Thursday, May 27, 2010

we LOST the last pages of the script

Düşün Eskişehirdeyken izlemeye başlamıştım. Neler oldu neler geçti hayatımdan. Bir sevgili, 2 şehir, bir ülke eskittim. Yıllar yıllar boyunca süren ve hoşumuza giden herşeyde olduğu gibi bu da bitince otomatikman üzülecektik. Bu cepte.


Güzel bir dünyası vardı. Güzel bi kafası vardı. Sebepler, sonuçlar, bağlantılar. Ben seviyordum.



Ve fakat finali yaklaşırken, sezmeye başladım bunlar dev sıçtılar, toparlayamayacaklar diye. Finale 4 bölüm kalmış 3 bölüm kalmış, hala diziyi anlattığımız arkadaşlarımıza uçak düştü, çok acayip şeyler işte, bak izle de gör, anlatmakla olmaz diye açıklama yapmaya çalışıyoruz. Sonuç olarak televizyon tarihinin en önemli programlarından birine tanıklık ettik.

Teşekkür ettik...

Sunday, May 23, 2010

dauv dauvv dauuvvv




It might not be the right time
I might not be the right one
But there's something about us
I want to say
Cause there's something between us anyway
I might not be the right one
It might not be the right time
But there's something about us
I've got to do
Some kind of secret
I will share with you
I need you more than anything in my life
I want you more than anything in my life
I'll miss you more than anyone in my life
I love you more than anyone in my life

Saturday, May 22, 2010

Legion

Meleklerin kaslı/yakışıklı/beyaz/erkekler olmalarına alışabilirim belki, ama silah kullanıp birbirlerine kafa göz dalmalarına alışamıyorum. Film o kadar kötüydü ki aslında hakkında daha fazla yazılacak birşey yok bile. Ayıp lan koskoca melek olmuşsun, iki dua okuyun üfleyin. Biz mi öğreticez bunları...

Canavarlar Yaratıklar Manyaklar


Giovanni Scognamillo'nın +1'den çıkmış. Derli toplu bir çalışma.

ben seni severim, çok seni severim


otobüste başımı cama dayayıp manyaklar gibi sırıtarak gittikten sonra, inip eve yürüyeceğime bulutların üstünde sırt üstü uzanarak eve gittim

Wednesday, May 19, 2010

Aradığınız Kişi Fakir Olduğu İçin Şu Anda Cevap Veremiyor

İlk cep telefonumla birlikte aldığım turkcell hattımı yaklaşık 7 yıldır hiç değiştirmeden, değiştirmeyi düşünmeden kullandım. Ama artık pahalı gelmeye başladı. Geçtiğimiz haftasonu hem genelde hem sevgilimle de ucuza konuşabileceğim, bunu sağladığı için de cebimi delmeyecek bir hat bakındım. Çıkardığım sonuç; her ay cep telefonuna 30 liradan az harcayamıyorsun. Harcarsan (bir nevi) zarar ediyorsun. Her ay 30 lira. Bir kaç arkadaşım evlendiler, ev telefonu açtırtmadılar. Şimdi düşününce hak veriyorum. 4 kişilik bir ailenin sadece cep telefonu faturası 120 lira gelse, ya iletişim çok pahalı, ya hayat çok pahalı, ya ben matematik bilmiyorum, ya bu operatörler hiç dayak yememiş
ya da türkselle bağlanamıyoruz hayata

Monday, May 17, 2010

Thursday, May 13, 2010

İLK FİLMİZİNİ NASIL YAPARSINIZ?



BÖLÜM 1: YAZMAK


Senarist Gene Forwell bir keresinde : “Yazmak kolaydır. Tek yapmanız gereken boş bir kağıda alnınızdan kan damlayana dek bakmak” demiştir. Yazma işlemini kolaylaştırmak için size birkaç ip ucu:


1. Adım: Kaynağınızın ne olacağına karar verin
Öncelikle, sıfırdan bie senaryo mu yazacaksınız yoksa bir kitaptan ya da bir romandan alıntı mı yapacaksınız buna karar verin.

Eğer bir kitaptan uyarlama yapacaksanız kitabın yayın hakları konusunda kısa bir araştırma yapın. Bu sizi milyonlarca euroluk/dolarlık/liralık tazminatlar ödemekten kurtarır.


