Friday, August 26, 2011

i know a bitch named Karma


i don't believe in karma. i don't believe universe is listening you and ready to give you what you if you really want it. that's bullshit.
when you do something bad, you got punished. if you make a bad desicion, there comes the consequences.
but when you value love, and try not to cheat or lie or be honest to everyone, you never got nothing. when you open the way for others, no other ways are opening for you. and even if you want something really soo bad, it never happens to you.
so, lets cut the crap.
there is no karma.
there is no reward.
still we have to be nice and try to make good choices..
life sucks


Tuesday, August 23, 2011

The Lost Room

izleyip beğenmeyen tek kişi olarak dizi tarihindeki yerimi alayım.

Monday, August 22, 2011

stupid



HANNA


"Bak sakın böyle bitme film, hadi açıklamaları yap artık, sakın böyle bitme bak sakın diyorum!! Müziklerin çok güzel, çekimlerin ayrı güzel, mekanlar felan gayet iyi, oyuncular desen müthiş, lütfen bozma bunu, on numara bi film olucaksın bak sakın böyle bitme, bitme diyorum sana!"


- i just missed your heart -
olmamış bu film, izlemeyin!

Saturday, August 20, 2011

De Niro'nun Oyunu


Kesinlikle vurucu ve etkileyici bir kitap.
Savaşa ve ona dair herşeye bu kadar yakın olduğumuz bu günlerde herkesin okumasını istediğim bir kitap. Dili çok rahat, akıcı. Rahatça okunan sürükleyici bir kitap.
Konusu ise, sonunda biraz yuhannes dedirtse bile hepsinin belki de daha korkunçlarının yaşandığına emin oluyoruz.
Ne bir duygu sömürüsü, ne artarda yaşanamayacak, inanılmayacak kadar büyük olaylar zorlama felaketler.
Eski, tozlu, beton bir duvar gibi bu kitap. Orada öylece duruyor.
Okurken de insanın genzini yoğun bir toz bulutu yakıyor.

modern family


ay canlarım benim ^x^
hepinizi ayrı ayrı seviyorum


evet,
2 sezonu bitirdim
3. sezon eylülde başlıycakmış
hastasıyım

Anchorman


Benim televizyonlarda geçen filmlere özel ilgi duymam yüzünden yine de fena değil diyeceğim, diğerleri içinse belki pek ilgi çekici olmayacak, tv filmi gibi b sınıfı ama iyi bir komedi filmi.

*
boys will be boys and never gonna grow up diyebiliriz özetle.

*

ayrıca habeler bittikten sonra, spikerlerin mikrofonlarını çıkartırken felan, kendi aralarında konuştuğunu görürüz di mi hep. ne konuştukları hakkında güzel bir bölümü var.

Wednesday, August 17, 2011

bazı geceler sadece

jazz&blues

Maymunlar Cehennemi Başlangıç ya da Örneklerle Açıklamalı Halk Devrimi

M. demişti ki, çılgın bilimadamlarınca insanlığın yararı için hayvanlar üzerinde yapılan deneylerin kötüye gitmesi ve ortaya çıkan yaratıkların dünyayı ele geçirmesi konulu filmlerden bıktım artık.
İşte bir yenilik, dünyayı ele geçirmiyorlar, sadece özgürlüklerini istiyorlar, ormanlarına geri dönmek istiyorlar, end of the story (değil tabii ki ama yine de yani)
Ben beğenerek izlediğim bu filmde ne mi gördüm?

Örnekli, Konu Anlatımlı, Ayrıntılı Açıklamalı Halk Devrimi Planlaması;
1- Farkına var; şimdiye kadar bir şekilde mutlu mesut geçirdiğin günlerin olmuş olabilir ama aslında sen ve tüm toplumun ne alemde, bu rüyadan bir uyan, gerçekliğin sert duvarına çarp, olan bitenin farkına var
2- Güçlerinizi Birleştirin; yalnızken ya da birbirinizle didişirken bir yere varamayacağınızı anlayıp birlik olun
3- Eğitim Alın; aptal olmayın (bunu bir kutu gazla halledemiyoruz ne yazık ki, saygın hocalar, iyi okullar, kitapların başında geçirilecek geceler)
4- İletişimin Önemini Anlayın, aynı dilden konuşmak, anlaşabilmek, karşındakini dinleyebilmek, ne dediğini anlayabilmek, trollere geçit vermemek
5- Bir Planınız Olsun; e yani..
6- Gereksiz Şiddetten Kaçının; güç ve fırsat elinize geçince, o korkunç dediğiniz insanlara dönüşmemelisiniz hemen değil mi?
7- Daha Cazip Görünen Teklifler İçin Grubunuzu Satmayın; net
8- İstediklerinizi Alınca Açgözlülük Yapmayın; Aabi madem ha deyince ormanı ele geçirdik, şehri niye almıyoruz, demeyin, amacınıza sadık kalın, başedemeyeceğiniz savaşlara girmeyin.

Yeni devriminiz hayırlı uğurlu olsun, güle güle kullanın. Filme de fırsatınız olursa gidin.

