Friday, January 22, 2010

dünyalarbenimoldukorkularımboşmuşmeğerodaçoktanbeniseviyormuş

öncelikle şunu belirtmek isterim ki sonradan belirteceğim şeyleri okurken bunu unutmayın; çamaşır makinesi dünyanın en harika icadıdır.


Avrupa kışın soğuktur, belki İspanya biraz daha sıcaktır dediler, bunu test etmeye gidiyoruz.
Biraz uyku uyusam güzel olurdu diye düşündüğüm günler de oluyor ama sonra hemen omuzlarımdan tutup beni sarsıcak hatta yaradana sığınıp suratımın ortasına iki tokad nakşedicek birilerini buluyorum. O zaman ayakta uyuyorum.


Artık sertifikalı Almanca konuşuyorum.



Ben de Tekel işçilerini, Hrant Dink'i anma etkinliklerini, Balyoz operasyonlarını, kozmik odaları alenen takib ediyorum ama içten içe de trene binen kraliçeden hoşlanıyorum.


Onun çıktığı varmış zaten biliyorum.

Üşüyorum.
Artık alıştım dediğim an daha da çok üşüyorum.
Hatta yeni keşfim, ben soğuktan korkuyorum!


Eski fotoğrafları seviyorum ama eski Amerikan fotoğraflarına bakınca büyüyünce ne psikopat olmuştur kimbilir diye düşünmeden de edemiyorum.

Çekiç Kafa Co diye başlayan bir hikaye yazmak istiyorum.

Tuesday, January 19, 2010

Sevgilinin askerde olmasının kötü yanlarından biri de, aklına şahane bir konu geliyor mesela, tam kavga ediceksin, hırpalıycaksın, düşünüyorsun, kurdukça kuruyorsun, o kadar haklısın ki yani, iki saniyede bitiriceksin, flowless victory, ama nerdeee... Zaten haftada toplam 1 buçuk saat telefonda konuşuyorsun onda da kavga edecek kadar öküz değilsin. Zaten askerde, neler neler yaşıyor. Ne dışarı çıkabiliyor, ne internete girebiliyor, bir sürü kötü muameleye maruz kalıyor. Ay kıyamam ben ona, ben de çok seviyorum canım beniiimm diyerek kapatmışsın bile telefonu.
*

Olum çok haklıydım ya, içimde kaldı resmen.
*




Semaverde çayım sensin
Her çiçekte balım sensin
Ne gelirse senden gelsin
Canım mı var senden başka
Kekik kokan dağlarım yok
Bülbül öten bağlarım yok
Tutunacak dallarım yok
Neyim kaldı senden başka


peki şimdi niye ağlıyorum?
*

çok haklıydım ama...
*


çok özledim bee...

Monday, January 11, 2010

heraldegalbasanursam

"
aaa, tabi canım burayı biliyom ben zaten, kaç defa gittim. bakın, şimdi ilerdeki pasaja giriyon. sağdan 3. dükkana sokağı soruyon. onlar sana tarif edince sokağı buluyon. kunduracı amcaya gidiyon. kunduracı amca görür görmez "allah cezanı versin!.. yine mi sen geldin?!?" diyo, sen "hıııı!.." yapıyon. ondan sonra da apartmanı tarif ediyo. asansöre biniyon. 2-3 kişi daha gelince asansör, fıyt kalkıyo. ondan sonra ııııh... hah, sarı duvarları bekliyon. sarı duvarı görünce "aaaaayyyhh!.. ben burda incektim, n'ooolur beni indirin!.." diye bağırıyon, bu sefer herkes bi telaş, bi panik, asansörü durdurup seni aşağı indiriyolar. tam karşıdaki zile basıyon, işte orası, bitti yani. "
7 Numara
Meryem adresi nasıl bulacağını anlatıyor. güzel diziydi. bir de, benim telefonumun melodisi böyleydi 1 yıl felan bu dizinin müziğiydi. amanın mor koyuun meeee. hehehehe. neyse öyle.

Monday, January 04, 2010

Türk Kahvesiyle garip bir bağım var sanırım, her zaman bir şekilde beni bulur. Rus bir arkadaşım almış getirmiş, nasıl köpüklü pişirilir onu öğrettim önce, sonra içtik güzelce kapadık. Fal da baktık. Ohh...



Look at these babiessss... oh yess!






