Thursday, June 28, 2012

i love magic

and the girl suddenly understood; she hadn't had an adventure, for such a long time. 

Wednesday, June 27, 2012

ama arkadaşlar iyidir



lütfen herkes gidip cihan kılıç'ın ama arkadaşlar iyidir kitabını alıp okuyabilir mi? 
teşekkürler

Monday, June 25, 2012

bütün craft sever arkadaşlara sesleniyorum


yapsanıza bunu bana ^x^
İstanbul-Erzincan git-gel yol boyunca gördüklerim;
- 1 ölü kirpi
- 4 ölü fare
- 1 tavşan
- 1 şaşkın tilki
- 4 adet yuvasında oturan, 1 tane uçan leylek
- Düzinelerce koyun
- Onlarca inek

Tuesday, June 19, 2012

je vais bien, ne t'en fais pas / don't worry, i'm fine

Victor'ın tavsiyesiyle izlediğim tertemiz bir Philippe Lioret filmi. İspanya'dan ailesinin yanına, Paris'e geri dönen Lili, kardeşinin babasıyla kavga edip evi terk ettiğini öğreniyor.

-------spoiler-------
Filmin başında bu evi terk etme işi zaten bariz sırıtıyor, odasını toplamamış da bilmem neymiş de, allah allah böyle saçma iş olmaz diyorsun ayrıca babaya duyduğun kindar duygularla birlikte bir senaryo yazmaya başlıyorsun kafanda. işte o senaryo film boyunca sürekli değişiyor. Otelde kaldığını öğrendiğin an ise, pekiala deyip herşeyi yeniden yazıyorsun, ama filmin sonu, ah sonu...
Evlat sevgisini, kardeş sevgisini, kapanan ve kapanmayan yaraları, metaneti, büyük olmayı ve ebeveyn olmayı çok güzel anlatan, hatta gideyim bi hava alayım diye camı açtırıp bir müddet uzakları seyrettiren son derece duygusal, tertemiz, dupduru bir film. Tüm karakterleri anladığınız zaman sevmeye başlıyorsunuz hepsini. 
                                                                    -------spoiler-------


Soundtrackinin de müthiş olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. Müthiş olan bir diğer şey de; Lili, sanırım en kısa sürede kendine aşık etme rekorunu kıracak bir güzellik. 
Yaygara koparmadan, ağlaklaşmadan acıtan, hikayesini güzelce anlatan, inceliklli, temiz dramları sevdiğime bir kez daha karar verdim, teşekkür ettim.

Sunday, June 17, 2012

hep eve dönerim


Kaybolduğum da oldu benim

Yola gelmedim

Tabiiki çok acı çektim

Ben böyle değildim

Arada bir boşa döndüm 

Pervane gibi

Başım döndü, ben döndüm

Kimse görmedi


Wednesday, June 13, 2012

Drago

Tamamen ajanstaki arkadaşlarımın ittirmesiyle ve daha fazla spoiler duymama çabasıyla başlayıp ilk sezonunu bugün bitirdim Game of Thrones'un. Zaten daha diziyi izlemeden jeneriğini izlemiştim ve hastası olmuştum. Hatta jeneriğini de izlemeden önce birinin telefonunda müziğini duymuş ve ona hasta olmuştum. Derken jeneriğe ardından diziye ve en son da şu aşağıda gördüğünüz arkadaşa hasta oldum. 



Bana hiç vahşi bıdı bıdı muhabbeti yapmayın, herkes vahşi arkadaşım!!11biriki adama merdiven dayayıp tırman, o da sana hayatımın ayı desin. 

--spoiler--

Fakat ben daha uzun süre görmeyi beklerken karakter ölerek diziden ayrıldı.
Doğruyu söylemek gerekirse senaristler (daha doğrusu kitabın yazarı) kendisine acımış. Bana kalsaydı Dragoyu daha uzun bir hayat ve daha acıklı bir son bekliyordu. 


