Monday, August 31, 2009

Beni en çok hüzünlendiren şeylerden biri de; otoban kenarlarındaki küçücük bölmelerinde toza toprağa bulanmış, griye dönmüş bitkilerdir.

Tuesday, August 18, 2009

kırmızı yaban gülü

"Alfred, batı kanadındaki yemek odasını havalandırdın mı? Halıların tertemiz olmasını istiyorum. Gümüşlükleri parlatın ve Timothy'i şehre gönderip önümüzdeki hafta için yeteri kadar buz almasını söyleyin. Ha bir de, annem şöminenin üzerindeki tabloyu değiştirmek istediğini söyledi."




Alfred, söylediklerimin hepsini saygıyla dinleyip, "tabii efendim," dedi. Bu konakta tam 46 yıldır çalışıyordu. Bu, benim doğumumdan 21 yıl önce demek. Babamın mektuplarını yazmaktan tutun da hizmetlilere gerekli talimatları vermeye kadar her işle ilgilenir, sadık, güvenilir, terbiyeli Alfred.


Erkek kardeşimin Almanya'daki bir üniversitede felsefe dersleri almaya başlaması ve benim de soylu Rus ailelerinden Pernişevski Tatarin'in oğlu Victor Tatarin'le nişanlanacak olmam, büyük bir davet anlamına geliyor. Davete Rusyadan bütün Tatarin ailesi ile eski konsolos Parmatov ve bir kaç devlet adamı katılacaklar. Ayrıca, büyük kuzenimiz Laurentine ve onun kendinden 10 yaş küçük, sadık, biraz da aptal eşi Vincent; her nisan başında tatillerini geçirmek için gittikleri İtalyadan, sırf davete katılmak için erken dönecek olan teyzem Augustine ve eşi Jackob Brenton; erkek kardeşimin Almanya'da gideceği üniversitede ders veren Rudolph Schüssel;amiral Mason Stradel; son yıllarda ünlerini yitirmiş asilzadelerden Chadrick ve Deane'ler (onları neden çağırdığımızı babama sormalısınız); suratsız bakacı Edgan ve opera meraklısı eşi Ella Marley, Tatarin ailesinin İngilteredeki işlerini yürüten Luke Godwin, Fransa'nın küçük bir kasabasından gelip eşini kaybettikten sonra tüm davetlere katılıp giysileriyle sükse yapmayı seven zengin dul Heloise ve peder Owen'da davete katılacaklarını bildirenler arasında.

Yemekten önce müstakbel nişanlım bana yürüyüşe çıkmak isteyip istemediğimi sordu. Ona çok kibar olduğunu fakat yemeğin hemen öncesinde konukların yanından ayrılmanın kabalık olacağını söyledim. Bunun üzerine kendi de yemeğe başlanana dek odadan ayrılmadı. Bu, pek tabii hoşuma gitmişti. Yemekten önce erkek kardeşim ve yeni hocası Rudolph Schüssel Almanya'daki okul ve programları hakkında konuşmak üzere dışarı çıkmışlardı. Dönüşte Bay Schüssel'in elinde bir demet kırmızı yaban gülü vardı. Bunları büyük bir incelikle eteklerime doğru bıraktı. O esnada Viktor'un sakin yüzünde bir öfke dalgası gördüm. Çiçekleri kabul ettikten sonra bir saksıya yerleştirmesi için Alfred'e verdim. Annem herşeyin farkına varmış, yemekte bir tatsızlık çıkmaması için masaya oturmadan önce kardeşi Augustine'e piyano çalmasını söylemişti. Sevgili teyzem piyanoyu yemekten sonra çalmanın daha doğru olduğunu bildiği için, şaşkınlıkla piyanonun başına geçmiş yine de ablasını kırmayıp bizlere yeni birşeyler çalmaya başlamıştı. Ella Marley de teyzemin gerçek bir yetenek olduğuna kısaca değindikten sonra son dinlediği operadaki meşhur Macar baritondan bahsetmeye başlamıştı.

