Saturday, October 19, 2013

Tambien La Lluvia



Yağmuru Bile/Even The Rain, Kristof Kolomb'un Amerika'yı keşfini, eleştirel bir dille anlatmak isteyen yapımcımız yönetmenimiz ve film ekibi, ucuza mal etmek için her türlü çakallığı düşünerek, Bolivya'ya film çekmeye giderler. Günde 2 dolara çalıştırdıkları figüranlarla krallar gibi filmlerini çekecekler, sonra da müthiş sanat filmleriyle tatmin olmuş bir şekilde ülkeden ayrılacaklardır. Bu esnada Bolivya'da yabancı şirketler, ülkenin suyunu satmaya başlarlar. Hem de %300 zamla. Kuyu açmak hatta yağmur suyunu biriktirmek bile yasaktır. İnsanlar korkunç bir yoksulluk ve çaresizlik içinde ayaklanırlar. Asker devreye girer.
Tüm bunlar olurken film ekibinin de kafası karışmaya başlar. İyiler, kötüler, taraflar değişir. Filmdeki rolüne kaptırmış adam bir anda şahlanıp başımıza bir şey gelmesin kalkın gidelim der mesela.
Emperyalist güçleri eleştiren ve yerlilerin yanından, bir anda günümüz Bolivyasına geçerek (ama öyle böyle değil, çok güzel sahneler) izleyiciyi de kendine hayran bırakır. Beni bıraktı mesela. Birbirinden vurucu sahneleri, çok güzel detayları vardı. Sanmayın ki (normalde yapmayacağım şey değil ama) Gael Garcia Bernal için izledim. Hatta sevdiceğime en az dikkat ettiğim film oldu desem yeridir.
Filmi izlerken Gezi olaylarını hatırlamamak ve ürpermemek de elde değil. Sonunda işlerin Bolivya için gerçekten iyiye gittiğini öğreniyoruz neyse ki yabancı şirketler ülkeden gidiyor ve su yeniden halkın oluyor.
Çok ama çok güzel bir filmdi, film içinde film gibi, güzel kurgulanmış, izleyiciyi çok da üzmemiş, pek çok noktada (set ekibinin çalıştırdığı Bolivyalı işçiler, onlara az ödeme yapılması, hepimizin bütçesi kısıtlı diyen başkan, v.s.) çok doğru tespitler yapmıştı, çok hoşuma gitti.

Sanırım unutmayacağım bir şey: yaku

Şu sahne de çok hoşuma gitti caps aldım.

No comments: