Tuesday, May 31, 2011

çocuk kitabı illüstratörleri

Hayatım boyunca sorgusuz sualsiz sevip bağrıma basacağım, en yakın arkadaşım olsun isteyeceğim, merakla işlerini takip edeceğim, aklına birşey geliyor mu diye ara ara yoklayacağım, gamzesi olan insanlarla neredeyse yarışacak hatta birinciliğe oynayan yegane canım ciğerim insan grubu:
çocuk kitabı illüstratörleri!

Seviyorum Sizi
^x^









Sunday, May 29, 2011

marşmelov yavşaklığı



Cuma günü saçıma yaptığım yatırım içimi acıtsa da ve hatta kredi kartını ikiye kırıp İstanbulun iki ayrı yakasına gömme gibi planlar yaptırsa da, artık her zamankinden daha sarışınım. Madem her zamankinden daha sarışınım o zaman M.'ye gideyim. Gittim.M'nin tarağı yok. Haydaaa. E yatırım? Yatırım battı. Şaka lan batar mı kaç paralık yatırım o. Mavi ojeler, Shetoro ve M ile mutluluk hava sahasında sarmaşdolaş mutlu olunur. Ertesi sabah işe 12 de gideceği haberiyle bir de kahvaltı patlatalım. Pat. Artık cumartesi ve sabah kalktığında sol gözünün altında pirinç büyüklüğünde bir kütle var. Anne aranır, kütle tarif edilir. Anne gerçek bir kütle imha uzmanıdır. Acaba kahramanımızın göz altında çıkan bu cisim bir arpacık mıdır? Değildir. Mikrop kapmışdır. Ellerin hep gözündedir! Dikkat etmemişsindir! Anneden yenilen azar kahvaltıya kadar seni tok tutar. M'nin güvenli limanından animatörler toplantısının tekinsiz sularına yelken açılır. 3. Levent'e gidilir. Hayran kalınır. Ajansa gidilir. Hayran kalınır. Çay içilir. Hayran kalınır. Çiş yapılır. Hayran kalnır. Vay arkadaş. Bu kadar mı hayran kalınır. Toplantı akşam biter. Ajanstan çıkılır. Önce Üç Levent'e ardından İç Levent'e gidilir. Ve bu cümlede herhangi bir kelime oyunu yapılmaz. Bütün yollar birbirine itinayla benzetilir ve bir sonraki yalnız gelişte kaybolmak tam anlamıyla garantilenir. Bir kaç villa çok beğenilir. Girişlerindeki kameralara poz verilir. Kapının altından cv atılır. Çeşitli geyiklerle Kanyon'a varılır. Kan-yon. NumNum'a çıkılır. Num Num kalabalıktır. Çok ama çok beklenir. Sinir olmaya başlamışken gelen ızgara sebzeli pizza gönülleri alır. Pizzanın sinirleri yatıştırma, mutluluk hormonları salgılama gibi özellikleri vardır. Özellikle çıtır hamurun yüzde gülümseme kaslarını harekete geçirdiği gözlemlenmiştir. Gözlemeler ise bu işe biraz alınır. Gece eve gelinir. Göz altı kontrol edilir. Makyaaj çılgınlar gibi temizlenir ve göz altına aşırı ilgili ve şefkatli davranılır. Yatağa yatılıp mışıl mışıl uyunur. Pazar sabahı bir hevesle hava güzel mi diye bakarım. Hava güzel mi? Değil. Peki. Beyce Sultan'a kahvaltıya gidelim. Gidiyoruz. Ama bir kahvaltı da hakikatten bu kadar mı kahvaltı olur. Beyce Sultandan sonra arabaya sığamama tehlikesi yaşayan kahramanlarımız eve kadar koşarak gitselerdi belki... ama yok. Eve gel, maillere bak. Bir iki cevap. Hop Caddebostan sahil. Caddebostan sahilin insanı mesut ve bahtiyar eden havası. Kolej reklamları misali çimenlere hücum etmiş gençler. Sotelerde mayo değiştiren apaçiler eşliğinde takılmaca. Magnum Gold denenir. Üzerindeki tüm o anlamsız soru işaretleri ve ünlemlere hak verilir. Çünkü dondurma gerçekten birşeye benzememektedir. Bolca gıda boyası K. ile paylaşılır. Kendisi pantolonuna üç nokta damlatır. Damlalar sularla silinir, geçer. Bazı şeylerin izi bazı şeylerden daha çabuk geçer. K bir daha seni görmek istemediğini söyler. Bu durumda yapılacak bir tek şey vardır. O da hiçbirşey yapmamak. İyi dilekler, öpücükler, aman efendimler. Pek kibar ayrılınır. Otobüs durağında biraz oturma ihtiyacı hissedilir. Sonra oturma ihtiyacı hissedilmez. Hiçbirşey hissedilmez olunca eve doğru yürünür. Yolda birkaç şey düşünülür. Birkaç şeye üzülünür. Eve gelince M arar. M der ki; Üzülme. Bir an bu daha mantıklı gelir. Üzülmem ben de böylece. Üstelik yarın üretim dersi var. Üstelik evde çilek var. Üstelik türk kahvesi içtik ve fincanımda F ve A harfleri çıkmış. Akıl başa devşirilir. Devşirme akıl oldukça iyi çıkar. Yapılacak bir sürü iş olduğunu hatırlatır. Ah şu akıllar yok mu şu akıllar. Hayat, sıcak çikolatanın içindeki marşmelovlar gibi eritir bizi. Ve biz, haftasonları o çikolatadan bir yudum alma umuduyla yaşar gideriz.

