Wednesday, June 30, 2010

Thank you for smoking

Dişçi tramvasından kurtulmak için bir film izleyeyim dedim. 10 numero bir film indirmişim hiç habersiz, uzun zamandır sessiz sedasız izlenmeyi bekliyordu;
Thank you for smoking

Tamam kendi içinde bazı çelişkiler, senaryoda gereksiz ayrıntılar, birden fazlan klişe, üstelik alenen kola propagandası, (hani şu hollywood filmlerinde ünlülere sigara içtirme fikri var ya okuduğumuzu anladık mı minvailinden bir hareket olmuş, insanın siz kaç para aldınız annem? diyesi geliyor)
Ama sigara içmeyen biri olmama rağmen film çok güzeldi. Çok hoşuma gitti. Eminim sigara içenler de bayılarak izler. Tütün satanların nasıl bir kumpas içinde olduklarını herkes tahmin edebilir ama sigaraya karşı sağlıklı yaşam derneklerinin bu işler için ne kadar para aldığını kim bilebilir ki? Bunun da ayrı bir lobi olduğunu düşünürmüydük? Seçilmek için bu kozu oynayan senatörlerdense sigarasını tüttüren adamın yanında olmamızı öğütlüyor bize film de, Nick Naylor da. Evet Nick demişken. Bizim Harvey Dent deil mi bu diyerek izlemey başladığım Aaron Eckhart film boyunca beni etkilemeyi başardı, hatta biraz daha izleseydim böyle bayaa bi etkilenecektim gibi. Hani Up In The Air'daki Clooney'nin kapitalist, şık coolluğu, sevecen-yakışıklı-baba imajıyla yoğrulmuş. Çok da iyi olmuş, pek de güzel olmuş. Son zamanlarda çok hoşuma giden bir tipleme. (evet, her anlamda)


son olarak;Katie, onu sana yar etmezdim zaten!

diş perisi, sözüm sana!

*

dişimi çektirdim.
çok iğrenç bir şey diş çektirmek.
işkence gibi birşey.
bi de dişini çekmeden önce diş kırılabilir kökleri çok kötü diyen dişçi.
o çok daha fena
sonrası hele
ağza kan dolması
pamuk tıkamak.
o boşluk
o korkunç his
zavallı damak

en kötüsü yine de en son geliyor
babanın ne oldu diye sormaması
dişimi çektirdim ben deyince
dur şu kayısıları veriyim yukarı çıkar demesi

*

diş perisi, sözüm sana!
bu son olsun lan! toplamda 2 dişim çekildi! manyak mısın kızım?!!!

Saturday, June 26, 2010

hadi bişey olsun bugün

"
Sena,

çok uzatmadan toparlamaya çalışayım. Hani böyle sen beni tanıyormuşsun gibi, ben seni tanıyormuşum gibi, sanki 10 yılı devirmiş bir arkadaşlık varmış gibi geliyor ya bana. işte o duyguyla ne yapacağımı bilmiyorum. "

Ben daha küçük eski şehrimde bir hayat çömeziyken, güzel insanlarım vardı.

Sunday, June 20, 2010

Kötü Şeyler

- çocuk doğurmak istememem.
bir kadının isteyebileceği ennnnnn kötü şey; kendine ait bir hayattır. Oysa biz isterdik ki Beeeerk/Tuuuğçeeeee yavrum yemeğini yedin mi diye elinde kaşıkla manyaklar gibi koşturan birine dönüş. Kısmet işte. Başka hayatlara adanmamış hayatlar, onlar ne tatlı hayatlar.

- Mor ve Ötesinin klibi.
Bence şarkının adını da sütyenlerden fırlayan memeler koysaymışsınız. Nooluyo olum?