2. Adım: Senaryo yazma formatlarını öğrenin

Bir senaryoyu hangi formatta ve nasıl yazacağınızı bilmeniz çok önemlidir. Çoğu prodüksyon şirketi biçimsel olarak doğru şekillendirilmemiş senaryoları okumazlar bile.

İnternet üzerinden hazır senaryo yazma programları indirebilirsiniz. Böylelikle siz yazarken o sizin için doğru şablon ve stilleri ayarlar.


3. Adım: Beyin Fırtınası!

Senaryonuz için bazı fikirler ürettiniz. Güzel. Ancak bilgisayarın başında boş bir word dosyasına bakmak size yazar-kilitlenmesi (writer's block) dediğimiz şeyi yaşatır. Kimin nasıl ilginç fikirler barındırdığını tahmin edemezsiniz!

4. Adım: Gerçekçi Olun
Gerçekçi olun, ayaklarınız yere bassın. Hayal gücünüzü çok fazla kısıtlamayın ama eğer kendi filminizi çekmeye niyetlendiyseniz, geniş bir savaş sahnesinin tüm oyuncular, ekip ve kostümlerle birlikte 50.000 dolarlık bir maliyeti olduğunu unutmayın.

Eskilerin dediği gibi: Neyi biliyorsanız onu yazın. Şunu da unutmayın ki: Kendiniz hakkında yazdığınızda sandığınız kadar insanın dikkatini çekemeyebilirsiniz!

5. Adım: Karakterlerinizi Geliştirin
Yazmaya başlamadan önce karakterleriniz hakkında biraz düşünün. Onları derinlemesine geliştirin ve birbirleriyle ilginç şekilde çatıştırın. Yazmaya başladıktan sonra kullanabileceğiniz güzel bir hile, onlara kafalarından tam olarak ne geçiyorsa onu söyletmemektir.

6. Adım: İlk Taslağınızı Yazın
Kafanızda fikirler belirmeye başladığında oturun ve bir taslak çıkartın. Bu aşamada küçük detayları şekillendirmek için fazlaca uğraşmayın. Yalnızca hikayenin yer ve zaman çerçevesini çıkartın.

7. Adım: Eleştri
Kendi kendinize, bir yönetmen yardımıyla ya da fikirlerini beğendiğiniz ve güvendiğiniz bir grup insana taslağınızı gösterin. Bırakın eleştirsinler. Siz sadece iyi bir senaryo yazmak istiyorsunuz bu yüzden gerçekleri kabul edin, övgüler yığınını değil.

Başkalarının tavsiyelerini dinlemek çok karmaşık bir iştir- eğer birşeyin iyi bir fikir olmadığını düşünmüyorsanız yapmayın. Ama aynı zamanda eleştrilere karşı toleranslı, tavsiyelere karşı açık olun.


8. Adım: İkinci Taslağınızı Yazın
Aldığınız geri dönüşümlerle birlikte senaryonun ikinci taslağını yazın.

Filmler sözlere de dayalı olduğundan diyaloglarınız üzerinde fazlaca durun. İki insanın arasındaki konuşma kağır üzerinde çok iyi görünse de yüksek sesle konuşulduğunda doğallıkltan yoksun ve yapmacık durabilir.

9. Adım: Bir Daha Eleştrin
İkinci taslağı eleştrin. Bu sefer sizin ya da partnerlerinizin daha tatmin olmuş olması gerekir. Ama eğer olmadıysanız moralinizi bozmayın. Pek çok senaryo düzinelerce kez elden geçer.

10. Adım: Son Taslağı Yazın
Aldığınız son eleştrilerle mutlu olduğunuzda artık senaryonun son halini yazın. Muhtemelen hala değişecek birkaç şeyi vardır ama bir kere “son hali” yazınca kendinizi bu işi başarmış hissedeceksiniz.

Çeviren: Senağ
İngilizce aslı için
http://www.howcast.com/videos/60034-How-To-Make-Your-First-Movie-Phase-1-Writing

