam. 

Sunday, October 20, 2013

Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi


Ayfer Tunç hakkında söylenecek pek çok söz vardır elbette, ama benim söyleyeceğim ilk şey şu olurdu; bu kadın bir dahi! Evet dahi bu kadın!
Ayrıca da gerçekten kadın. Dedikoduya doydum lan! Nasıl da güzel anlatıyor allahım bir kelimesini kaçırmak istemiyorum, dedikodu da dedikodu, onun kızı şöyle yapmıştı bunların bir de küçük kardeşi vardı ya, hah onların asıl okuldan arkadaşları var diye gidiyo da gidiyo.. Bu format ilk etapta okuyucuya biraz tuhaf geliyor ama kadının kaleminden adeta bal damlıyor.
Aslında kitap "hayat kitabı" gibi birşeydi. Kitabı bitirdikten sonra kendinizi görmüş geçirmiş, bir anda 30 yıl atmış, kocamış, kenara geçip bilge bilge ahkam kesebilecek bir pozisyonda hissediyorsunuz, hayat işte..

Saturday, October 19, 2013

Rise Of The Guardians

çok eğlenceli bir film olmuştu, çok neşeli sahneleri vardı ama şu "tanrıların inanılmaya ihtiyacı var" ve "inanırsak olur bence" altmetinlerden çok sıkıldım. çocuğum olsa belki izletmezdim. ya da izletirdim ben kim oluyorum be. neyse, 3d anlamında beni çok mutlu etti. bir de ilk başta sandmani sürekli neil gaimanın sandmaniyle kıyaslayıp durdum ama bunu da pek sevdim ^x^ zaten aksi düşünülemezdi çünkü pırıltılı toz varsa ben varım o işte

Tambien La Lluvia



Yağmuru Bile/Even The Rain, Kristof Kolomb'un Amerika'yı keşfini, eleştirel bir dille anlatmak isteyen yapımcımız yönetmenimiz ve film ekibi, ucuza mal etmek için her türlü çakallığı düşünerek, Bolivya'ya film çekmeye giderler. Günde 2 dolara çalıştırdıkları figüranlarla krallar gibi filmlerini çekecekler, sonra da müthiş sanat filmleriyle tatmin olmuş bir şekilde ülkeden ayrılacaklardır. Bu esnada Bolivya'da yabancı şirketler, ülkenin suyunu satmaya başlarlar. Hem de %300 zamla. Kuyu açmak hatta yağmur suyunu biriktirmek bile yasaktır. İnsanlar korkunç bir yoksulluk ve çaresizlik içinde ayaklanırlar. Asker devreye girer.
Tüm bunlar olurken film ekibinin de kafası karışmaya başlar. İyiler, kötüler, taraflar değişir. Filmdeki rolüne kaptırmış adam bir anda şahlanıp başımıza bir şey gelmesin kalkın gidelim der mesela.
Emperyalist güçleri eleştiren ve yerlilerin yanından, bir anda günümüz Bolivyasına geçerek (ama öyle böyle değil, çok güzel sahneler) izleyiciyi de kendine hayran bırakır. Beni bıraktı mesela. Birbirinden vurucu sahneleri, çok güzel detayları vardı. Sanmayın ki (normalde yapmayacağım şey değil ama) Gael Garcia Bernal için izledim. Hatta sevdiceğime en az dikkat ettiğim film oldu desem yeridir.
Filmi izlerken Gezi olaylarını hatırlamamak ve ürpermemek de elde değil. Sonunda işlerin Bolivya için gerçekten iyiye gittiğini öğreniyoruz neyse ki yabancı şirketler ülkeden gidiyor ve su yeniden halkın oluyor.
Çok ama çok güzel bir filmdi, film içinde film gibi, güzel kurgulanmış, izleyiciyi çok da üzmemiş, pek çok noktada (set ekibinin çalıştırdığı Bolivyalı işçiler, onlara az ödeme yapılması, hepimizin bütçesi kısıtlı diyen başkan, v.s.) çok doğru tespitler yapmıştı, çok hoşuma gitti.

Sanırım unutmayacağım bir şey: yaku

Şu sahne de çok hoşuma gitti caps aldım.

Thursday, October 17, 2013

rain


ana tanrıça'dan mevlana'ya


Eski püskü kitapların arasından seçip çıkardığım bu kitapta okumayı umduklarım: Anadolu'da şimdiye kadar doğmuş dinler, anaerkil uygarlıklar, çok tanrılı dinlerden günümüze kadar gelen bir inceleme.
Okuduğum şey ise: Anadolu'nuğğn cefağğkar anaları, savaşta cepheye mermi taşırdıııığ -_-

Yukarıdaki bölümü de ibret olsun diye fotoğraflayıp koyuyorum, ama yazarını mazarını yazıp da ilgili aramalarda tıklanmak istemiyorum.

