Sunday, November 29, 2009

hiçbir arkadaşıma tercüme edemeyeceğim şarkılar

akşama doğru azalırsa yağmur
kız kulesi ve adalar...

ah burda olsan çok güzel hala

istanbulda sonbahar...


ah burda olsan diyen kimsemim olmaması mı daha kötü, hala çok güzel mi diye sorabileceğim kimsemin olmaması mı bilemiyorum...
bazen üzülüyorum...

Saturday, November 21, 2009

Pentini gösterme Hadise! Mümkünse kendini de gösterme!

Geçen gün hasbel kader, nasıl denk geldi diye sormayın, Hadise'nin Penti reklamını izledim.
"Bi free ol" gibi nadide sözlerle dolu şarkıyı neyimi gösteriyim neyimi gösteriyim? diyerek sözlerini tam anlayamadan dinledim. Pentini göster diyormuş. Şimdi Hadisecim. Şurda bizbizeyiz, gerçekleri konuşalım, biz Türk kadınları olarak İsveçli uzun bacaklara benzemeyiz. Seni de Örövizyonda gördük. Haa Trt'de kot pantolonla çıkıp yaptığın ilk şovunu da çok beğenmiştim ama sonra gerçekten de baydın be güzelim. En nihayetinde o kırmızı elbisenin içinde senin de bir bastı bacak olduğun ortaya çıktı. Üstüne üstlük "bi free ol, rahat ol, kalk ayağa, pentini göster" gibi garip sözlerle kendi tüyünü bir nevi kendin dikmişsin.
Oysa ben çok güzel bir penti reklamı hatırlıyorum. Gerçekten güzel bacaklar. Gerçekten güzel sözler. Ve bir kadın olarak Hadisecim, (ve Penti'nin reklam ve halkla ilişkiler grubu!!!) o reklamı izledikten sonra gidip iki çift çorap (biri desenli!) alasım gelir de seni izledikten sonra pentimi gösteresim gelmedi pek. Bu da hedef kitle ve reklam araştırmalarınıza benden bir küçük bir katkı olsun.
Sizin için de Nil'den gelsin:http://www.youtube.com/watch?v=QtfllSH9qZg&feature=related

Friday, November 20, 2009

türkilizisch

-At the hauptbahnhof i saw J.
-Ah so!
-Ja! And she screamed Allahım Yarabbim!
-Weren't you going to zentrum zum essen.
-Ja aber we were waiting for the flug.
-Ah so!
-Dann we went to zentrum zum essen.
-And J?
-Nee, she went to mensa.


Dilim bir çöplüğe dönüştü. Aklım benden izinsiz karman çorman cümleler kuruyor. İngilizce kelimelerin içine Almanca cümleler, Türkçe ünlemler sıkıştırıyor. Ama yalnız değilim! Dün 2 Türk, Bir Rus, Bir İtalyan,Bir Slovak konuşuyoruz ve herkes çöplük gibi konuşuyor. İnanılmaz gibi gelecek biliyorum ama herşeyi anlıyoruz. Herkes herşeyi anlıyor. Komün dili mi yarattık bilmeden naaptık. Beyin çok ilginç birşekilde çalışıyor, iletişim kurmanın her yolunu deniyor. Bilmediğin bir dilde konuşan bir insanı anlaman mümkün mü? Sanırım bir iki ip ucuyla mümkün.
Satırlarıma burada son verirken,
Sevgi anlaşmak değildir nedensiz de sevilir.
Aynı dili konuşup da anlaşamayanlar için sadece üzülünür, diyorum.
Genau!

Wednesday, November 18, 2009

11.11.11.11

11.ayın 11.günü saat 11.11'de neredeydin?

ben ve ever bir trendeydik.