Thursday, May 26, 2011


çığlık atmak istiyorum. bir dağa boğazım ağrıyana kadar bağırmak istiyorum. bir uçurumun kenarından aşağıya bakmak istiyorum. bir ağaca çıkmak istiyorum. çimenlerin üzerinde koşmak istiyorum. nefes nefese kalana kadar koşmak istiyorum. kalbim ağzımdan fırlayana kadar koşmak istiyorum. yere uzanmak istiyorum. gözlerimi kapatıp müzik dinlemek istiyorum. kameramla çekim yapmak istiyorum. kahkaha atmak istiyorum. çiçek toplamak istiyorum. sessizce hiçbirşey yapmadan ve düşünmeden birkaç dakika durmak istiyorum.

Sunday, May 22, 2011

ve fakat mavi saçlar

ya saçıma böyle birşey yaparsam beni eve almazlar, yapmazsam da hevesimin kursağımda kalmasından ölücem. böyle bir ölüm çeşidi var. zor durumdayım.

everyday is like sunday


evine gittiğimde her zamanki gibi susamıştım ve her zamanki gibi suları bitmişti. ona okuduğum kitaptaki küçük bir olayı anlattım. oldukça beğendi. ona baktım. bana baktı. yüzüğümü öptü. birlikte birşeylere güldük. darth vader çıkartmalarına bayıldım. birine yakalandık. ben utandım o güldü. eskiden bildiğim şimdi unuttuğum komik birşeyin bir parçasını hatırladı. kahkaha attım. ona sarıldım. bir yere giderse beni yanında götüreceğini söyledi. ona çocukluğumuzda oynadığımız bambam oyununu anlattım. takma isimlerimizi ve her zaman soğuk olan küçük odayı. adımı çok beğendiğini söyledi. birbirimize sarıldık. stüdyo fiyatlarına baktı. anlamadığım bir sürü şey anlattı. sonra daha çok güldük. bana harika olduğumu söyledi. ona gülümsedim.odanın içinde birşeyleri aradım. benden önce gördü ama yerini söylemedi. kalmam için birkaç numara yaptı. mp3 çalarımın pembe kulaklıklarını istemedi. kendini büyücü olarak gördüğü ve telekinetik güçlere sahip olduğu rüyasını anlattı. elimi tuttu. gülümsedik.

