Saturday, December 29, 2012

Frankenweenie



Tim Burton'ın Frankenweenie'yi ilk kez, henüz 26 yaşındayken Disney için çektiğini, fakat fazla ürkütücü olduğu gerekçesiyle yapımcıları korkuttuğunu ve kabul edilmediğini, bu yüzden yönetmenin Disney ile yollarının ayrıldığını, aradan yıllar geçtikten sonra, ikinci ve uzun metrajli halinin, yine Disney imzasıyla vizyona girdiğini, biliyor muydunuz ?

Thursday, December 27, 2012

3 saatliğine de olsa yuvaya dönüş



Tolkien'e, Sinema'ya, Peter Jackson'a, tüm ekibine, müziğe, Zeynep'e, Taha'ya, Cevahir'e, Sahibini bilmediğimiz arabaya ve Viking Barına minnettarım.


imza:
Ben ve kaynayan kanlarım

Sunday, December 23, 2012

takıntılar, sıkıntılar

dün ışıl dedi ki,


"bu dünyayla baş etmek zor. takıntılar, psikolojik rahatsızlıklar, seni kendini öldürmeye ya da etrafa zarar vermeye yöneltmedikçe, problem değil. onlarla yaşamayı öğrenip, bol bol dertleşip, hayatına devam et"

Saturday, December 15, 2012

iyi




dün, dünyanın en güzel cümlesini kurduk :










"iyi huylu çıktı"













Thursday, December 13, 2012

2 Days In New York



“In fairy tales, they tell you they lived happily ever after. They never tell you the rest of the story for a very good reason. No more dragons to slay after the happy ending. Life begins, and that’s way harder to handle than any dragon. But then again, you can end up with the most precious gift in the whole world. You know why I don’t believe in the Soul. Because, the Soul would probably mean an afterlife. And if there was something my mum would have tried to communicate with me somehow. Even though she knows better than to contact me when I’m home alone at night.”




Yalnız Julie Delpy ne çökmüş arkadaş, dağınık ev kadını olmuş resmen.

Wednesday, December 12, 2012

yeraltı

anlaşılan o oturduğu koltuktan hiç kalkamayacak


sürekli bi kitap okuyormuşsun hissiyle devam eden filmde, engin günaydını gönülden tebrik ediyor ve fakat kitaptaki karakteri daha utanç verici işler peşinde daha da tırt, daha da fena hatırlıyorum.

Thursday, December 06, 2012

sweet dreams






- hey you! you dancing?
+ you asking? 
- i'm asking
+ i'm dancing






















sweet dreams jackie




Wednesday, December 05, 2012

Sisters Kardeşler


Kitabı henüz okumaya başlamadan önce şöyle düşünüyordum; vahşi batıda hayatta kalmaya çalışan iki KIZ KARDEŞ. Neden dünya üzerinde başka soy ad kalmamış gibi, "Sisters" soyadını vermiş ki yazar?? Gene Domingo Yayınevi editörleri Sisters Kardeşler demişler adına, yoksa orjinal adı Sisters (hemen Penelope Cruzlu ve göğüs dekolteli saçma western filmlerine mi bağlayalım?)
Ayrıca, isim bu kadar şaibeliyken neden giydikleri pardesü, elbiseyle karıştırılacak iki siluet koyarsınız kapağa?? (Kapak tasarımı gayet güzel, o ayrı)
Kitabın ilk bölümleri bunları düşünerek geçti, yine de beni farklı bi dünyaya, farklı bir döneme, farklı bir ülkeye başarıyla götüren ve o yol hikayesinin içine de güzelce çekebilmiş olduğu için başta uyuz olduğum yazarı sonradan sevdim.
Eli, kitapta sempatik bulacağınız ve yakınlık kuracağınız karakter olarak çalışılmış, abisi ise kızların efendi adam yerine tercih ettikleri piçlerin vahşi batı versiyonu gibi biri.
Altına hücum, insanlar, ölümler, hayatlar, duygular, saçmalıklar, para, hepsi çok iyiydi de, kitabın sonunda aradığım vahşi batı hikayesi sonunu bulamadım.

Monday, December 03, 2012

Beginners




oliver: neden insanlara kefeni yırttığını söylüyorsun? kanserin dördüncü evrede.
hal: göründüğü kadar kötü değil.
oliver: baba, beşinci evre diye bir şey yok.
hal: bunun anlamı o değil.
oliver: öyle mi, neymiş peki?
hal: sadece bundan önceki diğer üç evreyi geçtiğini gösteriyor.

sevdiklerim;
köpek, ewan mcgregor, ewan mcgregor'un giydikleri, baba, oliver'ın babası gibi merhaba ev, merhaba oliver demesi, oliverın işi, oliver'ın babasının işi, oliver ve annesinin arasındaki vurulma oyunları, melanie laurent, melanie laurent'in tarzı, arkadaşlıklar, aşk, filmdeki genel sadelik ve mutluluk

sevmediklerim;
filmin kendisi