video

trene bindiğimizde alt kata geçtik. (iki katlıydı) boş koltuk var mı diye içeri şöyle bir göz attık, o esnada dev bir papatya, birkaç doktor, 2 transeksüel, 3 adet de pembe tavşan gördük. kafamız da güzel değil. bunlar karnavala giden insanlar. koltuklar arasında ilerleyip kendimize bir yer seçtik. az sonra yan tarafımızdaki 4lü koltuğa 3 teyze oturdu. teyzeler sabahın 10:30unda körkütük sarhoştular. delirmiş gibi kahkahalar atıyorlardı ve hepsi de 65 yaş üstüydü. evet, şu akbil basmaktan muaf olan yaş bölümü. hepsi renkli peruklar takmıştı ve çılgınlar gibi giyinmişti, aslında, trene şöyle bir baktığınızda normal giyimli 2 kişi vardı sadece. o da bizdik. teyzeler yanlarında oturan gence bira ikram ettiler. kendileri de küçük şişeler çıkarıp demlenmeye devam ettiler. saat 11:11'de maalesef hala trendeydik, kondüktör biraz gecikme yaşayacağımızı anons ettiğinde gerekli tepkiyi hep beraber verdik. sarhoş teyzelerin bir de sarhoş dede arkadaşları vardı. hep birlikte şarkı söyleyip biraz daha içtiler. sonra ilerideki tavşanlar (tabii ki ileride artık sadece tavşanlar yoktu, bir kaç kedi kız, 70lerden kalma kıyafetler giymiş 2 denyo, seksi olmaya çalışmış bir kaç travesti de onlara katılmıştı) havaya konbfeti atmaya başladılar, ve herkes kendi çapında eğlenmeye başladı. artık köln hauptbahnhof'a geldiğimizde, sarhoş teyzeler ve arkadaşları sarhoş dedenin kalp krizi geçireceklerinden korkmaya başladık. kahkahalar atarak şarkı söylüyor ve birbiri ardına votka götürüyorlardı. yine de tren durduğunda dışarı atlamak için şaşırtıcı bir çeviklik gösterdiler. biz de bu garip trenden aşağı atladığımızda doğru yerde olduğumuzu anladık. kızılderililer, şirinler, hello kittyler, wolverineler, mini etekli hemşireler, playboy tavşanları, köpekler, şeytanlar, melekler, meksikalılar, jameikalılar, tüylü şapkalar takmış almanlar, marslılar, cadılar, polisler, suçlular, bebekler, uncle samler, zombieler, dev sandviçler, ve tabii ki dev bira şişeleri...

köln de karnavalı da güzeldi.

almanlarsa, cidden iyi içiyorlardı...

Monday, November 09, 2009

Die Berliner Mauer ya da The World Is Too Small For Walls

Malumunuz Almanya'da Berlin Duvarının yıkılışının 20. yılı kutlandı. Fakat Almanlar, özellikle de Batı Almanyada yaşayanlar bu durumdan pek de hoşnut değiller. Yapılan araştırmalar her 7 Almandan 1'inin Duvarı özlediğini gösteriyor. Nedeni ise büyük ölçüde ekonomik. Duvar yıkıldıktan sonra batının doğudan gelen her Alman'a 100 Mark vermesiyle başlamış bu "doğuyu kalkındırma" süreci 2009 yılında toplam 1.2 trilyon Euro'yu bulmuş.
Üzerine zamanla dikenli teller, mayınlar döşenen, askerlerin önünde nöbet tuttukları duvar yine de tam anlamıyla amacına ulaşamamış. Resmi kayıtlara göre duvarı aşan kişi sayısı 5000. Tünel kazmak, üstünden atlamak ya da balonla üzerinden uçmak gibi çeşitli yöntemler kullanmışlar.

Sunday, November 08, 2009

all that i know is i am breathing

Gecerleri Tarkan çalıyor, çığlık atıyoruz. Gündüzleri makaleler oluyor, sıkılsak da okuyoruz. Geceleri Kenan Doğulu çalıyor, zıplıyoruz. Gündüzleri ders oluyor, eğleniyoruz. Geceleri soğuk oluyor üşüyoruz. Gündüzleri boş oluyor, yalnız kalıyoruz. Gecerleri parti oluyor, içiyoruz. Gündüzleri başımız ağrıyor, uyuyoruz.

Yeşil fırça uçlu stabilom kayboldu!! Her yere baktım, bütün çantalarımı boşalttım (zaten topu topu 3 çantam var) Mavi fırça uçlu stabilom da bitti. Sadece kırmızı, gri ve siyah kaldı. Kendimi çok yalnız ve renksiz hissediyorum. Bu gün bunu çizdim.

Param hala yatmadı. Kiramı ödeyemedim. Her hafta bir sonraki hafta yatıracaklarını söyleyip 1 ayı bu şekilde geçirmiş olmaları canımı sıkıyor. Hala ailemden para istemek canımı sıkıyor.

Posta kutunuzda küçük kağıtlara yazılmış iltifatlar bulmanız sizce de çok şirin değil mi?

Şimdi erkek kıza diyor ki bu problemi bu yoldan giderek çözemezsin, matematikten anlamıyorsan bari bırak yardım edeyim. Kız inatçı. Anlamıyorum da yardım da etmeyeceksin. Erkek diyor ki, bu problemin çözüm yolundan uzaklaşıyorsun, sana çözümünü göstereyim, işte yapman gereken işlemler bunlar. Kız o sırada dalmış camdan dışarıyı seyrediyor. Erkek dikkatini topla diyor. Kız ben bu problemi çözmekle zerre kadar ilgilenmiyorum aslında diyor. Sen olmasan bu problemi asla çözmeye çalışmayacaktım da, çözümü de umrumda değil! Erkek tamam diyor, ben olmıyim, problemi çözme. Ama bu problemin orda olduğu gerçeğini değiştirmeyecek.
Problem çözmek herkesin en sevdiği aktivite değil, erkek bu hikayede bunu anlıyor. Kız problemin üzerini kağıtlarla kapatıp masadan kalkıyor. Giderken erkeğe sen de kalk masadan diye sesleniyor. Problem kağıtların altında masanın üstünde durmaya devam ediyor.