Friday, May 20, 2011

Rio'ya bir bilet lütfen


Renkler, müzik, komedi, romantizm, heyecan hepsi dozunda. Birbirinden sevimli sempatik karakterler. Temposu hiç düşmeyen bir film. En çok da Rio kültür ve turizm bakanlığı tarafından desteklenmişcesine muhteşem Rio görüntüleri ve fotoğraf kareleri kusursuzluğundaki kadrajları, tabii animasyon kalitesini de ekleyince of off.
Rio karnavalını da dünya gözüyle görmek lazım.

insan gibi çocuğum, sakin, bağırmadan


geçen gün kadıköyde otobüse binicem, bir seçim otobüsü, hangi partiye ait olduğunu bile hatırlamıyorum. içinde oy isteyen kişi, nasıl yırtınıyor: "Sevgili Kadıköylüleeeeer, biz aşkla geliyoruz, şevkle geliyoruuuz. Bu iş yürek işi, sevda işi. Biz bu işe aşık olduk, gönlümüzü verdik." La noliy? Öncelikle artık meydanlarda bağıra çağıra oy toplamaktan, çığırtkanlıktan bir vazgeçseniz?? Hakkaten ama, 2011 yaa... Bu seçim otobüslerini gören insanların içten içe size uyuz olduklarını, toplayacağınız oydan daha fazla antipati kazandığınızı, tıkadığınız trafikteki her aracın size ve yedi ceddinize tek tek saydırdığını kabul etseniz. Biraz daha yaratıcı, biraz daha saygılı, daha insancıl...
Ayrıca bütün Kadıköye evlenme teklifi ediyormuşsun gibi cümleler kurmaya ne gerek var ? Durup bir dinleyince adamın tek söylediği; aşığım, sevda, gönül, yürek??
Annem bu siyasi bir seçim. Görev yaptığın yeri sevmek zorunda bile değilsin. Bu ne romantizm lan! Evlenme teklifi etsen bu kadar ayakları yere basmayan birine hiç bir kız evet demez zaten. İnsan gibi çıkıp, şu şu kaynakları kullanarak, şunlardan bunlardan kısıcam, onu alıp bu tarafa yatırıcam, böyle bir kar sağlıycam, ayrıca şöyle projelerim de var diyceksin. Bu da benim de işime gelirse sana oy vericem. Ne aşkı la?

Wednesday, May 18, 2011

metrobüste ayakta duran genç kız kapşonunu gözlerinin üzerine kadar indirmişti. dimdik duruyor ama başını yerden asla kaldırmıyordu. yanına doğru ilerleyen bir amca kendisine yer vermeyen ve gürültüyle konuşan gençlerden şikayet ediyordu. genç kız hiç cevap vermese de amca söylenmeye devam ediyordu:
- ne kalkıp yer veren var. saygı bitmiş efendim. bir de bağıra çağıra konuşmalar. kahkahalar. saygısızlıklar. nasıl genç bunlar, nasıl insan?
metrobüsün tünele girmesiyle güneş ışığından kurtulan kız başını kaldırdı.
- fark etmez, bana göre hepiniz aynı şeysiniz
- öyle mi? neyiz?
kapşonunu geriye çekip kanlı gözlerini yaşlı adamın gözlerine dikti:
- yemek
.
metrobüsteki kimse bir daha gün ışığını göremedi.

Tuesday, May 17, 2011

Bugün pazarlama dersine giren, hiç tanımadığım bir kadın bana "çizgi film kahramanlarına benziyorsun" dedi.

Thursday, May 12, 2011

sweet dreams



i don't belong to: a country/a girls group/ a football team/a religion/a work branch/a home/a city/a man/a trademark/ a circle/an organization/a stereotype/a fan club/ YOU

Saturday, May 07, 2011

master of puppets

bugün neredeyse evden kaçıyordum. aslında kaçtım ama çok uzağa kaçamadım. kuklacım ipleri salıvermedi. iplerimin elverdiği ölçüde özgür olmaya çalışırken dudaklarımdan şu cümleler döküldü : it is not easy being green
yine de 139 people think it is easy to be green
lets not be a drama queen
(lets just be the queen)

Thursday, May 05, 2011

ne gelecekse gelsin



gel sen de kopar bir parça
tozum bile kalmasın
elinde boş bir tabanca
dua et ki patlasın

