Thursday, April 11, 2013

Red Lights


Film müthiş başladı. İzlemeye başlar başlamaz sevdim. Ne yazık ki bir o kadar da kötü bitti. Paranormal olayları araştıran ve aslında herşeyin makul bir açıklaması olduğuna inanan Doktor Margaret ve asistanlığını yapan fizik mezunu Tom, hem üniversitede çalışırlar hem de etraftan gelen paranormal olayları açıklamak için bir yerlere gidip, doğa üstü güçlere sahip olduklarını idda eden şarlatanları ortaya çıkartırlar. Uzun bir aradan sonra yeşil sahalara yeniden döneceğini açıklayan Silver isimli bir medyumla olaylar gelişir..

   ---   ---   ---   bundan gerisi spoiler   ---   ---   ---

 Öncelikle ben Sigourney Weaver'a ba-yıl-dım! O ne zaman filmden çıktı, film boka sardı. Kadının çizdiği zeki, araştırmacı, gözlemci hoca profili harikaydı. "Eğer öbür tarafta birşey olduğuna inansam, komadaki oğlumun fişini çekip onu diğer hayatına gönderirdim" repliği müthişti. Ne kadar bilim insanı da olsa, oğlu hakkında yaşadığı kararsızlıkları müthişti. İnsan beyninin kendinin zaten bir mucize olduğunu anlattığı dersi müthişti. Dışarıdaki medyumları sınıflandırması müthişti. Film adeta almış yürüyordu. Peki ama bu kadar müthiş bir kadın nasıl oluyordu da Silver gibi birine tehlikeli o, uzak durmalıyız diyordu. Ölümü bile öyle aceleye getirilmişti ki, daha kadının ölümünü sindiremeden Tom'un başına gelen paranormaller derken, gitgide saçmalamaya mı başlamıştı film ? Peki diyelim medyum olan Tom'du, Silver'da hiç mi bi numara yoktu? İki sihirbazlık yaptı diye Tom niye "kendimi inkar edemem" diye ağlıyordu, yoksa farkında mıydı medyumluğunun onca zaman? O zaman hocam böyle böyle nasıl diyemiyordu? O tuvalette saldıran adam kimdi? Benden başka kimse, bütün bunların altından Silver'ın yanındaki sarışın alaycı abla çıkacak diye düşünmedi mi?
Bu kadar saçma bir son için bu kadar çok bekletilmemeliydik. Yönetmenin, ne şiş yansın ne kebap diye, baştan bilim insanlarının sonunda da paranormalin tarafını tuttuğu, "medyuma inanma medyumsuz kalma" temalı bir film çekmesi canımı sıktı.

No comments: