Sunday, November 18, 2012

Tanrı Daima Tedbil-i Kıyafet Gezer



Belki kişisel gelişim kitapları okuya okuya herşeyi ezbere bilen ve bu kitapların kodlarını çözmüş biri için bilindik, benim içinse çok doğru fikirlerle dolu, şaşırtıcı, keyifli, bilgilendirici bir kitaptı.

Özellikle "kurban olma" kısmına takmış durumdayım. Hala aklımda o cümle, "mutlu kurban yoktu Alan, anla mıyor musun?" Elimden geldiğinde artık kurban olmamaya çalışıyorum, tepkilerimi düşünüyorum. Hatta bazı olayları yeniden gözden geçiriyorum.  Biraz tembel değilseniz siz de kitabı okurken Alan'ın yaptığı egzersizleri yapabilirsiniz. 

"Hayat yüzünüze gülmüyorsa espriyi anlamamışsınız demektir", ile birlikte, "muhtemelen siz zaten espriden anlamayan somurtan, sıkıcı herifin tekisinizdir"i de eklesek mi acaba. İnsanların sana nasıl davranacağını sen belirliyorsun, nasıl bi imaj yaratırsan öyle tepkiler alıyosun. 

Ayrıca Paris'e gidenler için muhtemelen (sokak sokak Parisi gezdiği için) hatıralarını canlandıracak güzellikte bir kitap ama ben sadece "bu ne biçim cadde adı lan okunmuyo" gibi tepkiler verebildim. 

Kişisel gelişim anlamında yardımcıydı ama eninde sonunda bu bir romandı, acabağ kurgusu nasıldı? Benim bir türlü anlayamadığım ve katılamadığım şey şu oldu; hayattan hiç bir beklentisi olmayan, ölümden korkmayan, intihar etmeye karar vermiş biri, sonra nasıl bu kadar çok ölümden korkar. Hacı sen neler yaşamış, ne kararlara varmış, o ölümün köşesinden dönmüş birisin. Seni bu kadar korkutmamalı diye düşündüm.
Bir de sonundaki o türk filmi bağlantısı... no no no no. Öyle hiç olmasaydı iyiydi. Yazar, Alanla İgor'un son karşılaşmasını yazamamış gibi, bi sevgi bağı kuramamış aralarında, hadi onu kuramamış o kadar fantastik bi sona kasmasaymış bari. 

No comments: