Saturday, October 27, 2012

Phil’s-osophy

words of wisdom...


– The most amazing things that can happen to a human being will happen to you if you just lower your expectations

– Dance until your feet hurt. Sing until your lungs hurt. Act until you’re William Hurt.


– Take a lesson from parakeets. If you’re ever feeling lonely, just eat in front of a mirror.


– Never be afraid to reach for the stars, because even if you fall, you’ll always be wearing a Parent-chute™.


– Marry someone who looks sexy while disappointed.


– Older black ladies make the best iced tea.


– Success is one percent inspiration, ninety eight percent perspiration, and two percent attention to detail.


– You can tell a lot about a person from his biography.


– Watch a sunrise at least once a day.


– If you love something, set it free. Unless it’s a tiger.


– If you’re ever in a jam, a crayon scrunched under your nose makes a good pretend mustache.


– When life gives you lemonade, make lemons. Life will be all like WHAAAAT?


Wednesday, October 24, 2012

Paranorman


 "you don't become a hero by being normal"

Sonunu düşünen kahraman olamaz sloganına göre, bence daha doğru bir önerme. Norman, normal bir çocuk değil. Hangimiz normaliz ki boşver diyemeyeceğiniz kadar anormal. Basit bir looserlık vakası yok. Çünkü Norman ölülerle konuşuyor. Onları görüyor, konuşuyor ama gerçek dünyada bir arkadaşı bile yok. 



Müthiş bir film, senaryo, efektler, karakter animasyonları, tiplemeler, müthiş bir görsellik. Ve fakat salondaki çocuklar filmi çığlık çığlığa izledi. Titreyen seslerle "a..anne,şaka di mi, öyle bişey olmaz. noolmuş bu kıza, anne? anneeaa?" diyen garibanlara üzüldüm biraz. Cadılar bayramının yavaş yavaş ülkemize girmesi miydi bu? Bilemiyorum ama film artık çocuk filmi olmaktan çıkmış daha çok young adult- teenage grubuna izle beni diyen bi film olmuş.
 

Asıl hoşumuza gidecek şeyler ise, cadılıktan parayı götüren ve işin b.kunu çıkaran kasaba halkı, linç kültürü ve korku.
Ayrıca müzikler de enfesti.

Sunday, October 21, 2012

Evrenden Torpilim Var Ya da Creating Your Own Reality

"Evrenden Torpilim Var" kitabını okudum.


Kitabın yazarı, kullandığı dil, dilbilgisi hataları ve yerli yersiz CAPS LOCK ON modda yazması hakkında yorum yapmayacağım (now you know what i think)

Hakkında konuşmak istediğim kısım "kendi gerçekliğini yaratma" olayı.

Geçtiğimiz aylarda National Geographic'in Efsane mi Gerçek mi Süper Kahramanalar belgeselini izlemiştim. İşlenen konulardan biri, İslam dinine ait tarikatların toplu zikirleriydi. (Ben ki piercingli birinin suratına bakamıyorum, izlemesi çok çok zor görüntülerdi) Bu zikirlerde kendinden geçmiş bir şekilde zikir yapan adamlar, yanaklarına, ağızlarına demir çubuklar sokuyor, kendilerine bıçaklar batırıyor, dillerini zehirli yılanlara sokturtuyor ve daha nice manyaklıklar yapıyorlardı.
Evet, buraya kadar olan bitenlere manyaklık diyebilirdik belki, fakat işin ilginç yanı (sıkı durun) bu adamların derileri kanamıyor, mikrop kapmıyor, zehirden etkilenmiyor ve en gözle görülür sonuçlardan biri olarak da hiçbiri acı çekmiyordu. (Süper kahramanalar tarikat mensubu abiler miydi yani?)
Bu konuyla ilgilenen Amerikalı bir profesör, yıllar önce böyle bir toplu zikir ayinine katıldığını anlatıyordu. Orada oluşan genel havayla bir şekilde kendine güveniyor ve yanağına bir bıçak sokuyordu. Ve sonuç: hiçbir şey ! (sanırım bu doğa üstü deneyimden sonra prof. müslüman oluyor)