Wednesday, August 10, 2011

hoşbulduk


spotlar çevrilmiş, tüm ışıklar üzerimde,
-Evet, Sena, bize biraz kendinden bahseder misin?
sahnede tek başımayım
-Heyecanlanmana gerek yok, bu bir mülakat değil artık, sohbet ediyoruz
seyirciler soluklarını tutmuş bekliyorlar
-Ben de senin burada başarılı ve mutlu olacağına inanıyorum
trampetler çalmaya başlar
- Aramıza hoşgeldin



Monday, August 08, 2011

Müthiş Dahiden Hazin Bir Eser


Müthiş Dahiden Hazin Bir Eser benim tatil kitabımdı. Tabiri caizse tuğla kalınlığındaki bu kitap 3-4 günde bitiverdi ki şu an hakkında gerçekten çoook fazla şey hatırlamıyorum. Yani beni derinden sarsmadı, ama etkiledi.
Öncelikle, yazarın, yani Dave Eggers'ın takip edilesi işler çıkardığı ortada. O bir filozof, düşünür, solgun yanaklı bir romantik, ateşli bir politik felan değil. O bizden biri. Kesinlikle bizden biri. Bizi anlatıyor, bizim gibi anlatıyor. Hafif dili, karmakarışık kafası, değişken fikirleri, tembelliği, yalandan isyanları, okuyanı bile utandıran utançverici anıları ile x kuşağı denilen gruba dahil bir zavallı.
Erken yaşta ailesini kaybeden ve küçük kardeşine bakmak zorunda kalan, Amerikada yaşadığı için yatıp kalkıp şükretmesi gereken, bir şekilde yolunu bulmasına ve evsiz, junkie felan olmamasına şaşırdığım bir zavallı.
Aynı zamanda o bir idol.
Herkesin olduğundan daha farklı ve daha iyi birşeymiş gibi davranmaya çalıştığı günlerde tam da ne olduysa o olan, olduğu şeyi ve düşündüklerini (örn. bütün çocuklar en az bir kere ailelerinin ölmelerini istemişlerdir, tüm o ilgiyi üzerinizde hissetmek, özgürlük v.s. düşünsenize, fena olmazdı gibisinden cümleler kurabilecek) bir süzgeçten bile geçirmeden yazabilecek, bu kadar cesur ve umursamaz, kendi hayatını, kimseyi takmadan özgürce ve gerçek anlamda yaşayan bir idol.
Gençliğin, sorumsuzluğun, aptallığın, zekanın, enerjinin, pineklemenin, korkunun, hayal gücünün birleşiminden oluşmuş yanlış hatırlamıyorsam 21 yaşında bir erkek.
Onu okurken bazen o kadar çok sizi anlatıyor ki bu insanı rahatsız edip utandırabiliyor.
Komik değil trajikomik gibi.
Yine de kitap bittiğinde ne büyük bir iz ne derin bir yara, ne sizi etkisi altına alan bir düşünce, sadece bir yaşam tarzı var gibi, o da zaten anca Amerikada olur gibi.
Yani kimse (ve özellikle de bana Frankfurtta fuara giriş kartı veren beyefendi) alınmasın ama Amerikalıların ne kadar sığ ve aptal olduklarının başlı başına bir kanıtı bu kitap. Yani, biz de aptal oluyoruz, ama 18-19 yaşına kadar, en fazla 22. Ve bu süper insanlar olduğumuz için de değil, hayat şartlarımız yüzünden. (Bana fuar kartını veren kişi de, eminim beni duyabilse, söylediklerimi anlardı)
Ha bir de Dave Eggers için, zeki dedik, yaratıcı dedik, ama yeni Salinger felan diyenler olmuş, onları şöyle yan odaya alayım, elime de meşe odunumu alayım.
Anladınız siz beni.

Sunday, August 07, 2011

Zorba

"Hiçbir şey ummuyorum, hiçbir şeyden korkmuyorum, özgürüm"
Hayatın kendisi gibi Zorba, en yaşanılacak hali gibi, iyi ve kötünün muhteşem karışımı gibi, tam bir insan gibi, ilk insanlardan uzay çağına kadar gelen tüm zayıflıklar, kusurlar, güzellikler ve korkular gibi, çok basit, hayat dolu, dediğim gibi hayatın kendisi.
Şehirden uzak, gece yıldızları görebileceğiniz biryerde okuyabilseniz bir de, mümkün olsa da Egede..
O kadarı çok şey istemek olur belki.
Altları çizilecek yeniden dönüp dönüp okunacak, kafaya dank edecek milyonlarca satırın arasında, sadece, kadınlar hakkında yazılanlar biraz acıtıcı bulunmuş ve zamanla illallah dedirtmiş ve hatta ulan başınıza düşsün Giritin bütün karıları be! şeklinde söylenmelere sebep olmuştur.
Bubulinaya ise, uff, boğazda birşeyler düğümlenmiştir.

Tuesday, August 02, 2011

bad desicion

hayatımızda en az bir kere iyi bir karar vermemiz gerekir, yatağın altında yatmamak dileğiyle, iyi kararlarla gelilcem blog...