Friday, July 31, 2009

1- i am the king of the world

Bostancı sahilinde ...

+ Bahar şenliklerinde bu yıl su tabancası sattık. Aslında sattık da denemez, su tabancalarını aldık hoşumuza giden bütün çocukları ıslattık! Hehehe
-Hehehe. Bir şey sorucam, elinde bir su tabancası olsaydı, beni de ıslatırmıydın?
+Hmm.. Islatırdım herhalde.... Peki, sen beni ıslatırmıydın?
-Ben kafandan aşağı bir kova su boşaltırdım sonra başına geçirip davul çalardım.
+Hahahaha. Ben seni yağmur yağdığı bir gün kapıda bırakırdım.
-Hahahahaha. Ben seni kucaklar küvete atardım!
+Hahahaha. Ben seni havuza atardım!
-Hahahaha. Ben seni denize!
+Okyanusa!!
hahahahahahahahahahahahaha...
*
2- so where's my queen?

na na na na na

Bundan 10 yıl sonra, üniversitelerin bazı bölümlerinde mitoloji dersi alan öğrenciler, Yunan mitolojisinde ölülerin tanrısı olan Hades'e karşı savaşan Selena diye biri olmadığını büyük bir hayret ve şaşkınlıkla öğrenecekler.


sizi anlıyorum ve acınızı paylaşıyorum... Sele-na Sele-na!

Thursday, July 30, 2009

feel the love generation

pazara git.cüzdanı çaldır.kartları iptal et.ağla.yarım saat sonra cüzdanı bul.katlar içinde dur. sinirin bozul.ağla.

Tuesday, July 28, 2009

tatil dönüşü ilk iş saçlarımı kestirdim, biraz da yanlara kat attırdım. saçımı kestirmeyeli o kadar uzun zaman olmuştu ki zaten röfleden de iyice yıpranıyor. en son sibellere gittiğimde onun dizine yatmıştım o da saçlarımla oynuyordu, "saçların barbie bebek saçı gibi olmuş sena" dediğinde, kalk dedim en yakın kuaföre gidiyoruz. özellikle deniz ve güneşi yedikten sonra saçlarım saman gibi oluyor. aslında bakım yapmak istiyorum ama öyle pahalı kozmetiklerle değil gayet doğal, evdeki ürünlerle maskeler felan. neyse şu kestirme bile biraz can katacaktır saçlarıma.




"sultanbeylide, ümraniyede oturan, ilk okul terk, hayatında kitap okumamış, düşünmemiş,vandalın önde gideni, televizyonun önünde beyni süngere dönmüş, o ekranda gördükleriyle sapıtmış, kudurmuş, gözü dönmüş, manyaklaşmış erkekler var. ve biz evden çıkarken giyindiklerimizi o erkeklere göre belirliyoruz ya bu çok saçma" diye düşündüm üzerimdeki askılı elbiseyi çıkartıp pantolon ve tişörtümü giyerken.

mausumu düşürdüm.kırıldı gibi bir şey. çok bastırmak gerekiyor. her bir tık için ne kadar gayret sarf ettiğimi bir bilseniz.

bir sabah imdat polis çığlıklarıyla uyanınca, ve sokakta iki kızı çığlık attıracak kadar korkutan o insan kılığındaki ayının, ne var lan neye bakıyosunuz diye insanlara bağırdığını görünce, gerçekten çok korktum. kapımızın önüne kadar gelen bu vahşilikten çok korktum. sevgilim, kıtlık zamanında köylere inen kurtlar dedi. ben, eskiden bu kadar kurt yoktu sanki dedim. o, vardı ama sen görmüyordun dedi.

direksiyon sınavına girdim. 75 almışım. ben mi yanlış biliyorum yoksa yanımızda oturan şu direksiyon hocaları bizim ehliyet alamamamız için mi uğraşuyorlar? bu arada merhaba dediğimde cevap bile vermeyen, arkada domuz gibi oturan komisyonu da es geçmemek lazım.


egede bir sahil kasabasına yerleşme hayalleri için acaba çok mu erken ya. şort ve şıpıdık terliklerle ağır ağır sokaklarda gezmek istemek, denize güneşe yakın olmak, temiz havada, yeşillikler arasında yaşamayı istemek için ille de 50 yaşına gelmek mi gerekiyor?

6 haftada 6 dans dersi oyununa gittik. Nevra Serezli ve Cihan Ünal oynuyordu. Nevra Serezli'yi ayakta alkışlıyorum zaten. Televizyonda kasım kasım kasılırken gördüğümüz Cihan Ünal'da çok çok iyiydi ^x^

benim sevgilim bir tanedir. öyle böyle değildir. şöyle de değildir. biraz ondandır. biraz bundan. ordakinden. yok yok onun yanı. hah. ondan işte. şu da var ama pek sevmediğimden koydurmuyorum. tamam. yarım kilo da o arkadakinden alıyim. ne kadar tuttu? buyurun.
şaka şaka benim sevgilim bir tanedir. iki tane değildir. üç hiç değildir...