Yemek büyük bir gürültüyle devam ediyordu. Soslu ördek ızgaraları servis edildiğinde Chadrick'lerin eski günleri yad eder gibi bir havaya büründüklerini ve sanki milyonlarca Poundluk banka hisselerini kaybeden kendileri değilmiş gibi ördeğin nasıl marine edilmesi gerektiği konusunda anneme kibirli bir edayla birşeyler anlattıklarını gözlemledim. Yeşil elbisesinin kabarık kollarına lacivert danteller geçirilmiş Heloise, yemekte de çıkarmadığı eldivenleriyle oynayıp peder Owen'a brşeyler soruyordu, zavallı adamın utanç ve mahcubiyet içinde terlediğini görüyordum. Deane'ler de teyzem Augustine'den İtalya'daki günlerini anlatmalarını rica ediyorlardı. Teyzem bu görgüsüz ve gözden düşmüş insanlarla pek muhattab olmak istemese de eşi, sevgili eniştem Jackob, Venedikte alabora olan gondol hikayesini sanırım dördüncü defa anlatıyordu. Büyük kuzenimiz Laurentine'in uykusu gelmişti, Vincent'ın sürekli tabağına kaz püresi koymasına aldırış etmeden yüzüne sahte bir gülümseme yerleştirmiş, uyukluyordu. Victor'a kaçamak bir bakış fırlattım, amiral Mason Stradel'le Rus ordusunun savaş düzeni hakkında saçma bir tartışmaya girmişlerdi. Yüzü solgun beyazdı. Ciddi bir duruşu vardı. Açık kestane rengi saçları özenle taranmıştı. Küçük erkek kardeşim de aşırı bir hevesle hocasına felsefe ile ilgili birkaç şey sormaktaydı. Ancak Bay Schlüssel'in onu pek dinlemediğini dalgın dalgın vazodaki yaban güllerine baktığını gördüm. Bu beni daha da rahatsız etti. Anneme çaylarımızı verandada içmeyi önerdim. Masadaki herkes bu teklifle memnun oldu.

Çaylarımızı verandada içerken batıdaki geniş topraklarımızı seyrediyorduk. Babam yakında akraba olacağı Pernişevski Tatarin ve Luke Godwin ile dostça sohbet ediyor ve bir yandan da sigara içiyordu. Büyük kuzen Laurentine oturduğu sandalyede homurtulu sesler çıkartarak uyumaya başlamıştı. Sakince uzakları izleyen Victor, bir ara yanıma geldi. Davetten övgüyle söz etti. Hafifçe gülümseyerek teşekkür ettim. Erkek kardeşimin Almanya'da öğrenim göreceği için kendinin de çok sevindiğini ancak Rusya'da da büyük filozoflar yetiştiğini, neden bu ülkeyi tercih ettiğini anlayamadığını söyledi. "Almanlar teknik konularda iyiler de sözel bölümlerde iyi değiller" dedi. Ses tonundaki ve tavırlarında bu ani değişim gözümden kaçmamıştı. Çayının içine gizlice rom kattığından şüphelendim. Müsade isteyerek yanından ayrıldım.
Alfred'e biraz daha krema getirmesini söyledim. Ardından saçlarımı ve pudramı kontrol etmek için içeriye geçtim. Büyük kütüphaneden erkek kardeşimle Bay Schlüssel'in sesleri geliyordu. Önemli bir konu tartışmaktan çok, komik birşeye gülüyor gibiydiler. Odama geçmekten vazgeçtim. Kütüphaneye doğru yürürken seslerin daha da farklılaştığını duydum. Fakat ben daha fazla yakınlaşamadan Alfred krema getirdiğini söyledi. Ben de pudramı tazelemekten vazgeçip onunla dışarı çıktım. Bayan Tatarin'in yanına oturdum. Buz gibi soğuk bu kadın dilimizi bilmiyordu ve yemek boyunca da ağzını açmamıştı. Sessizce geçen birkaç dakikadan sonra Victor gelip iki parmağıyla annesinin yanağını sıktı ve "naber anniş, sıkıldın mı?" dedi. Hangisine daha çok tepki vermeliydim bilemiyordum, bu önemli davette Bayan Tatarin'in açıkça sıkılmış olmasına mı yoksa müstakbel nişanlımın kullandığı "anniş" kelimesine mi.
Gerçekten çok sinirlenmiştim, müsade isteyerek yerimden kalkıp İngiliz ekonomisindeki gediklerden bahsetmeye çok meraklı olan Luke Godwin'in yanına oturdum. Victor yanıma geldi, üzgün görünüyordu, konuşmaya başladığında sesi boğuk çıktı. "Biraz gezintiye çıkmaya ne dersiniz" diye kibarca sordu. "Victor Allah'ın adını verdim, şu çayına kremanı koy, iç, yüzüğü takın kalkın gidin, vallahi elimden bir kaza çıkacak! O cadoloz anana da söyle, madem sıkılmış, daha iyi davet düzenlesin de görelim! Yeter be! İçimi baydınız" diye bağırdım. Herkes susmuş bana bakıyordu. O esnada Bay Schlüssel ve kardeşim yarı çıplak verandaya koştular. Bay Schlüssel ağzında bir kırmızı bir yaban gülü vardı.

