Thursday, January 19, 2012


ben böyle,sözlükten başka ülkelerin başka şehirleri hakkında bilgiler okudukça,
hiç çekemeyeceğim filmleri düşünmekten yorulunca,
reklam sektörü çok rererö dedikçe,
tişörtünün üstüne ceket giyen çocuklardan uzaklaşınca,
topuklu ayakkabı bile giyebildiğimi keşfettikçe,
gezen-tozan-eğlenen- giyen-çıkaran- yiyen-içen-çizen- çizençizençizen- boyayan- evlenen- aşık olan- bambaşka yerlerde yaşayan insanların bloglarını okudukça,
sonra kendimi aynı miniminnacık ve kasvetli ve boş ofis odasında buldukça,
her sabah yataktan kalkmayıp hayat muhasebeleri yaptıkça,
her muhasebede her türlü kaybedince,
yalnız olmakla ilgili hiçbir sorunum yok mesajı verdikçe,
hala ailemle yaşadığım ve hep onlarla yaşayacağım gerçeğini idrak edemeyince,
ben böyle,
herşeyden vazgeçince,
her sabah aynı işe gidip aynı eve dönüp, aynı insnları görüp, aynı umutsuzlukları yaşayınca,
çakmak için kendime bir el bulamayıp bir kağıda el çizip adını "hi five hand" koyup, karşıma asınca ve fakat çakmak için zaten bir sebep de bulamadığımı fark edince,
ben böyle,
süper arkadaşlıkların dizilerini izleyip haftasonu arayacak kimse bulamayınca,
ben böyle,
stop-motion işleri uzaktan izleyip iç çekince,
sevgilileri labaratuarda incelemek isteyince,
yüksek lisansa başvurmayacağımı fark edince,
bir sabah trt haberde denk geldiğim, "sabah haberleri nasıl hazırlanıyor" videosunu izlerken ağlamaya başlayınca,
feng-shuinin saçmalık olduğunu anlayınca,
flash öğrensem bile pixar stüdyolarını kurmayacığımı, yapacağım animasyonların hiçbir işe yaramayacağını fark edince,
ne anlamsız bir gün, diye başladığım günleri biriktirip anlamsız bir hayat yaşadığımı fark edince,
dünya haritasını duvardan indireli çok olduğunu fark edince,
onaylanan bir hayat yaşadığımı fark edince,
bir adım atmam gerektiğinin farkında olup, hep yanlış yollarda yürümüş biri olarak ne yönde adım atacağımı bilemeyip, durduğum yerde kaldıkça,
pretty much herşeyin şansla ilgili olduğunu anlayınca,
ondan işte,
belki,
ondan.

2 comments:

yedincisamuray said...

"Sabah uyandığında üstündeki yorganın sesi kulaklarını tırmalar,tavana bakarsın,dönüp saate bakarsın.işe gideceksin içindeki büyük boşlukla. aynaya bakmazsın,su bile yabancı durur yüzünde.acıkırsın ama bir şeyler yemek istemezsin. otobüse zar zor yetişirsin. durakta göz göze gelinecek kimse yok,binersin otobüse,yolculuk esnasında kendini Nuri Bilge Ceylan filmindeymiş gibi hissedersin.tekerlerin asfalta değişi, bitmek bilmez, beyin sulandırıcı bir ses çıkarır...işe varırsın. küçük selamlaşmalar. akşama kadar yalan gülümsemeler...akşam olur, eve dönerken otobüslerde hissedilen şey değişmez.tek başına yürürken yol bir türlü bitmez,uzadıkça uzar...eve varırsın. ışıklar yanmıyordur.kapıyı açar ve karanlığına yine adım atarsın.kısır döngü yalnızlığıdır bu."
***
Mart'ın 26'sında yazmıştım bunu.Şimdi senin yazdıklarını okuyunca anımsadım. İçim karardı.

Neyse ki uzun süre önce yazmışsın ve benim bu yorumum olmasa büyük ihtimalle şu an bu yazıyı hatırlamayacaktın.

Ama ne okuduysam bahsettiğin konularda hepsini teker teker yaşadım.

Güzeldi be...

senaaaaa said...

düşündüğünün aksine bu yazıyı son birkaç günde yeniden hatırladım. o zamandan sonra, ben başka seçimler yaptım. belki hatalar yaptım. o nefret ettiğim saatleri saydığım korkunç işyerinden ayrıldım. nereye gideceğimi ve ne yapacağımı hala kestiremiyorum ama artık o kadar kötümser değilim. yeniden hayal kuruyorum. toparlanıyorum. kendime geliyorum.
iyi olacağım.
umarım sen de olursun.