Friday, October 09, 2009

grün, grün, grün

Şu blogu okuyorsun bari sadece zaman kaybı olmasın be güzel okur. Almanca kelimeler de öğreniyorsun arada.
Grün= yeşil
Hatta grün, grün, grün sind alle meine kleider diye bir şarkı öğrenmiştik. Yok burda değil, orta okulda. Anadolu liselerine ikinci yabancı dil eğitimini koyanlara sesleniyorum buradan, evet.
Grün!!?
Şu gördüğünüz patikadan hallice yol, benim okul yolum. Güldüğünüzü duyar gibiyim. Medeniyetin beşiğine gitti okul yoluna bak, biz her sabah okula gitmeden önce Nişantaşında frappuçinolarımızı hüpletiyoruz, diyebilirsiniz. Diyin, napıyim. Kader utansın!
Şimdi tabii ki burda da asfalt döşeli normal yollar var, fakat bu yolu takip ederseniz yol uzuyor. Öğrenciler de gide gele ormanın içinde patika yol oluşturmuşlar.

Tabii ben her Türk kızı gibi, bu ormanda tecavüze mi uğrarım, kafamı mı kopartırlar, kurtlara kuşlara yem mi olurum düşünceleriyle ilk başta klasik yolu tercih ettim. Sonradan, buradaki insanlara da ormanlara da güvenim arttı sanırım. Evet, hala güldüğünüzü duyar gibiyim. Bir Türk kızının ormanlara bakışı budur. Üzülerek söylüyorum.


Şimdi ise hoşuma gidiyor hatta işim yoksa (ki yok) biraz daha iç taraflara gitmek, dolaşmak.Çok güzel bir his, ağaçlar upuzun bazı yerlerde gökyüzü görünmüyor. Çok sessiz, nemli ve yeşil oluyor her taraf. Loş bir ışık oluyor, sanki büyülü bir yer gibi. Ağaçların üzerlerinde acayip mantarlar oluyor. Görülecek bir sürü şey. Bazen de bu patika yoldan, ormanın derinliklerinden gelen küçük bir çocuk oluyor, mesela en fazla 10 yaşlarında bir kız sırtında çantası sakince yürüyor. Gene bir Türk olarak ilk başta tövbe bismillah in midir cin midir, burda bu çocuğun ne işi var diye düşünürken, zamanla böyle ormanlarda yürüyen, ıssız yerlerde bisiklete binen, sapa bir durakta tek başına otobüs bekleyen çocuklar görmeye alıştım.

Tamam abartmayalım, dağ başında yaşamıyoruz (yalan!) Uni-centre denilen güzide bir merkezimiz var. İşinize yarayabilecek her şey burada var. Burası da uni-centre'ın centerı. Böyle durgun olduğuna bakmayın, fotoğraf sabah saatlerinde çekilmiş yoksa güneşli öğleden sonraları insan kaynıyor buralar. O ilerde havuz var, fıskiyesi var. (fıskiyeyle durumu kurtarmaya çalışıyorum ya, ben bile kendime acıdım)(o diilde fıskiye ne lan, fıs-kiye, fıs-kı-ye, ne biçim)


bu gördüğünüz binanın kültür merkezi olduğunu düşünmeyin sakın, devlet tarım mahsülleri ofisi.


Bu audimax dedikleri yer ise, değil Bochum'un tüm dünyanın sayılı çirkinliklerindendir. Ben olsam yıkılması için imza kampanyası başlatırdım ama sanırım onlar çirkin binalara alışkınlar.
Klasik Avrupa mimarisine ne oldu?? Bütün binalar o kadar çirkin ki bir süre sonra içlerinden en çirkin olanı güzel gelmeye başlıyor.

işte bu bina da benim okulum. Evet, çirkin. Ama çok mu çirkin? Hayır. En azından kabul edilebilir bir çirkinliği var, bu da onu sevimli yapıyor. (oha)
Allah aşkına bak, Almanın yaptığı heykele bak. Bu ne ya? Sen Almansan, heykel yapmayacaksın arkadaş. Yemin ederim gözlerim acrıyor. Sen Almansan otomobil felan üreteceksin, heykele resime girmeyeceksin. Mümkünse İtalyadan İspanyadan adam getirteceksin, binanı felan ona yaptıracaksın. Ha durumun yok, anlarım. O zaman yap kendi binanı, o zaruri ihtiyaç. Ama heykel ne? Heykel yapmak ne oluyor??
Amaan, üç günlük dünyada Almanın binasıyla, heykeliyle uğraşamam. Ne diyordum, grün grün, grün sind alle meine kleider.

2 comments:

21stCSM said...

O ormanda tek başına yürüyen çocuğu düşündüm de ben de tırstım. Halbuki aslında ben o çocuğu döverim, keza sen de döversin. Çocuğun tırsması gerekir. Tırsmadığına göre in cin olabilir.

Ayrıca o ormanda kurtadam falan da olabilir.

senaaaaa said...

ormanlar dehşet ya, gece girmeye tırsarsın, biz tırsıyoruz şahsen en son tam 6 kişiydik, kestime olmasına rağmen tercih etmedik
yani orman şöyle kenarda bir yerde durmuyor, sen ormanın içinde yaşıyorsun, istemezse vallahi salar üstüne kurdunu kuşunu. cadılar bayramı da geliyor zati...
tööbe töööbeee başımıza bir iş almayalım. tekin değil ormanlar, fangorn ormanları gibi