Wednesday, May 04, 2011

Elfen Lied

Kemal'in öve öve bitiremediği, sağolsun dvdye atıp -zaten hepi topu 13 bölüm var- getirdiği bu ne menem animeyi bi günde bitirdim. İnternet filtresiydi, sözlüğün kapatılmasıydı derken sinirden elim ayağımın titremesinin geçmesi gerekti yeniden bişiler yazabilmek için. And here we go;
Öncelikle, Nyuu; senin ağzına ağzına vurmak istiyorum. İstiyorum bunu! Nasıl ki çocuk taklidi yapan, bebek sesiyle konuşan kızların da ağzını gözünü kırmak istiyorsam, senin de o hiçbirşeyden anlamaz tavırların, salaklığa kaçan masumluğun ve dur ya ne masumluğu işte bildiğin salaklığın, bu salaklığının çekici bulunması felan, midem kasılıyor.
Ayrıca dizinin içinde o kadar çok aşık kız var ki, babalarına aşık kızlar, kuzenlerine aşık kızlar, adı "Aşık kızlar" olsaymış daha uyacakmış.
Aşırı bir mahcupluk, aşırı bir mahcubiyet duygusu altında ezilme bunu gurur yapıp saçmalama. Aşırılıkta sınır tanımayan sevgiler.
Babama söz verdim diyo kız, kolu bacağı kopuyo hala söz verdiydim ben.. Kız ölüyo, hala babacım sözümü tutamadım.
Tüm bu aşırı duygusallık esnasında artık ben boğuluyorum. Romantiklikten salaklığa geçiş süreci bünyemde kaşıntıya neden oluyo. Basıyo beni. İçim şişiyo.

AŞIK KIZLAR!
baydınız hee...
Lost'tan beterler bi de. Bi oturup konuşma yok, bildiklerini anlatma yok. Herkes sır kübü maşallah. Nyu bi saf kız oluyo, bi Lucy oluyo, biri de demiyo ki, arkadaş noluyo? Herşeyi geçtim denizden çıplak ve boynuzlu kız çıkıyo. Normal böyle, sokakta kedi yavrusu bulmuş da evde beselemeye karar vermiş gibi.
Vallahi bir günde hepsini izledim diye mi bilmiyorum ama; şiştim !

Tuesday, May 03, 2011

Sunshine Cleaning


Son günlerde izlediğim en tırto filmdi. Başroldeki kızı nerden tanıycam nerden tanıycam derken, kızın turta demesiyle Julie ve Julia'da oynayan kız dedim. Kızlar, evet, çok güzel hoş kızlar da. Bu filmin neyinden etkilenmem gerekiyor, nasıl bir çıkarım yapmam gerekiyor, bana ne kalması gerekiyor anlamış değilim.
-Spoiler ama boşver izlemezsin bence-
Sorunlu karakter, saçma bi nedenle çalıştığı restorandna ayrılır. Abla desen, emlakçılık diploması alıcam diye hırs yapar, derse gidiyorum diye sevgilisine gider. Hem de evli ve çocuklu sevgilisine. Hem de karısı lise arkadaşı olan sevgilisine. Lan doğru düzgün dersine girip sertifikanı alsana madem. Yok. Bi olay yeri temizleme işi alır.Onu da anlamadım, olay yerini polis mi temizleticek. Bunları mekan sahibine mi tavsiye edicek. İş olayını da tam anlayabilmiş değilim. Sonra işi de batırıyolar. Kız lise arkadaşlarından birinin baby shower ına gidiyor. Orda bütün lise arkadaşları toplanıyor. Bariz hepsi kızdan 10 yaş büyük. Şaka gibi. Kız zaten güzel de, bunu ön plana çıkarmak için böyle bi saçmalık yapmanız komik. Sonra kardeşi lezbiyen oluyo sandım bi ara. Yok. Kadının oğlu, duvarları yaladı diye okuldan atıldı. Dahi gibi mi değil mi öyle bi çocuk. Anneleri intahar etmiş ama neden? Bilmiyoruz. Tek kollu adamla bişiler yaşıycak mı? Belli değil. Kız kardeşi road tripe çıkıyo. Hangi parayla, nasıl? Nereye? Allah bilir. Böylece bitti.
----------
Nasıl tırto bi filmdi anlatamam. Ya da, işte elimden geldiğince anlattım.