Wednesday, July 08, 2009

ALLAH KAHRETSİN!

TÜM KALBİMLE DOĞU
TÜRKİSTAN'IN YANINDAYIM!

ÇİN MALLARINI BOYKOT
EDİYORUM!



*zaten malınız da bi boka benzemiyor

rest in peace

ve michael jackson sahneden moon walk yaparak ayrıldı...

Monday, July 06, 2009

misunderstanding

- şu çocuk var ya, kırmızılı
+ hangisi ya?
- şu gözlüklü olan
+ evet noolmuş ona?
- sabahtan beri beni kesiyo
+ yok bee
- yok yok sabahtan beri gözü hep burda
+ yuh Tuğçe, çocuğun gözlüğü var nereye baktığını nasıl gördün?
- ya biliyorum benimle ilgileniyo o çocuk
+ kızım ben de sabahtan beri yanında oturuyorum. Baktığı felan yok buraya
- ya bu, bugünlük bir iş değil
+ alla alla?
- dün gelip not felan istedi, masada 10 tane kız oturuyodu geldi benden istedi
+ yani?
- yanisi işte hoşlanıyo benden galiba
+ Tuğçe bi not istemiş çocuk evlenme teklifi etmemiş ya
- ya biliyorum işte, bölümüyle alakasızken benim seçtiğim seçmeli dersi almış
+ kendi dersleri çakışmıştır
- kantinde sürekli karşımdaki masaya oturuyo
+ boş masa kalmamıştır
- aynı yerlerde takılıyoruz
+ tesadüftür
- benim otobüsüme biniyo
+ aynı yerde oturuyorsunuzdur
- yok aynı yerde oturmuyoruz
+ bir arkadaşını görmeye gitmiştir
- ay haftada kaç kere gidiyor o arkadaşa
+ Tuğçe sen çocuğun evini nerden.. yoksa takip mi ettin?
- ya hayır ne alakası var be, neyini takip edicem onun
+ nerden biliyorsun o zaman?
- bu da tesadüf olamaz mı yani??
+ Tuğçeeee
- ya ne var, niye bu kadar büyütüyosun, çocuk benden hoşlanıyor belli ki ama daha açılamadı
+ Tuğçecim sen yanlış anlamışsındır, öyle bir şey yoktur
- ya aslında hiç fena değil, ben zaten esmer severim biliyosun, kolları gördün mü bak bak
+ yavaş Tuğçe naapıyosun görücek
- ay görsün, görsün de artık bir adım atsın
+ adım felan atmaz Tuğçecim
- niye atmasın ki besbelli benden hoşlanıyo
+ hoşlanmıyor
- yok yok kesin bana aşık
+ değil
- ya aşık!
+ mümkün değil!
- eeeh! yeter be! neden o zaman söyle! ne geveliyosun kızım sabahtan beri bik bik bik ne?!!
+ ya Tuğçe..
- söylesene Sena, ne??!!!
+ Tuğçe ben o çocuğu başka bir erkekle öpüşürken gördüm
-..??...
+...
-n..nası yani, şimdi?
+ evet...
- ...
+...
- öğleden sonraki derse girelim mi?
+ hıhı
- hadi...



*ps: tabii ki tuğçe uydurma bir isim

Friday, July 03, 2009

güzel şeyler bulsun vuku*

okulda, şurda burda olup biten can sıkıcı şeylere-her ne kadar çok canımı sıksalar da- fazla takılmamaya çalışıcam. ne olursa olsun neşemi korumayı deneyeceğim. bir gün ölüp gideceğiz en nihayetinde sürekli canı sıkkın biri olmak hiç hoş değil. hem de kim öyle biri olarak hatırlanmak ister ki söylesene?
"oh what the hell, lets keep on smiling!"
bir de trendeyken, küçük bir çocuk koridorda koşup duruyor. koşarken çığlıklar atmayı da ihmal etmiyor tabii ki bu küçük canavar. herkes çocuğa bakıp çıkçıklıyor gözler annesini arıyor. anne de oralı değil. çocuk yine çığlıklar eşiliğinde koşarken tam önümde duran dolu su şişesini hızlı bir kol harekletiyle alıp koridor tarafına uzatıp yanımdan geçerken çocuğun suratına çarpmasına neden olabilirdim. ama ben kötü biri değilim. tabi ki böyle birşey yapmadım, sadece yaptığımı düşünüp sessizce güldüm.

sizlerle paylaşmak istediğim bir diğer gözlemim de; genelde okul yaptıran kişilerin kendi adına yaptırdıkları okulun anadolu lisesi olması, kardeşleri abileri, ablaları adına yaptırdıkları okulların düz lise olması çok acayip di mi, hep kavga çıkar bi de.

kuku desene bi*