Tuesday, October 15, 2013

Kurban Bayramı Hakkında Aklımdan Geçenler

  • Yıllardır vardı bu vahşet, dehşet olayları, yer yer katıldık yer yer katılmadık ama bu sene iyice gözüme batmaya başladı. Şimdi güzel arkadaşım, eğer vejeteryan değilsen, et yiyen bir insan evladıysan, kurban bayramı hakkında ayy çok feciiiyy, vahşeeeet dehşeeeett diye feryat etmeyeceksin. O löp löp götürdüğün etler nerden geliyo sanıyosun ya bu kadar kafasız olmayın. Market rafından mı geliyor sanıyorsun o etler?? Hayvan kesiliyor sen de yiyosun neyin vahşeti bu?? O bayıla bayıla ucuz uçak bileti arayıp da gitmek için hayaller kurduğun Barcelona'ya bi git bakalım, bi boğa güreşi izle. Vahşet neymiş gör. Ben, sanırım ilk kez, 14-15 yaşlarımdayken bir boğa güreşini izlemek zorunda kaldım, sonunu getiremedim göz yaşları içinde kaçtım. Korkunçtu. Korkunçtu...
    Ha, bu kurban bayramında eline bıçağı alanın kasap kesilmesi, kendini yaralayanlar, otobanda önde inek arkada bıçaklı adamların yaldır yaldır koşmaları, kör bıçaklarla hayvanlara işkence edilmesi, bir arabaya sokmak için bile hayvanlara vurmaları, kötü davranmaları, bütün şehrin buram buram kurbanlık kokması, iki dakika önce sevdiği hayvanın kuyruk titrettiğini gören çocukların misler gibi tramvalara kavuşmaları, saçmasapan yerlerde kurban kesilmesi ortalığın kan ve pislik içinde kalması gibi konularda ben de sinirleniyorum. Bu düzensizlik, aptallık ve ihmallere ben de karşıyım. Ama sana da sinirleniyorum! Sana da karşıyım! Ayrıca belediyelerin hakkını yememek lazım kesim yerleri, kontroller, cezalar, teşvikler derken kurban kesim merkezleri, bizi 90'lı yılların yol kenarlarında oluk oluk kan akan bayramlarından çoğunlukla kurtardılar.
    Bana sorarsan asıl vahşi olan şey kurban bayramı değil. Et satımının ve hayvancılığın o korkunç sektörün elinde tekelleşmesi, ülkede hayvancılığın geldiği nokta, hayvanların korkunç şartlar altında yaşaması ve kesilmesi (bununla ilgili içinizi dağlayacak bir sürü video bulabilirsiniz), yemlerin içeriklerinin ne olduğunun bile belirsiz olması (örn. deli dana hastalığı), kesimlerin resmen canice yapılması, etlerin sağlıksız koşullarda taşınması ve satılması, bakteri oranları, hayvanlara özellikle sanırım kümes hayvanlarına verilen ilaçlar ve kimyasallar, katkı maddeleri, fahiş fiyatlar... işte bunlar korkunç. Hadi iyi bayramlar.

Sunday, October 13, 2013

Hey Arnold !


Şunu bir izle bakalım,
http://www.youtube.com/watch?v=OKL1ffelnNk

Hey Arnold'ı hatırladın mı? Nickelodeon'ın on numaralı çizgi filmiydi. Annesi ve babası ortalarda olmayan Arnold, dedesi ve büyük annesinin işlettiği bir pansiyonda yaşardı. Gerek çılgın aktivist babanne ve müşfik dede, gerek pansiyonda yaşayan çinli, sürekli karısını bezdiren işsiz adam, duvar yıkan inşaat ustası gibi kopuk tipler, gerek Gerald, Helga ve okuldaki diğer çocuklar hepsi süper karakterlerdi ve çoğu kişiyi etek giymiş gibi yanıltsa da benim gözümden hiç bir şekilde kaçmamış uzun kareli gömleği ile birbirinden harika maceralar yaşayan muhtemelen gerçek olsa o yaşlarda anında aşık olacağım süper cool bir karakterdi...
Bu post futbol topu kafalı arkadaşımıza adanmıştır.. 


Bir kere ben bu çizgi filmi nasıl sevmeyeyim, daha çocukken damarlarımıza jazz müziğini aşılamış, olaylar da New York'un kenar mahallelerinde geçiyor. Sık sık piyano ya da saksafon çalan birilerine denk geliyoruz bölümlerde. Bu başlı başına harika bir neden.
Bir de, Arnold'ın harik bir odası vardı ki, bak 30 yaşıma geldim, hala hayallerimdeki ev (ne salon takımı görür gözüm, ne vitrin, ne yemek masası, ne de hala ne olduğunu tam çözemedim berjer:s ) Arnold'un paşalar gibi odasıdır. Öncelikle odasının üzeri tamamen camdır. Yatağına uzanıp gökyüzünü, yıldızları izlerken hayatıyla ilgili önemli kararları (10 yaşında da ne olacaksa artık) alır. Yine odasından çatıya çıkılmaktadır ki oradaki manzara daha da enfestir. Odasına bir merdiveni iple çekerek çıkar, ve çıktığında oda sadece onundur. Ve enn şahanesi de tek bir kumandayla herşeyi halledebilir. Müziğini açar (jaz) Işıkları yakar(çapkın senii) böyle böyle düşünürken ben bu odayı bi modellesem gibi bir fikir gelmişti aklıma ki, aşağıda modellendiğini gördüm, yıkıldım. Neden aklıma gelen fikirleri bu kadar eşsiz sanıyorsam..
lan!


laaannn!!





Saturday, October 12, 2013

that is my hero

so basically, this is Martin Freeman’s filmography in the last few years:
image
image
image
or
trying to drink tea while being dragged to strange adventures
(via skarosoul)