-Religulous.
Tamam eğlenceli bir arayış filmi olarak izlersek, eğlenceli bir arayış filmi oluyor. Ama kullandığın ucuz montaj teknikleri yüzünden seni ciddi bir belgesel sınıfına sokamıyorum. Filmin sonunda damağımızda kalanlar, Hıristiyanların saf salak tipler, Yahudilerin kurnaz çalışkan, Müslümanların ise şiddet yanlısı ve sinirli oldukları. Senatörün konuşmalarını çok büyük bir şaşkınlıkla izledim. Bi de şu var tabii, batının ahlaksızlığı almıyoruz ama hoşgörüsünü alabiliriz bence. Zira kamyoncuların kendi kendilerine kurdukları küçük bir kiliseye giren adam, çok saçma olum bu din. İnanmayın buna, bunlar zırvalık diyor. Elemanlar adam için dua ediyorlar, Jesus seni kurtarsın diyerek. Adam hala dalga geçiyor felan. Düşünemedim bir cuma namazı çıkışında kamyoncuların kullandığı küçük bir mescide gidip bu lafları söylese geriye kalan en büyük parçası kaç santim olurdu. Zaten bildiğin tırsmıştı camiye girdiğinde, hehehe.


-iletişimsizlik.
gerçek anlamıyla. cep telefonum da bozulduktan sonra aradığım cep telefonunu hiç biryerde bulamamam ve başka birşey de almıycam diye diretmem sonucu telefonsuz kalmam. artık beni hayata türksel bile bağlayamaz.

-yalnızlığım. yalnızlığım.yalnızlığım.
herhalde en kötüsünü en sona sakladım. hayattan istediği hiçbirşeyi alamamış başarısız ve salak bir hayalci olmam yeteri kadar kötü değilmiş gibi bir de şu yalnızlığım...

Friday, June 18, 2010

leaving

birini kaybettiğinizde içinizde kocaman bir boşluk oluşunca, kalbiniz siz çok üzülmeyin diye yerine geçecek birşey üretiyor. kocaman bir taş. böğrünüze oturan o işte. sizi ağlatan o. boğazınızı düğümleyen o.

Saturday, June 12, 2010

Aron Wiesenfeld




bir rüyanın, bir hikayenin içinde sessizce dolaşmak gibi, çok etkileyici, şurdan buyurun

Thursday, June 10, 2010

google? ses ver bebeğim

http://mrdoob.com/projects/chromeexperiments/google_gravity/


hani şu flashberkin aptal kız animasyonları vardı ya, "daha aptal olabilirim, daha aptal olabilirim, ailenin en aptalı benim daha aptalcasını bulabilirim" diyip numarasını çocuğın sırtına yazıyordu.

öyle bir hırs gördüm sizde. yalnız siz süper hatta über aptal olabilirsiniz, bizim özgürlüklerimizi sınırlamayın!

vodafone'a geçicem diye kontör yüklemedim, ama geçemedim de,off

Tuesday, June 08, 2010

cocktail tip


Dergilerin, gazetelerin kokoş yazarları kadar olmasam da epeyce kokteyle davete açılışa gitmişliğim vardır. Tabii bunlar sayı olarak fazla olsa da aslında çoğu önemsiz şeyler. Geçtiğimiz akşam da organizasyon sahipleri de dahil olmak üzere hiç kimseyi tanımadığım bir kokteyle gittim. Genelde böyle yerlere girince, hele de benim gibi geç gidince girişte bütün bakışlar bir anlığına üzerinize çevrilir. Bu bakışlar altında araba farı görmüş ceylan gibi kalmamak için benim taktiğimi uygulayın, siz de onlara bakın! Tabii ki tanımadığınız insanlara bön bön bakmayacaksınız, gözlerini şööyle bir bütün salon üzerinde gezdireceksiniz. Sanki tanıdık birilerini arıyormuş gibi. Hatta davetliler gerçekten çok kalabalıksa işi abartıp uzaklarda bir yere gülümseyebilirsiniz. Aradığım kişileri buldum hesabı.

Friday, June 04, 2010

"Bir gün gelecek herkes herkesten 15 dakikalığına hoşlanacak"
Ceren