Gelelim belgeselin bir başka bölümüne. Bu bölümde de uzak doğu sporlarıyla fazla haşır neşir olmuş bir amcamız var, önce kiremitleri kırıyor, bir kaç gösteri, derken çok acayip bir şey yapıyor; insanlara dokunmadan onları yere yığıyor. (merhaba süper kahraman)
Chi enerjisi kullanarak karşısındakileri patır patır yere seren sporcunun doğa üstü olayına bu sefer iki bilim adamı dahil oluyor. Bu iki genç araştırmacı bir insana dokunmadan enerjyle onu yere sermenin mümkün olmadığına inanıyorlar ve bir tanesi kendini denek yapıyor ve adamın karşısına geçiyor. Sporcu özel yere düşürme hareketlerini yapıyor, peki sonuç olarak bilim adamımız yeri boyladı mı? Hayır.
Çünkü bilim adamı bunun olacağına zaten inanmıyor (voila!)

Belgeselin sonunda, tüm bunların aslında insan zihninin ne kadar güçlü olduğunu gösteren örnekler olduğu söyleniyor ve belgesel bitiyor.

Nerede okuduğumu hatırlamıyorum ama şöyle bir söz okumuştum: "every idea creates its own reality"

Evrenden Torpilim Var kitabında tavsiye edilen şeyin de tam olarak bu olduğunu düşünüyorum. Kitaptan alıntı yaparak: "Kendi düşüncelerinizi evrene dikte ettirin." Yani kendi gerçekliğinizi yaratın. Mış gibi davranın. Buna inanın. Ve bu olsun.
Öğrencilik yıllarında yapılan bir geyiktir hani Kızılderililer çocuklarına yılanın zehirli olmadığını öğretiyorlarmış ve yılan da onları sokmuyormuş, soksa da zehirlemiyormuş diye.
Söylemesi kolay da, uygulaması gerçekten zor, "kendi gerçekliğimizi yaratmak." Ön yargılar var, başkalarının düşünceleri var, öğrenilmiş şeyler var, umutsuzluk karamsarlık var. Çok mu karmaşık? Benim gibi inanma karşıtı/özürlü biri için sanırım evet. Yine de denemeye değer diye düşünüyorum. Aslında blog, eğer yaratabilirsem, kendi gerçekliğimi daha çok seveceğime eminim :)

Tuesday, October 16, 2012

Orcs don't use it. Orcs don't know it

Beşiktaştan Yıldız'a doğru çıkarken, o iğrenç trafikten kaçmak için sarı dolmuşların kullandığı bir yan yol var. Hemen üniversitenin köşesinden çıkıyorsun geri. O yoldan her geçişimde bunu derim. Orklar bilmess Orklar kullanmass

Friday, October 12, 2012

Amcam Oswald


Gerçektende yaşlı bir amcanın önünde oturup anılarını dinlemek gibi bir his bu kitap. Hani arada başka şeyler anlatır, konu dağılır, geri toparlar. Böyle yaşlı, esprili, çapkın bir amcayı dinlediğinizi düşünebilirsiniz. Tabii bu amcanın, çıkarcı, cinsiyet ayrımcılığı yapan, ahlaksız bir pislik olduğu gerçeğini de unutmamak gerek.

