Sunday, June 26, 2011

Dün akşam üzeri M.'ye gittim, biraz hoşbeş yemek v.s. den sonra itina ile eye linerımı sürüp ekşifeste doğru yola koyulduk. Park Ormana nasıl gidiliyodu la, soruları eşliğinde yola koyulduk, ben her zamanki gibi bilmediğim yerlerde yolumu bulma konusunda kendime çok güveniyordum, yıllar önce bir arkadaşımın verdiği bir tavsiyeye uyacaktım. Zaten gençlik(!) akın akın kompela şeklinde mekana akmasın mı... Gittik biz de, iki bira alıp bi yere oturduk, sonra biraz dolaşalım dedik, enem! Fotoğraf makinem yok! YOK! Deli oldum, moral yerlerde, yüzüm düştü, hayır öyle de dandik bişi ki, M. diyo, yenisini alırsın. Ama niye sahip çıkamadım salak gibi. Sıkıntı o. Gittik güvenliğe, böyle böyle. Güvenlikler dünyanın ennn anlayışlı, iyimser ve tatlı insanları çıkmasın mı? Verin numaranızı dediler. Bulunur o fotoğraf makinesi. Bende iyimserliğin i si yok. Bi 10 dakka sonra telefon çalmasın mı? Sena hanım, makineniz burda. Ay gelip alayım,dedim; bir arkadaşı gönderdim yanınıza, getirecek, dedi. Sevinçten M. nin boynuna atlayıp iki tur dönmece. Sonra madem fotoğraf makinemize kavuştuk neden fotoğraf çekmiyoruz temalı bir mini gezi. Elimize ha bire tutuşturulan cipsler. Biraz etrafı kesmek derken A. ile karşılaşmayayım mı? Arkadaşları geldi felan ayak üstü iki dakka sohbet. Onları da yolladıktan sonra M.F.Ö yakar gönlümü sahneye çıktı. İlk önce M. yağmur mu yağıyo dedi. Sonra benim burnuma bir damla düştü. Derken artık ciddi ciddi sağnak bırakmaya başladı. Ama bizim dünya umrumuzda değil misali, dans edip, zıplayıp ve sesimizin kısılmasını bile göze alıp ELEEE GÜNEE KARŞIIIII YAPAYALNIIIIIIZZZ BÖYLE DE OLMAAAAAĞAAZKİ şeklinde yırtınırcasına şarkı söylerkene, yağmurun gitgide şiddetlenmesi. M. nin tişörtünün suyunu sıkmamız. Benim saçlarımın nem ve yağmurla kabarıp merinos koyununa dönmesi. Yine de keyiflerin gıcır olması. MFÖ nün coşturdukça coşturması. Özkan'ın deli olduğunu düşünmemiz ve daha da bi sevmemiz. Yarabbiieeemm! diye havalra bağırırken, yağmurun hafiflemesi. Son metroya yetişelim telaşı ile konserden çıkıp, kalabalık bir güruh ile metroya dalmamız. Metroda uyuyan adamın içeri giren gürültücü kalabalıktan ürkmesi. M.'nin buna kopması. İlerde bi yerde çocukların Serkan is my girl'ü söylemeye başlamaları. Yavaştan bizim de eşlik etmemiz. Ve etrafımızdaki herkesin bi şekilde Serkan is my girl'ü söylemesi. Sonunda metrodan inmemiz. Bomboş yollarda Serkan is my girl şarkısı için özel olarak hazırladığımız dansı yapmamız. Eve giderken bakkala gidip bişiler almamız. Eve varınca sabahtan kalan makarnayı yoğurtlayıp yememiz. Benim feci yorgun ve uykulu olmam. Bir iki muhabbet edip fotoğraflara bakmamız. Ardından İstiklal marşı ve kapanış.
Ertesi sabah dükkanı erken açış. M.nin pireleri uçuşurken bi güzellik yapıp kahvaltı hazırlayış. Biber kızartış. Kahvaltıda Madagaskar Penguenlerini izleyiş. Sürüne sürüne eve dönüş. Evde bir film izleyeyim diye Sympathy for Lady Vengeance filmini açmak, filmin İspanyolca dublajlı çıkması! ve altyazısının İngilizce olması! Ev halkı tarafından 9 kere bölünen filmi, nihayet bitirebilmek. Şaftın kayması. Ve fakat filmin muazzam sahnelerinin insanı büyülemesi. Bütün akşam kitap okumaya karar veriş. Balkonu ve karpuzu şimdiden hazırlayış !

No comments: