Thursday, December 30, 2010

i know i know...

i should stop torturing and love myself a little bit... happy new year

Monday, December 27, 2010

yılbaşında napıyorsun?

bundan önceki yıllarda sürekli bi, aman yılbaşında çok eğlenelim, aman birşeyler yapalım da güzel geçsin, neşeli geçsin diye çabalar, kurulan hayaller felan.
geçen yıl çok neşeliydi, harikaydı ^x^ pek çabalamamıştım da hatta ve sanırım bu yüzden çok iyiydi.

sanırım bununla da yetineceğim.
en son önem verdiğim tarih olan doğumgünümü, yani şu meşhur 10.10.10 'u annemle mevlüte giderek geçirince, bi daha plan yapanı si...
ehm.
evet bu yılbaşında napıyorum anlatıyim. muhtemelen horul horul uyuyorum, belki de film izliyor olurum.
hiiiiç bir planım yok. hiç bir plan yapmak için uğraşmadığım gibi kimse de beni bir planına dahil etmeye çalışmadı zaten :D
valla ben 1 ocakta her zamanki gibi yeni bir güne uyanıyorum.
ne yeni yıl kararları, ne asılsız hayaller, boşuna heyecanlar, ne de saçma listeler.
zaten ne süsleme, ne kar, ne aşk var
2011'den de hiçbir beklentim yok.
2010'da ne oldu peki?
sadece büyüdüm, ve sihirli şeylere olan inancımı biraz daha kaybettim.
hooou hooou höeh...

Tuesday, December 21, 2010

sinirlendirdiler akşam akşam

bak, insanlarla dolu bir dünyada yaşıyorsun kızım, bunu anlamış olman gerekir di mi??
mesela otobüste giderken yandaki amcanın kokusu 500 metre çapındaki bütün canlı yaşam formlarını öldürecek kadar keskin olabilir.
yanyana çalıştığınız kişiler sizi ağız kokularıyla bir çırpıda bayıltmayı hedefliyor olabilirler.
bunlar olur.
bu konuda ne yapabilirsin?


peki bugün olan neydi?
serviste şöför ve bir dallama dışında arkada tek başına oturan ben varım. ama benim varlığım bu iki kişinin konuşmalarındaki mallık seviyesinin hızla artmasına engel teşkil etmiyor. adamlar hatunlar şöyle hatunlar böyle diye saydırırken camdan dışarı bakmayı, plazalarda geç saatlerde tek başına çalışmaya kalmış kişileri incelemeyi deniyordum. küfürlü ve beyin özürlü espriler yaptıkları sırada, sıkışan trafikte, güzel renkli arabaları saymaya çalışıyordum. ama. AMA. ama susmadılar, hayır... kadınların çalışmasını eleştirmeye başladılar. bu iki beyinsiz herif, sanki düşünme kabiliyetleri varmış gibi, ağızlarını açıp rastgele çıkan kelimelerle mantıklı bir cümle kurabileceklermiş gibi, çalışan kadınlara bok atmaya başladılar.


hatunlar ekonomik özgürlüğüm var diyince evlenmiyolar abi, o yüzden biz bekar kalıyoruz. işsiz kalıyoruz hem de. tabi abi. kendilerine bi güven geliyo, bi haller oluyo bunlara. erkek istihtamını da engelliyolar. ondan sonra kapkaça uğruyolar. e o kapkaççının işini elinden alıyosun sen. yanlış mıyım abi. bi nevi ilahi adalet yani. hatunların çalışması yüzünden oluyo. inan bak, bütün suçlar yüzde elli düşer. adam aç, ihtiyacı var, hatun bunun işini alıyo, naapsın abi. yanlış mıyım.


vay arkadaş! kapkaçı da hak ediyorum yani bunlara göre. allah benim bin türlü belamı vermeli demek ki, çünkü sizden daha akıllıyım, daha eğitimliyim, daha yaratıcıyım, daha iyi çalışıyorum ve daha fazla kazanıyorum.
ama dediğim gibi, dünya böyle insanlarla dolu. ne yapabilirim ki? kulaklıkları takıp yeni bir oyun üretmeye çalışmaktan başka?

evet, yukarıda geçen cümleleri bir televizyon çalışanları kurdu. mp3 playerımı evde unutmamsa tamamen benim suçumdu. bu iki adamın kafalarını yumurta gibi birbirlerine tokuşturmak muhtemelen suçtu. başka sorum yok sayın yargıç.

that's the spirit woman

Tuesday, December 14, 2010

working like a dog, nothing else in my life


i want to meet someone i have never met before. i want to travel by train. i want to go to a place i have never been before. i want to try something new. i want to take funny photos and smile in every single one of them. i want a day off! and i want it now! and according to my schedule i can't have it in two weeks!

Monday, December 13, 2010

aşkolsun.


