Friday, September 18, 2009

Sleep Dealer

Şu sıkışık zamanımda izlediğim çok güzel bir filmden bahsetmek istiyorum. 2008 Amerika Meksika ortak yapımı bir film. Yönetmeni, genelde geleceği anlatan bilim-kurgu filmleri hep Amerika'yı anlatır, ben 3. Dünya ülkelerinin halini göstermek istedim demiş. Fırsatınız olursa izleyin, o kadar gerçekti ki, korktum..

Friday, September 11, 2009

mercimek çorbasının içine patates ve rondodan geçirilmiş maydonoz sapı da koyuyordu. onlar kaynarken pirinç ıslattı. sonra etleri haşladı, geniş büyük bir borcama aldı, suyunu süzdürdü, üzerine sosunu hazırladı döktü, fırına verdi. buzdolabına içecekleri koydu soğusun diye. sonra düdüklüsünü indirdi, soğanlarını doğradı, zeytinyağını döktü, önceden ıslattığı barbunyaları koydu. düdüklü ateşteyken, fırını açıp etleri kontrol etti, biraz daha pişmeleri gerektiğine karar verdi. çorba olmuştu, ateşten aldı. hemen yufkaları çıkardı. ıspanak çıkardı, bol suda yıkadı, süzdü, yeniden yıkadı. doğrayıp soğanla birlikte öldürdü. ıspanaklı böreğini bitirdiğinde etler de olmuştu, onları çıkarıp fırın sıcakken böreğini koydu. düdüklünün düdüğü ötüyordu, yarıma getirdi altını. dolaptan bir demet semizotu çıkardı. iyice yıkadı ayıkladı, bir daha yıkadı, doğradı. ayrı bir kapta sarmısaklı yoğurt hazırladı, semizotunu doğrayıp karıştırdı. sonra şekerli sütünü hazırladı. güllacı çıkardı, orta boy bir tepsi çıkardı. bitirip üzerini de süsledikten sonra pilav tenceresini çıkardı biraz tereyağı eritti, bir avuç şehriyeyi koyup kavurdu, sonra pirinçleri ve suyunu koydu. kapağını kapadığında börek de olmuştu. böreği soğusun diye çıkardı. orta boy bir soğan, domates, salatalık, nane, roka, yeşillik çıkardı, hepsini bol suda yıkadı, doğradı. büyük servis kabında karıştırdı. üzerine tuz, yağ, limon döktü. pilav da hazır olmuştu. kapağını kaldırıp temiz bir örtü serdi, demlenmesi için tekrar kapattı. hemen içeri gidip sofrayı hazırladı, tabakların üzerine kaselerini yerleştirdi, çatal bıçak çıkardı, uygun renk peçete seçti. bardakları koydu. içecekleri çıkardı. pideyi doğradı. bir şeyi unutmuş gibi hissediyordu kendini, etrafına şöyle bir bakındı, etler soğumasın diye hala sıcak olan fırına koydu, servis edinceye kadar çıkarmamaya karar verdi. zeytinyağlı barbunyayı beyaz bir kaseye alıp üzerine maydonoz doğradı. sofraya tuzluk biberlik götürdü, çorbasına almak isteyen olursa diye limon doğradı, sıktı, onu sofraya koydu. aklı karışmıştı. bir şey vardı, ne olduğunu anlayamıyordu.
tam o esnada kapı çaldı. hemen gidip kapıyı açtı. kapıdaki kişinin söylediklerini duyunca unuttuğu şeyi hatırladı ama sevinse mi üzülse mi bilemedi....
-yarın hepsini hepsini yeniden yapacaksın.

şemşiye


-benim alabileceğim tüm tedbir bu olablir..
(şişme botla mı gezeyim?)


p.s. halkı azarlayan politikacı modeli de sıktı be anacım, yaratıcı olun biraz. öptm.kib.tşk.


p.s.2. sana girsin!! ahahahaha

şımarık!

Tuesday, September 08, 2009

machine love

insanlara ne oluyor ya?
neden herkes hayatımda bir tek kendi varmış gibi ilgi alaka bekliyor? sevgilimle bile haftada 1 kez görüşebiliyorum, neden sürekli bana bi gün ayıramadın diye kapris yapıyorlar?
neden susmaları gereken konular olduğunu ya da nerede nasıl konuşmaları gerektiğini öğrenemiyorlar?
neden bu kadar egoistler?
neden bu kadar kırıcılar?
kendi mutlulukları söz konusu olduğunda neden bu kadar saldırganlar?



ben teknoloji özürlü bir insanım, hatta yüksek sesle çalışan makinelerden korkarım.
ama bazen,
keşke diyorum sadece makinelerle, bilgisayarla felan muhattap olacağım bir hayatım olsaydı.
o derece bir sevgi beslemeye başladım

Saturday, September 05, 2009

Friday, September 04, 2009

Deniz Kızı Ponyo



Deniz Kızı Ponyo'yu izledim. Aşk hikayesi desen, Howlun Yürüyen Şatosu kadar iyi değildi, fantastikliği de Spirited Away kadar sarsıcı değildi. Ama Ghibli Stüdyosundan ne çıkarsa güzel oluyor galiba. Sinemadan yeni çıkmış insan oluyoruz (bilgisayarda izlesek bile). O ruh hali geçmiyor hemen, iyi ki de geçmiyor.



Denizlerin kirliliği, sausukelerin muhteşem evi, ponyonun kardeşlerinin baloncuğu patlatması, ponyonun salam sevmesi, sausukenin annesinin tatlılığı, sausukenin babasının süper havalı işi, ponyonun ponyo ve sausuke demesi, heryeri su basması, balıkların asfalttan gitmeleri, evin kapısı açılınca denize inmek,deniz altındaki yaratıklar, yaşlı ninelerin koşması, okyanus ruhunun mavi bedenli üstsüz bir çıtır değil de 44 beden kocaman anne olmasının insana verdiği iç rahatlığı, inanılmaz harika muhteşem izlerken üşüten, ıslatan fırtına sahneleri, başlangıçtaki balinalı jenerik animasyonu, ponyoyla sausukenin uyumaları, garip dalgalar...


credits: uzak doğuya yerleşme isteği, basit bir mutluluk hissi, suşi yemeye gitme teklifleri, denize girmek isteği, sonunda kıvrılıp uyuyakalmak..

Wednesday, September 02, 2009

almost famous! almost...

Daha önce de blogumdaki yazılardan (kaynak göstererek ve haber vererek) alıntı yapan yazarlar, gazeteler olmuştu. Bir kitap olmuştu. Arabesk Anarşi. Geçenlerde Habertürkte yazım çıkmıştı. Yavaştan (ve de tamamiyle habersiz) yazın dünyasına mı atılıyorum nooluyor? Derken yepisyeni bir dergi, WINGMAN; beni kapak yapmış!!!
tamam ya tamam, bi tane yazımı koydular.
www.wingmandergi.com
İşte gençler güzel şeyler yapıyorlar, Zeynep var bi tane, zehir gibi bir kız. Çalışıyorlar bayaa. Okuyun okutun.

şikayet: cıbıl cıbıl kızları koymuşunuz anamıza babamıza gösteremiyoruz!