Drago, her anlamda erkeği temsil ediyordu. Kas gücüyle, yıkıma olan yatkınlığıyla, kafasının az çalışmasıyla, cesaretiyle ve kızdığı zaman gözünün dönmesiyle, kadınına ve doğacak çocuğuna duyduğu saf sevgiyle, değişimden ve bilmediği yerlerden korkmasıyla, ilkel erkeğe ait klişeleşmiş tüm özellikleri taşıyordu. 
Khalesinin gitgide gözünü iktidar hırsı ve savaş bürüyecekti ve biz 45 kiloluk bir kadının 150 kiloluk bir adamı nasıl içten içe yiyip bitirdiğini görecektik. Drago, tabii ki krala karşı girdiği savaşı kazanamayacaktı. Korktuğu yabancı diyarlarda, onuru ve gücü yavaş yavaş elinden alınacak, belki şu yeni kral olan uyuz veletin elinden, hak etmediği hazin bir şekilde ölecekti. (burada King Kong'u da örnek verebilirim)  
Kısaca bu adamı uyduruk bir kılıç darbesi (kendi deyimiyle sinek ısırığı) iltahaplanıp öldürmemeliydi.

Sunday, June 10, 2012

yksbd



Bence herkes işinde, yaptığı şeyde en iyi olmaya çalışsın, fazla bıdı bıdı yapmasın.


AMK diye bir gazete çıktı, gerçek zannedilen Zaytung haberleri listemde ilk sıraya girer. Durakta reklamını gördüm gözlerim büyüdü, bu nasıl bi viral reklam çalışması, acaba birşeyi yererek neyi yüceltecekler diye haybeye kafa yordum. Gazete gerçekmiş... Yok, olsun... bence güzel, kimse okumasa bile yani, saçmasapan bile olsa böyle gazeteler de olsun, hatta Marslılarla yapılan röportajlar olsun içinde, "bulaşık süngeri ile ilk randevu" gibi başlıklar olsun, insanlar her değişik şeyden ürkmesinler, zaten zamanla tirajı kendini belli eder, yerini bulur. Ama düşündüm de bu gazete tutarsa, bu gazla başka nasıl gazeteler çıkar acaba...
Ağzınızı Gözünüzü Kırdırtmayın Haftalık Haber Mecmuası
Okumayana Kolum Girsin Günlük Borsa Haberleri
Ebesinin ...ğimin Dingilleri Abone Olun Lan İtler!!! Aylık İlim İrfan Dergisi
gibi...
Ya da karşıt görüşlü bi gazete çıkabilir
YKSBD (Yavaş Koy Saçın Başın Dağılmasın)

Saturday, June 09, 2012

Snow White and the Huntsman



Bir zamanların snow white'ı olarak şunu söyleyebilirimki; pamuk prenses kraliçeden güzel olmak zorunda, hikayenin olayı bu, yoksa yani koca kraliçesin, güzelsin sen de, büyün var, otun püsürün var manyak bi ergen kız için girmez böyle olaylara.
40 yıllık pamuk nasıl da ortaokula giden kepçe kulaklı erkek çocuğuna dönmüş ellerinizde. şu kızın suratına iki tane çarpmamak için insan kendini zor tutuyor.
Hadi prenses kılıcını kuşandı, pasif kız rolünden sıyrıldı, prensin atının terkisinde değil, ordunun en önünde gidecek dediniz, bak bu hoşuma gider diye düşündüm, karanlık bir şeyler görmeyi bekledim, hatta şu karanlık ormandaki kabus, halisülasyon sahnesi hoşuma gitti, ama olmayınca olmuyor. Görseller, efektler hep ordan burdan arak.
Pamuk'u geçelim, kraliçe gerçekten iyiydi, hikayesini anlatırken aralarda oluşan inanılmaz mantık hatası!!11bir geçersek, bir derinliği vardı, kadınların genç ve güzel kalmak zorunda olmaları üstüne söyleyecek iki şeyi vardı, karakterinin bir derinliği vardı, hırsları, gücü, zaafları olan daha doğru düzgün bir karakterdi. şu malak tipli kızdansa kraliçeye yakınlık besledim tabiiki, anyway, bizi şaşırtan pek bir şey olmadan film bitti, son sahnede kraliçem çok yaşa diye bağırırken herkes, kız bayılacak sandım, avcıyı gördü, bi kabızlıklar, bi nefes alamamalar, aha gidiyo mu bişey mi olacak derken, hop. the end.