Monday, August 17, 2009

Sunday, August 16, 2009

Filler ve Çimen: 1 filme ne kadar konu sığdırabilirsiniz yarışmasında 1.lik ödülü

Bahoz: Çok naif

Thursday, August 13, 2009

fark göremiyorum

Hepimiz bu adamla bu kızın hikayesini biliyoruz değil mi? 71 Yaşındaki sapık, üşütük ve muhtemelen bunak (Ayşe Arman'ın reportajını mide bulantılarıyla okudum) ama bir şekilde voleyi vurmuş zengin iş adamının 17 yaşında bir çocukla (18 yaşının altında evet, bu bir kız çocuğu henüz) evlenmesini okuduk. Tiksindik. Söylendik. Ana haber bültenlerinde gazetelerde görükçe de suratına tükürüp küfürü bastık muhtemelen.
Hadi biraz geriye gidelim.
Bu tombul yanaklı sevimli gelini hatırlayanınız var mı?
Yok mu?
Adı Reyyan Uzuner.
Hala tanıdık gelmedi mi?
O da ünlü ve zengin biriyle evlenmek için okuldan ayrıldığında 17 yaşındaydı.
Kayın pederini tanırsınız ama; Recep Tayyip Erdoğan.

bugün biraz boş vaktim vardı

Britishlerden neden hep über bi kibarlık bekleriz bilmiyorum ama şu filme çok güldüm. Boyfriend ha?!

Pink Tartan'ın 2009 son bahar kreasyonunu da görmek isterseniz, doğru yerdesiniz.

-bir enstrüman çalabilmeyi çok isterdim... bir ney hediye ettiler fakat ses çıkaramadım.. ses çıkaramadım çünkü neticede hediyedir... keşke sorsalardı, gitar isterdim... Yiğit Özgür seni özledik ya hadi dön artık!

sandviç yemeyi seven tek kişi ben miyim yoksa bana katılmak isteyen başkaları da var mı?

büyüklere yapılan oyuncaklar her zaman daha eğlenceli oluyor!

ah Luke ah...

Lush'ın sabunları aklımı başımdan alır

bu anı ölümsüzleştirmek istiyorum

birşeyler çiziktirmek isteyenler için geliyor

everyday people'ı sevelim, sevdirelim

what's in my bag? çok keyiflidir. çantalara ve içindekilere bakıp sahiplerini tahmin etmeye çalışırım.

soru: hedef göstermek nedir?

haberlerde, gazetelerde sıkça bahsedilen hedef gösterme nedir?

işte budur: http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=879570

hakkaten yuh ama, bir de nerede oturduklarını tarif etseydiniz de zorlanmayaydı kimseler.

Friday, August 07, 2009

chai tea latte


Bir ara muhabbeti dönmüştü, nasıl yapılıyor diye Starbucksa sormuştuk, onlar da ser verip sır vermemişlerdi. Alev hanım sağ olsun, bir chai tea latte tarifi göndermiş, yazın burun kıvırsanız da kışın baharatını alıp deneyeceğinizi biliyorum. Alev hanıma bir kez daha teşekkürlerimi sunup tarifini veriyorum;
1 bardak ıcın

200 ml sut
Kök zencefıl ( 1 adet )
Tarcın 1 çk
Karabıber 1 tutam
Kakula 6-10 cekırdek
Karanfıl 3-4 adet
Bal 1-2 yk


Bunların hepsını karıstırıp kaynar noktasına kadar ısıtıyoruz . en son 1 adet poset cayı ( sıyah cay ) ıcıne atıyoruz. Ve rengı donunce ıcınden alıyoruz.

Thursday, August 06, 2009

"Bir kurumun kalitesi ve iyiliği dış kapısının mandalından belli olur. Kapıdaki görevlisine bakarak o kurum hakkında herşeyi anlarsın. En alttaki çalışanının seviyesi ne kadar yukarıdan başlıyorsa orası da o kadar üst seviyede bir kurumdur."