Wednesday, May 05, 2010

Eve ellerim kollarım dolu gelmiştim. Kapıyı gürültülü bir şekilde açıp içeriye girdim. Salonda, salondaki büyük kanepede bir kız uyuyordu. Arkası dönük olduğu için kim olduğunu anlayamamıştım ama yine de şaşırtıcı bir durumdu. Poşetleri kapının yanına bırakıp kanepeye yaklaştım. Kumral, uzun saçlı, makyajı akmış, yine de güzel bir kızdı. Öyle derin uyuyordu ki kapıyı açışımı bile duymamıştı. Ev arkadaşımın bir arkadaşı olmalıydı. Fazla ses çıkartmamaya çalışarak kapının yanına bıraktığım torbaları alıp mutfağa geçtim. Ev arkadaşımı mutfakta otururken gördüm. O da ses çıkartmamaya özen gösteriyordu. Biraz konuştuktan sonra yiyecek birşeyler hazırlamaya karar verdik. Masaya tabak koyarken arkadaşın da yer mi bişeyler? dedi. Ne? diyebildim. Suratıma bön bön baktı. İçeride uyuyan kız senin arkadaşın değil mi? dedi. Dehşete kapılmıştım. Hayır saçmalama, tanımıyorum. Ben de senin arkadaşın sandım dedim. Ev arkadaşım ikna olmamıştı. Aman çok korktum. Oğlum biraz yaratıcı ol lan. İçeride tanımadığımız biri mi yatıyor yani. dedi. Korkuyla suratına baktım. Tek kelime etmeme gerek kalmadan işin ciddiyetini anlamıştı. Bir süre ne yapacağımızı bilemeden durduk. Sessizliği bozan o oldu. Salonda hiç tanımadığımız bir kız uyuyor dedi. Endişeyle başımı salladım. Yüzüne dikkatle baktın değil mi diye sordu. Yine hızla başını salladım. Ve onu hayatın boyunca hiç görmedin? Hayır dedim. Hiç tanımıyorsun? Hayır dedim. Bir dakika sustu. Ne yapacağız dedim endişeyle. Uyandırıp kim olduğunu soracağız dedi. Mantıklıydı.