Yeni yıl için ıspanaklı börek yaptım. Bir kaç kişi daha vardı herkes elinden geldiğince kendi ülkesinde yeni yıl kutlamasında yaptığı geleneksel bir şeyler yapmaya çalıştı, soframızı kurduk, oturduk içtik yedik.
Sonra dedik ki böyle oturarak girmeyelim yeni yıla, çünkü böyle çok rahatız, bir şey yapalım ki rahatımız kaçsın. Stadta gidelim dedik. Havai fişek olucak çünkü, öyle bir şeyden haberimiz var, onu izleriz dedik. Ama herhangi bir araç yok. Yürüyerek ne kadar sürede gideriz, herhalde 45 dakka, 12'ye daha 1 saat var, olur tamam, zaten içtik ısındık, keyifler yerinde, karar verdik, yollara vurduk kendimizi.
Biz evden çıktık kar yağmaya başladı. Ayakta topuklu ayakkabılar, ay saçımız, makyajımız bozulmasın ama, hadi şarkı söyleyelim, ahahahaha hadi şu ağacın önünde fotoğraf çekilelim, şu arabanın camına adımızı yazalım felan derken başlarda sallana sallana, ortalara doğru hızlı, sonlarda depar atarak ilerledik. 40 dakika sonra daha yolun 3'te 1'ini alamadığımızı anladık, bir taksi durduralım dedik. Tek tük taksi geçiyor, dolu. Otostop çekiyoruz kimse durmuyor. Hava soğudu iyice, ıssız bir yerdeyiz arkamız orman, in cin bile üşümüş evlere dağılmış. Bırak yeni bir yıla girmeyi, bir saate girmeyi bile isteyeceğimiz bir yer değil. Bu arada artık 10 dakka kalmış 12'ye. Tamam dedik naapalım. Kaşınan biziz, kaşıyan da biz olalım. Çantamıza attığımız küçük bir şişe şampanya var. Hep birlikteyiz, önemli olan bu, demeye başlamışken, bir araç durdu. Çılgın atarak, şöföre bildiğimiz bütün dillerde teşekkür ederek içeri doluştuk. Oturdum baktım Türkçe bir şarkı çalıyor radyoda.
-Siz, Türksünüz?
-Evet. Üşümeyin diye aldım.
-Çok çok teşekkür ederiz tekrardan. Nereye gidiyorsunuz acaba?
-Stadta atarım ben sizi.
-Süper! Biz de havai fişek gösterisini izlemeye gidiyorduk. Yeni yıla evde girmeyelim dedik de ehe mehe...
Bu laftan sonra adamın yüzünün şekli bir değişti. Meğer yıl başı felan kutlamayan, mutaasıp bir abiymiş.
-Yalnız biliyorsunuz, yılbaşı kutlamak bizim adetlerimiz arasında yok. Bunlar hep Hıristiyan adeti. Sylvester diyorlar zaten, papaz adı bu. Biz Müslüman bir ülkenin çocuklarıyız, yakışmaz böyle şeyleri kutlamak. Türkiyedekiler de hep bilinçsiz, neyi kutladıklarını bilmiyorlar. Ben eve gidip yatıp uyuycam.
Anaam adam geri dönüp bizi aldığı yere koyucak diye korkmaya başladım. Hiç sesimi çıkarmadım. Neyse en sonunda ineceğimiz yere geldik. Bu arada yaklaşık 4 dakika felan var. Nereye gideceğimizi de bilmiyoruz fakat oluk oluk insan bir yere doğru gidiyor, bu durumlarda yapılacak en doğru şeyi yapıp kalabalığı takib ettik. Bir kaç sokak ilerleyince, başımıza daha gelecek varmış bunu anladım. Artık ben diyim Filistin, siz diyin Irak, bildiğiniz yayılım ateşi altındayız. Opera binasından çok güzel bir havai fişek gösterisi yapılıyor evet, ve fakat izlemenin imkanı yok ki, sokaktaki herkes, çoluk çocuk istisnasız herkes birşeyler patlatıyor. Çat pat küt güm pat! Milyonlarca şey patlıyor. Adamlar manyak! Arabalarının arkasını cephanelik gibi doldurmuşlar, kafa zaten binbeşyüz olmuş, fişekleri yakıp yakıp etrafa atıyor. İtfaiye araçları bir o yana gidiyor bir bu yana. Kulaklarımız acıyor, etraf savaş alanına dönmüş, sanki yasa dışı dev bir gösteri var, bir sürü sarhoş insan yollara molotof kokteyli atıyor. Havada barut kokusu, etrafı nasıl bir duman kaplamış göz gözü görmüyor. Bir Türk olarak hemen teşhisimi koydum; Bir de bize barbar derler şu hale bak!
Yeni yıla girdik, bir saat kadar orda takıldık. En sonunda kulaklarımız isyan ettiğinde biz de yazık lan deyip onlara hak verdiğimizde eve geri dönmeye karar verdik. Dönüşte ara sokaklara daldık, sessiz sokaklara lapa lapa kar yağıyordu. Kimiz tökezliyordu, kimimiz dans ediyordu ve hepimiz birbirimize bakıp gülümsüyorduk. O an birşey anladım, yeni yıla çok mutlu girmiştim. Hepsi kafayı bulmuş arkadaşlarımla, bembeyaz ve ışıklandırılmış yollarda, soğuktan dona dona yürürken, çok ama çok mutlu olduğumu anladım.
İyi seneler.

Friday, January 01, 2010

serseri

uzağındaydım düşerken
nasıl bilirsen öyle ol
kabusum oldun,
çok oldun
iyi ki yarına yoksun

düşledim kayboldum,konuştum ziyan oldum
eskinin huzurunda el pençe divan durdum
ah, devrimim benim, nedir senden çektiğim
sen gelmedin ama ben değiştim

hayat ne boş anlamsız
neye benzerdi reklamz
ortağım oldun, çok oldun
iyi ki yarına yoksun