Wednesday, June 06, 2012

bunları elbette çabucak geçiyorum

mesela geç saatlere kadar ofiste çalışsan, herkesi o lanet olasıca muhitten alıp götürecek bir kocası/sevgilisi vardır. senin eve nasıl döneceğini kimse düşünmez. tehlikeli ve ıssız bir sokakta kuzu kuzu yürürsün tek başına. seni kimse merak etmez çünkü. kimse kollamaz. sahip çıkmaz. mesela zor ve kötü geçen bir günün sonunda, seni bekleyen bir kucak yoktur, içinde büzülüp sevgiyle yoğrulup kendini daha iyi hissedebileceğin..
kimse öğle yemeğini yedin mi diye arayıp kontrol etmez, sabah biraz başın ağrıyordu/ hastalamıştın/ moralin bozuktu nasıl oldun demez mesela. çok da önemli değil belki ama, vapurda uykun gelse, uyuyamazsın!! otobüste miden bulansa, başını kimsenin omzuna dayayamazsın.biraz karanlık ve karamsar bir günde, arkadaşlarını arayabilirsin tabiikide, ama güneş gibi doğmaz kimse gününe... güzel bir müziği paylaşacağın biri olmaz yanında. üşüsen, hadi bırak sarılmayı, hırkasını/ceketini verecek adam yoktur. çiçeklerle dolu ağaçların iki tarafını sardığı güzel bir yolda yürürken, birinin elini tutmak isteyebilir canın, o eller yanlarda boş boş sallanır. evet, her gece yalnız yatarsın. kötü bir rüya görsen, ya da gök gürültüsünden korksan, gözlerini daha sıkı yumup başka şeyler düşünmeye çalışırsın, çünkü seni kim sakinleştirsin. geleceğe ait planların karmakarışık ve yarım yamalaktır. yalnız mı olacaksın, ev arkadaşıyla mı. herkes ısrarla neden sevgilin olmadığını sorar, ne zaman çocuk yapacağını sorar, biyolojik saatini hatırlatır, ağzını açıp bir cevap veremezsin. davetiyelerin tek kişiliktir. kimse sadece senin gülümsemeni görmek için bir şeyler yapmaz. ara sıra şımarıklık yapacağın, saçmalıklarını çekecek biri olmaz hiç. uzun süredir dokunduğun tek canlı, bahçedeki kedilerdir. tabii ki hepsinin sevdikleri insanlarla mutlu olduklarını görmeyi istersin ama, evlenen bütün arkadaşlarınla daha da yalnız kalırsın.
herkes sana bakar ama kimse seni görmez.

Tuesday, June 05, 2012

i am number four

müthiş afiş di mi? değil! kim bilir gene kimden duydum nereden indirdiysem, macera, bilimkurgu, süpergüçler gibi bişiler kulağıma çalınmıştır, film bildiğin ergen filmi çıktı, yüzde 90'ı lisede geçiyor filmin. aman diyeyim. senaryo klişe, ergenler bayık, efektler dandikti.

Sunday, June 03, 2012

give'em hell malone


Ne zaman nereden duydum da indirdim bu filmi, birinden mi aldım hiçbir fikrim yok. Karakterlerin hepsi çok iyi çizilmişti ama başka başka filmlerden gelmiş gibiydiler, hikaye vasat, kurgu kötü,arabalardan hiç anlamamama rağmen malone'un müthiş arabası izlemesi en keyifli şeylerden biriydi. Film hakkında anlayamadığım en büyük şey ise olayların kaç yılında geçtiği oldu, film eskiyle yeniyi garip bir şekilde birleştirmiş ki bu da Malone'u retro seven zevksiz bir salak yapıyor.Yine de cool bir gangstere fazla laf sokmak istemeyiz.

Friday, June 01, 2012

occupation

mühendislerin muhabbetlerini severim
öğretmenlerin sabırlı olduğunu bilirim
doktorların ukala olma hakkının saklı olduğunu düşünürüm
mimarların da iç mimarların da yaratıcı olduğunu düşünürüm
animatörleri, karikatüristleri ve illüstratörleri kıskanırım
pilotlar karizmatiktir, hostesler güzel
tren istasyonları emektar, işinde gücünde insanları barındırır
havalanları her zaman ışıl ışıldır
çok uluslu şirketlerde cümbür cemaat 70 milletle beraber çalışmak çok güzeldir

ve işler yolunda giderse sevgili blog, sana çok yakında yeniden bir televizyon kanalından yazıyor olacağım