Ne yazık ki söylemesi yapmasından daha zordu. İki adam uyuyan kızın başına dikildik. Yüzüne bir daha baktım. kendimi zorlamama gerek yoktu. Tanıdığım kız sayısı zaten belliydi. Bu kızı hayatımda ilk kez görüyordum. Ev arkadaşım da kararsız kalmıştı. Kızı nasıl uyandıracağını kestiremiyordu. Doğrusu ikimiz de hayatımızda hiç uyuyan bir kızı uyandırmamıştık ve şimdi de ne yapacağımızı bilmiyorduk. Herşeyden önce kız öyle derin uyuyordu ki seslenerek uyandırmak mümkün görünmüyordu. Bu durumda ona dokunmak gerekecekti. Omzundan tutup sarsabilirdik. Yine de çekiniyorduk. Hem uyandığında başında hiç tanımadığı iki adam görünce korkabilirdi. Çığlık atabilirdi. Ağlayabilirdi. Bunları düşündükçe kanepeden uzaklaşmak istiyordum. Öte yandan bu bizim kanepemizdi ve kızdan bir açıklama bekliyorduk. Kim olduğunu ve eve nasıl girdiğini açıkladıktan sonra uyumaya devam edebilirdi hatta. Ben bunları düşünürken ev arkadaşım kızın kolunu tuttu. Hafifçe salladı. Kız omzunu kendine doğru çekti sonra da kanepede döndü. Uyanmamıştı, bize sırtını dönmüştü. Daha da kötüsü beli açılmıştı. Benim endişelerime karşılık ev arkadaşım işin peşini bırakmadı. Kızın omzunu tutup yine hafifçe salladı. Kız birşeyler mırıldandı ama ne dediğini anlayamadık. Uyumaya devam ediyordu. Ev arkadaşıma baktım. O da ne yapacağını bilmiyordu. Derse geç kaldığım günler beni nasıl hayvanca sarsarak ve bağırarak uyandırdığını hatırladım. Pek çok uyandırma metodu bildiğini tecrübelerime dayanarak söyleyebilirdim ama bunları kızın üzerinde deneyemezdi. Onu nasıl uyandıracağını henüz bulamamıştı ama benim gözümdeki yerini de korumaya çalışıyordu bunu anlayabiliyordum. Pardon dedi, çatallaşmış bir sesle. Boğazını temizledi. Yeniden pardon dedi. Bakar mısınız? Durumu gerçekten çok komikti. Ama gülemiyordum. Ne diyeceğini bilemiyordu. Yol sormaya çalışan bir adamın saçma kibarlığıyla uyuyan bir kızı uyandırmaya çalışıyordu. Şansını bir kez daha denedi. Kolundan tuttu ve pardon dedi. Kız hala uyuyordu. Kanepenin önünde yere oturdum. O da oturdu. Ne yapacağımızı bilmiyorduk. Kısık bir sesle müzik mi açsak acaba dedim. Saçmalama diye fısıldadı. Kendiliğinden uyanmasını bekleyelim dedim. Ses çıkarmadı. Çok şaşırmış ve biraz da bozulmuş görünüyordu. Yenilgiyi kabullenmek istemiyordu. Ama sonuç ortadaydı. Salonda kanepede yatan hiç tanımadığımız bir kız vardı. Biz de kanepenin önünde oturmuş iki uzatmalı son sınıf öğrenciydik. Biraz kızı inceledim. Saçları dağılmıştı. Siyah bir pantolon giyinmişti. rockçılara benziyordu. Açılan beline korkak bir bakış fırlattım. Teni pürüzsüzdü. İçimden onu uyandırmak değil saçlarını okşayarak uyumasına devam etmesini söylemek geçiyordu. 6 yıldır üniversitedeydim ve ilk defa evimde bir kız uyuyordu. Onunla yakın arkadaş olabilirdik. Uyandığında kahvaltı hazırlayabilirdik. Muhabbet ederek uzun bir kahvaltı yapabilirdik. Sonra sevgili olabilirdik. Bir akşam film izlerken ona açılabilirdim. Hangi bölümde olduğunu bilmiyordum ama arkadaşları da bize gidip gelebilirdi. Büyük bir grup olabilirdik. Yazın tatillere çıkabilirdik. Kanepeye biraz daha yaklaştım. Yüzüne bir kez daha baktım. Aslında çok güzel bir kız sayılırdı. İçimde birşeylerin kıpırdandığını hissediyordum. Tam o esnada kız gözlerini kırpıştırmaya başladı. Heyecanla geri çekildim. Ev arkadaşım da yanımda ayakta duruyordu. Kız uyanmıştı. Doğruldu ve bize baktı. Bakışlarında kuşku vardı ama korkmamıştı. Hemen geri çekildik. Utanmıştım. Uyurken onu incelediğimizi düşünecekti. Bizden korkmasını istemiyordum. Evden gitmesini de istemiyordum. Beceriksizce gülümsedim. Suratımın çok aptalca göründüğünü hissediyordum. Günaydııın dedi ev arkadaşım. Şaşkınlıkla ona baktım. Uyandırmak istemedik ama dedi ve gülümsedi. Kız cevap vermedi. Ev arkadaşıma tersler gibi baktı, bana bakmadı bile. Başı ağrıyordu anlaşılan. Başını tutup suratını ovuşturdu. Aşık oluyordum. Ayağa kalktı. Salonun bir köşesine doğru gidip çantasını açtı. Eşyalarının orada olduğunu görmemiştim bile. Herşeyi yerli yerinde bulduğunda bize güveneceğini düşündüm ve gururlandım. İçten içe yardım istemesini veya teşekkür etmesini bekliyordum. Çantasından bir sigara çıkardı, bir süre çakmak aradı. Sonra ev arkadaşıma dönüp ateş var mı dedi. Ev arkadaşım inanılmaz bir hızla mutfağa gidip bir çakmak bulup getirdi. Kızın sigarasını kendi yaktı. Aç mısın birşeyler hazırlıyorduk biz de dedi. Şaşkınlıktan küçük dilimi yutmak üzereydim. Kıza kur mu yapmaya çalışıyordu? Bozulmaya başlamıştım. Hem daha kim olduğunu öğrenmemiştik bile. Eve nasıl girdiğini de. Kafamdaki sıraya uygun değildi olanlar. Kız sigaradan derin bir nefes çekti. Sonra ev arkadaşıma dönüp Mürsel nerde? dedi. Mürsel mi??? Mürseli nereden tanıyordu? Fazla düşünmeme gerek kalmadan içerden benim eşortman altımı giymiş ve yeni uyanmış Mürsel geldi. Kızın beline sarıldı. Kız onu sertçe itti. Mürsel her zamanki yılışıklığıyla birşeyler geveledi. Kızdan özür diledi. Herşeyi anlamıştım. Mürselle birlikte gece gelmişlerdi. Mürsel'in eve nasıl girdiğini düşünmemize gerek yoktu. 1. katta olan evimize her zaman balkon penceresinden girerdi. Kız bu esnada siyah hırkasını giyindi. Mürsel'le biraz konuştu. Sinirleri yatışmış gibiydi. Bize hiçbirşey söylemedi. Kapıyı çekip çıktı.