Tuesday, January 31, 2012

o karakterler boy boy








sevgili klasikler. her bir günümü birinize feda etmeye hazırım. uzun bir süredir lotr günü yapmadığımın zaten farkındayım. sizleri seviyorum. asosyalim. yalnızım. muhahaha



Monday, January 30, 2012

members

beni sizler yarattınız, diyemeyeceğim,zira ben hep vardım ve uzun bir süredir burdaydım, siz de bir ara fark ettiniz demek ki. iyi de ettiniz.
evet blogum yavaştan bir fotoblog olmaya başlamışken, gün itibariyle 102 takipçim olduğunu gördüm. (üstelik sıkı sıkı takip etmeyin beni diye tembihlememe rağmen) çok önemli değil ama, kafamda 100. takipçime özel bişi yaparım gibi bi düşünce vardı (daha önce de dandirik bişi yüzünden bi takipçime hediye göndermiştim mesela, sonra o takipçim o hediyeyi kaybetmiş allamyareppim.. ehm... neyse)
blogumla o kadar ilgilenmiyorum ki 100. takipçiyi kaçırmışım. 200. takipçiyi de zor görürüm zaten demek ki hediye işi yalan oldu hehehe avcunuzu yalayın. şaka şaka. hepinize teşekkür ediyorum şu mıymıy halimle bile buralarda bakınacak/okunacak bişeyler olduğunu düşünmüşsünüz demekki.. sağolun var olun.
blogu yorumlara açmak, herkesin okuyabileceği bir sayfanın olması beni hem mutlu hem tedirgin ediyor. belki de gerçek adımla son derece kişisel bir blog açacak kadar salak olduğum içindir. blogları üzerinden para kazanan, kişisel hiçbirşeyinden bahsetmeyip tematik takılan, sonrasında kitaplar yazan, blogu sayesinde meşhur olan kişileri çok garipsiyorum. bana reklam almak bile ayıpmış gibi geliyor. hayatını pazarlamaya çalışmak gibi birşey.
neden böyle bir açıklamalar silsilesine girdim onu da bilmiyorum. neyse. son olarak şuna dikkat etmenizi tavsiye ediyor ve gidiyorum: please remain on the other side

Thursday, January 19, 2012


ben böyle,sözlükten başka ülkelerin başka şehirleri hakkında bilgiler okudukça,
hiç çekemeyeceğim filmleri düşünmekten yorulunca,
reklam sektörü çok rererö dedikçe,
tişörtünün üstüne ceket giyen çocuklardan uzaklaşınca,
topuklu ayakkabı bile giyebildiğimi keşfettikçe,
gezen-tozan-eğlenen- giyen-çıkaran- yiyen-içen-çizen- çizençizençizen- boyayan- evlenen- aşık olan- bambaşka yerlerde yaşayan insanların bloglarını okudukça,
sonra kendimi aynı miniminnacık ve kasvetli ve boş ofis odasında buldukça,
her sabah yataktan kalkmayıp hayat muhasebeleri yaptıkça,
her muhasebede her türlü kaybedince,
yalnız olmakla ilgili hiçbir sorunum yok mesajı verdikçe,
hala ailemle yaşadığım ve hep onlarla yaşayacağım gerçeğini idrak edemeyince,
ben böyle,
herşeyden vazgeçince,
her sabah aynı işe gidip aynı eve dönüp, aynı insnları görüp, aynı umutsuzlukları yaşayınca,
çakmak için kendime bir el bulamayıp bir kağıda el çizip adını "hi five hand" koyup, karşıma asınca ve fakat çakmak için zaten bir sebep de bulamadığımı fark edince,
ben böyle,
süper arkadaşlıkların dizilerini izleyip haftasonu arayacak kimse bulamayınca,
ben böyle,
stop-motion işleri uzaktan izleyip iç çekince,
sevgilileri labaratuarda incelemek isteyince,
yüksek lisansa başvurmayacağımı fark edince,
bir sabah trt haberde denk geldiğim, "sabah haberleri nasıl hazırlanıyor" videosunu izlerken ağlamaya başlayınca,
feng-shuinin saçmalık olduğunu anlayınca,
flash öğrensem bile pixar stüdyolarını kurmayacığımı, yapacağım animasyonların hiçbir işe yaramayacağını fark edince,
ne anlamsız bir gün, diye başladığım günleri biriktirip anlamsız bir hayat yaşadığımı fark edince,
dünya haritasını duvardan indireli çok olduğunu fark edince,
onaylanan bir hayat yaşadığımı fark edince,
bir adım atmam gerektiğinin farkında olup, hep yanlış yollarda yürümüş biri olarak ne yönde adım atacağımı bilemeyip, durduğum yerde kaldıkça,
pretty much herşeyin şansla ilgili olduğunu anlayınca,
ondan işte,
belki,
ondan.