- the big bang theory'i kendimiz çekiyo olsaydık sence ben penny mi olurdum yoksa leslie mi?
- bence sen Raj olurdun.
- aşkolsun.

Saturday, December 11, 2010

başvuru


Merhaba,
Sonsuz karanlığın ve ışığın, yerlerin ve göklerin, zamanın ve mekanın tek hakimi olmak istiyordum da, burayamı başvuruyorduk acaba?

Thursday, December 09, 2010

Precious


boğazım düğümlendi, tüylerim diken diken oldu, dehşet içinde kaldım, hüngür hüngür ağladım, sarsıldım, kahroldum, mahvoldum, korktum, güldüm ve bittiğinde yerimden kalkamadım...

Wednesday, December 08, 2010

hem arada bi Tarkan bile kadere küsüyormuş...

mışıl mışıl






Anthropologi'ye küçük bir önerim var, bu serinin adı mışıl mışıl olsun ^x^

Tuesday, December 07, 2010

bazen böyle oluyor işte

inasanoğlu garip bir mahlukat, bazen aylarca ağlayamazken, tek bir cümle bile yetiyor bazen.herşey güzel olacak deme, herşeyin güzel olmayacağını biliyorum. sadece elindeki şeyleri güzelmiş gibi düşünüp yaşamaya devam etmek zorundasın. gerçekten güzel şeylerin başına gelmesi için ne yapman gerekir bilmiyorum.

mary and max




you are my best friend...
you are my only friend...





p.s. çocuklara izletilmiyo




p.p.s.bu filmi izleyince, insan kendinden utanıyor, elini eteğini çekmek istiyor plastrin işlerinden.

Saturday, December 04, 2010


BU BİR ÇOCUK REYONUNDAN ALDIĞIM KAÇINCI ÇİFT AYAKKABI???! NERDE BU DEVLET NERDE BU İNSANLAR??!!!111BİRbirbirbiribirilerine

insanın en büyük korkusunun bir çocukla pişti olmak olması ne demek bilir misiniz hea?!!!

Let The Right One In

Filmin Türkçe adı " Gir Kanıma" Eh ben şimdi kıvırcık saçlı Harun Kolçağı hatırlamıyim de kimi hatırlıyim arkadaş? Böyle lakayt bi hava yarattın zaten adıyla. Bir de filme gerilim diye başladık dram çıktı. Ama sağlam dram çıktı.



Filmi izlerken üşüyüp battaniyelerin altına girdik, karda yürürken bir ses çıkar ya katır katır, o seslerle, soğuktan donmuş yüzler ve burunlarla, ağızdan çıkan buharlarla ve kanlarla bezeli durağan ve harika bir atmosferi vardı.
--spoiler--
domuz... domuz gibi ciyakla...

Böyle başlıyor film ve şiddet eleştrisi film boyunca devam ediyor. Kimileri mecbur kaldığı için şiddet uygularken kimileri sadece hoşlarına gittiği için birilerinin kulaklarını patlatıyorsa (!) hangisi daha korkutucu olmalı? vampirella mı? sanmam...

Film boyunca sanki Eli'nin kötü kan kokusunu duyabiliyordum.

Çocuk oyuncular yine aldılar götürdüler bizi yeminle.

Eli'nin hastane penceresine tırmandığı sahne beni benden aldı. Çok doğal, çok normalleştirilmiş gibiydi, evet vampir kız tabii ki böyle olucak gibiydi. Hatta Oscar'ın "sen vampir misin?" diye sorması ve kızın da "evet" demesi, öyle bir doğallıkla dönüyordu ki sanırsın çocuk "dün ödevini yaptın mı?" diye soruyor. Yine Eli'nin manitasının kaderini seçmesi felan, bunlar ortalara doğru tahmin ettiğimiz şeyler oldu ama Oscar gayet rahat, nemo problemo çocuk için. Zaten zorba çocuğun kulağı patlatınca bi açıldı bu, görsen, Eli'ye tripler felan.

Eli'nin içeriye davet edilmeden girince kan ağlamasının neden olduğunu anlayamadım ama "let the right one in"'le bir alakası olabilir gibime geldi yoksa yanılıyor muyum?
Ve de; o dehşetengiz havuz sahnesi.... Ouuvvv, havuz sahnesi uzun süre akılda kalacak sahnelerden biri olacak.
Ayrıca zorlarsanız Eli'nin Körü esprisini bu filmde de kullanabilirsiniz!

Friday, December 03, 2010

signs



bugün vapurda hayatımın aşkını gördüm galba blog. dağınık kumral saçları vardı hafif uzun. boy pos herşey yerli yerindeydi. ve hamlet okuyordu! kendini tüm dünyadan soyutlamış, kadıköy beşiktaş vapurunda hamlet okuyordu!


