Saturday, November 29, 2008

don't come to my room if you got nothing good to say

Herhalde bunca zamandır ne yaptığımı merak ediyosundur blog... etrafa altında wanted yazan afişler asmışsındır, sonra afişlerin altına bırakılan wanted çikolatalarını afiyetle yemişsindir! Biliyorum sevgili blogum, özlenmek güzel şey.. ama geri döndüm, çikolatalardan payımı almaya geldim! Hehehehe, ben de seni özledim...
Sana son bir aydır neler yaptığımı anlatayım önce; çalışmak çalışmak çalışmak!Boş zamanlarımda ise daha çok çalışmak!
Napolyon'un atladığı şey bu! Ve benim patronumun asla atlamayacağı şey de bu!
Şaftım kaydı desem bilmem abartmış olur muyum? Hergün 8'de yollara düşüp akşam 9'a doğru evde oluyorum. 9'dan sonrasını zaten pek hatırlamıyorum. Tek boş günüm pazar ve o bir tek yegane sadece 1 tanecik olan güncüğe de ödev ve sunumlarımı hazırlamak, okumalarımı yapmak, ailemle vakit geçirmek, arkadaşlarımla görüşmek, kişisel bakım, boş vakit, sinemaya gitmek gibi birbirinden gereksiz işleri sıkıştırmaya çalışıyorum..
Çalıştığım yer adeta bir Yaprak Dökümü dizisi; herkeste ayrı bir entrika felan, yıldırdılar beni.Çalışan herkes istisnasız birbirinin kuyusunu kazıyor ve herkes çok mutsuz. Ayrıca herkesin (ama herrrrrkesin) fırsatını bulur bulmaz istifayı basacağını da söylemeliyim.
Tüm bu durumların içinde beni soracak olursan; içgüveysinden hallice diyebilirim. Tabiiki, tek gözü kör, dişleri ve saçları dökülmüş, kolu kopmuş ve bacağı alçıda bir içgüveysinden bahsediyorum...

Cumartesi günlerimi patronumun özel isteği üzerine, işimle ve benimle hiçbir alakası olmayan başka bir yerde geçiriyorum. İyi kızlar var ama öğle yemeklerinde "ben tokum aslında yemesem de olur" dedikten sonra her seferinde yarım ekmek arası patates kızartması ve köfte yediğim için bana biraz garip bir gözle bakmaya başladılar sanırım..
İşsiz olduğun günleri çabuk unuttun galiba diyeceğini biliyorum blog, hatta lütfen unutmadan şu lanet korkunçluktaki büyük ve deli gibi gelip herkesi korkutan ve hepimizi batıracak olan çoooook kötü krizden de bahsetmeyi unutma!!! Çünkü bundan bahsetmeyen bir tek sen kaldın. Sana sadece olan biteni anlatıyorum. Bu kriz işi gerçekten saçmalık, herkes böyle birşey bekliyormuş galiba. Kocamla kriz yüzünden kavga ettim, notlarım düşük krizden dolayı, yemeği yaktım hep bu kriz yüzünden!! Tüm sorunlarımızın kaynağını bulduk. Ne olursa olsun suçu krizin üzerine atıyoruz! Her gün deli rakamlarda çalışanın iş yerlerinden atıldığını okuyorum, bu da yetmezmiş gibi, insanların gözünü korkutan patronlar ve akıl hocaları!! (bu arada akıl hocalarının bedavaya çalıştıklarını düşünmüşmüydün hiç?)


Bu arada bu şahane çalışma düzenimin arasında sevgilimi haftada 1, eğer şanslıysam 2 kere görüyorum... Bu durumda love is mecburen walking hand in hand; ama yarın iş var eve erken dönelim! Bu arada o iğrenç parmak benim değil! Kimin olduğunu bilmiyorum ama kesssinlikle benim değil! Ordaki başka bi kızdı evet şimdi hatırladım, ben değilim yani.

Genel durumum hakkında düşünmeye fazla zaman bulamıyorum. Zaman mı çok hızlı geçiyor, ben mi düzgün planlayamıyorum, bir akşam bikaç arkadaşımla buluşup biraz içsem ertesi gün yorgunluk ve baş ağrısından sürünüyorum. Ama çok fazla eğlenemediğimi söyleyebilirim. Dev bi satranç tahtasında durmak gibi birşey, eğlencesi satranç kadar yani

(yaaaniii yazar burda hiç eğlenmediğini anlatmaya çalışıyor)

one of us is leaving, and it won't be me...

Thursday, November 13, 2008

sevgili blog;
bugün kesekağıdının içindeki kabuklar arasında yenmemiş bir kestane aradım umutsuzca.. bulamadım...

Tuesday, November 11, 2008

sevgili blog;
bugün bütün çocukluğum boyunca gayet uslu ve iyi olduğum halde şirinleri hiç göremediğimi hatırlayıp üzüldüm...
sevgili blog;
bugün sütlü kahve insanın uykusunu getirir mi, yoksa tam tersine kaçırır mı diye uzun uzun düşündüm, bir sonuca varamadım..