Saturday, January 14, 2012

Küçük Mucizeler Dükkanı

Mustafa'nın yeni yıl hediyesi olmasa, böyle bir kitabı elime bile almazdım. Ve ilk olarak elime alınca da (tüm o sevinçten ve kargo paketinden çıkan herşeyle tek tek ilgilendikten sonra) kesin bi kadın bi dükkan açıyodur (benim tahminim cupcake yönündeydi) oraya takılan farklı 3-4 kadının hayatını değiştiriyodur dedim. Cupcake hariç hepsi de tuttu, kitap bu kadar.
Bu kadar.Hem hediye olduğu için, hem Keşan'ın tek kitapçısı tarafından önerildiği için (Keşanlılar, üzgünüm) hem de belki yarım kalan örgü battaniyemi bitirmek için gaz verir düşünceleriyle bir şans tanıdım, hatta bir şans daha ve bir şans daha tanıdım ama oha yani. O kadar klişe o kadar uyduruk, o kadar salak bir kitap.
Yazarı da alzaymır galba yazık, her bölümde aynı şeyleri tekrar edip durmuş.
55 yaşının üstündeyseniz, Türk dizilerini severek izliyorsanız ve örgü örmekle çocuk doğurmak hayattaki tek tutkunuzsa, bir şeyi bir seferde anlayamıyorsanız, biraz geriden geliyorsanız, o zaman siz de bu kitaba bir şans verin.

Friday, January 06, 2012

SHERLOCK HOLMES

Yeni yılın ilk yazısı, hakkında iki çift laf edilmesini hak edecek birşey üzerine olmalıydı. Sherlock Holmes, gönül rahatlığıyla "adamlar ne film çekmiş ya vay arkadaş" diyebileceğimiz bir film blog. O zaman diyelim. Ben izlerken bol bol dedim artık sen kendi kendine de. Slow motion sahneleri, zeka açan senaryosu, British sense of humor'ı ile gönüllerde baş tacı yapıp dünya britanyanın köpeği olsun dedirten, hemen yarın gidip bi Sherlock Holmes kitabı alıp okumalıyım hevesi yaratan bir filmdi. Avrupa kültürü için de içimden 1 dakikalık saygı duruşunda bulundum blog merak etme. Özellikle son dönemlerde İstanbul'da türeyen e-5 kenarında otoparktan bozma 5 katlı üniversitelerle, heriflerin üniversitelerini, kütüphanelerini kafamda karşılaştırma gafletine düşünce, evet, oraya düşülmemesi gerekir, düşen bi daha kalkamıyor.
Sevdik bu filmi, yeni yıla iyi bir filmle başladık, yerinde espriler ve dozunda heyecan unsurları ile top bir daha ağlarla buluştu, bundan sonrası için de devamının gelmesini buluyoruz.


Fransızca öğrenmek istiyordum bir ara, bir trende tıngır mıngır giderken, onu da unutmuyoruz.