öküz gibi bakmak istemedim tabii ki ama bi his içimde, tanışsak hemen ve feci aşık olucaz birbirimize. zaten kulaklığımdan michael bubble sesleri yükselmekte, mp3 playerımın bana oynadığı kaçıncı oyundur bu...


vapurdan inerken de önümde bitivermesin mi! üstelik çantasının kapağı açık kalmış. ama ben vapurdan inerken canımın derdine düştüğüm için böyle bir aşk da başlamadan bitti tabii..










yine bir cuma akşamı klasiği yaşanıyor. zaten akşam çalıştım, eve geç geldim, yapıcak bişi yok. kimse online değil. can sıkıntısı. bu can sıkıntısı da sana yarıyo blog. bunun bi de cumartesi gecesi versiyonu oluyo bazen. uzun bir ppffff olarak özetleyebileceğim.

Thursday, December 02, 2010

bir teknoloji özürlüsünün günlüğü

msnin tacizlerine dayanamayıp windows live messengerın son sürümünü indirdim, indirdiğime bin pişmanım. evet biliyorum teknoloci özürlüyüm. bir şeye zaten zor alışıyorum, tam alışmışken yenisi çıkıyo, alıştığım şeyin elimden gitmesine gıcık oluyorum. bi ton ıvır zıvır, hiç kullanmayacağım şeyler. beni facebook bağımlısı yapmak için tasarlanmış sanki ya uff sevmedim hiç !
geçen google chorme dan bahsediyodu bi arkadaş, hızlıymış mızlıymış, ya istemiyorum ben, elimin altında ve alıştığım şeyler bunlar, bana yetiyor. gerçekten sorun çıkartmadıkça değiştirmek istemiyorum. dünya benim gibi insanlarla dolu olsaydı şu an hala walkman dinliyorduk, biliyorum.
bu yazıdan çıkan sonuç: i want my old msn back!

It’s Complicated


Meryl Streep'i gerçekten çok seviyorum ve bunun hatırına bile bu filmi sevmeye hazırdım ama pek mümkün olmadı.
Boşanmış, yaşlanmış, 'bizden geçti artık' yaşlarında olduğunu sandığımız insanların bayaa sıkı aşk hayatları (hadi buraya yazayım bana 1000 basacak kadar eğlenceli ve hareketli) olduğunu anlatması iyi, üstelik çocukları olan kadını, onun kırılganlığını, durulmasını ve adamın öküz gibi gidip hemen başkasıyla evlenmesini anlatması felan da iyi. Üstelik ortaya çıkan sonnuç da komik ve garip. Ama gerçekten içi dolu bir senaryo yok aslında karşımızda.
Meryl Streep'in enerjisi bile bu gerçeği değiştiremiyor ve filmi kurtaramıyor. Üstelik Julie%Julia'nın ekmeğini yemeye çalıştıkları da gözümden kaçmadı. Hınzırlar sizi.
Neyse, gerçek hayattaki anne ve babalara sesleniyorum. Bu yaştan sonra böyle şeyler yapmayın, oturun oturduğunuz yerde. Çocukların psikolojisini bozmayın, kafamızı karıştırmayın. Ne o yaa öyle yatakta felan. Nooluyoo?!!

A Single Man



A Single Man,
son dönemlerde izlediğim
en şık filmlerden biri.
Çekimleri, atmosferi ve kostümleri çok başarılı.

Wednesday, December 01, 2010

thank you for tears

aylar boyunca çok hırpalandım,
çok yoruldum, çok şaşırdım, çok çok üzüldüm

ama hiç ağlamadım
hiç

çok çalıştım,
sivrilmiş dişler gördüm,
tehditler ve iftiralar gördüm,
yanlış giden pek çok şey gördüm,
haksız yeren kazananları ve yok yere kaybedenleri gördüm
beni korkutacak kadar iyi yalancılar gördüm,


haksızlığa uğradığımı düşündüm,
ayrılık gördüm
hayal kırıklığı yaşadım,
yıkıldım zaman zaman,
yalnızlıktan öleceğimi düşündüm,
boğulduğumu sandım


kavuşma gördüm
çok eski dostlara
eski bana


sevinsem de üzülsem de sıkılsam da
çok uzun bir zamandır ağlamamıştım
hiç

sanki olan biten herşeyi kabul ediyordum
ve olması gerektiği gibi yaşamaya/düşünmeye/olmaya devam ediyorum



o kadar uzun bir süre geçti ki ağlamayalı
şaşırdım kendime


bu gece
sadece bendim,
üzgündüm de, mutluydum da, yorgundum da,
ama bendim,
yalnızdım, kusurluydum, beceriksizdim
hayalciydim, iyi kalpliydim, huzurluydum
bu halimi çok sevdim


bu gece
çok uzun bir aradan sonra ilk defa
ağladım...


http://fizy.com/#s/1mg8pa
teşekkür ederim.