Wednesday, October 10, 2012

10.10



yoruldum lan.


this is the last age i am on my twenties, so lets make it a great one ;)

Friday, October 05, 2012

voi


ışılla geçirdiğim bir günün sonunda, nişantaşı beşiktaş karşılaştırmaları, sanat galerileri, teşvikiyenin stratejik konumu, serviste namaz kılan şöförler, 160 liraya yapılan dip boyası, genç ressamların galerileri halıyla kaplatmak istemesi ve yaşlı ressamların dev muzlar yapması, herşey olabilirdi ama bi şeyi anlamamıştım; louis vuitton'un vitrinine niye tentacle saldırı düzenlenmişti 

Wednesday, October 03, 2012

Lola Versus


Filmin hiç bi numarası yok tamam mı blog. Kolay izlenen, hatta sıkan, imdb notu yerlerde (4.6) olan bi film.

Ama işte hayatımla çok özdeşleştirdiğim için, ben sevdim.

Evlenmek üzere olduğu sevgilisi tarafından terk edilen Lola, bi sürü şeyle karşılaşır. Bir kere artık yalnızdır. Sevgilisi çok geçmeden başka bir kız bulmuştur. Eski evine dönmek ve tek başına annesinin dükkanında part-time çalışarak geçinmek zorundadır. Doktorasını bitirmek zorundadır. Beslenmesine dikkat etmek zorundadır. Kırışıklıkları çıkacaktır. Yanındaki termosta taşıdığı o iğrenç sıvıdan içmek zorundadır. Bütün bunlar olurken arkadaşlarıyla arasını bozmak ve tabiiki yanlış insanlarla birlikte olmak zorundadır. Oh, what a mess...
Bir de filmin en sevdiğim sahnesine gelelim; son sahne. Ne oluyor son sahnede, gerçekten boktan bir 29 yaşını geçirdikten sonra Lola 30 oluyor. Hiç adeti olmamasına rağmen bir doğumgünü partisi düzenliyor. Re-birth olayı gibi bişi yapıyor kendince. Ve son sahnede, doğum gününden sonra eve geliyor. 
Oturuyor. 
Bu kadar. 
Film bitiyor..
Oturup şöyle bir etrafına bakınıyor, memnun bir şekilde. Bu sahneye bayıldım. 

 Her dağıtmış insanın bir gün toparlanacağı yönünde bana verdiği olumlu mesajlar ve 30 yaşına girdiğimde (zaten birkaç güne 29 oluyorum) çizmek istediğim insan profilini (ruh hali açısından) az çok yansıttığı için benim hoşuma giden bir film oldu.

Tuesday, October 02, 2012

Limitless


Son zamanlarda izlediğim en akıcı, vasat, geyik ama keyifli filmlerden biriydi Limitless. Bradley Cooper, müthişti ! Robert De Niro pek güzeldi. Kızdan tam bişi anlamadım ama, neyse, güzel bir ablamızdı o da.
Filmin konusu, sümsük yazar, sevgilisinden ayrılır, parasız kalır bi de üstüne writers block yaşayıp tek kelime yazamaz bir haldeyken pisliğin teki olan eski kayınbiraderine rastlar. Adam bizimkine beyninin %100'ünü kullanmasını sağlayacak bir hap verir ve olaylar gelişir.
Ben sonuna doğru herhalde büyük bir ters köşe bizi bekliyor derken, film başladığı gibi bitti ve bize sadece iyi zaman geçirmek amacıyla çekilmiş iddasız bir film olduğunu gösterdi.
Özellikle kan içme sahnesinden sonra bende şöyle bir fikir uyandı, herşey psikolojik demekki, böyle bir saçmalık olmayacağına göre, demek ki hapın psikolojik bir etkisi var. Aslında demekki herşey insanın kendinde bitiyor. Evet böyle cümleler kurdurttu bu film bana. Alacağın olsun film.
Ama Bradley iyiydi.

Evet.

p.s. sözlükte okuduğunuz her iki entryden birinde de görebileceğiniz gibi, adderall diye bu amaçla kullanılan bir ilaç varmış. tam böyle değil de bi benzeriymiş. hukuktan bi kız varmış, finallerden önce 3 tane içmiş, sonra prof.la tartışmış, sonra dekana gidip demişki... ya allahaşkına...