Monday, July 28, 2008

Hancock - Prince Caspian - Mamma Mia - Batman

*** Aklıma estiği gibi yazacağımdan spoiler da veririm sonunu da söylerim, herşeyi yaparım, aman diyorum ***


Hancock

Afişte de gördüğünüz üzre, Will Smith'in şişmiş dudakları (ve de kasları ile) arz-ı endam ettiği film.
Serseri süper kahramanımız, sokaklarda yatar, karıya kıza laf atar, pis kokar, çok içer, kötüleri yakalarken bile milyon dolarlık zararlar verir şehre, en güzeli de balinayla yelkenli vurur. (o sonra bunu unutur, ama greenpeace unutmaz(: ) bir gün hayatını kurtardığı başarısız bir reklamcı, hancocku bir projeye dönüştürmeye karar verir (düşününce bu çok iğrenç bişi aslında) bi de adamın güzel bi karısı vardır, bunu görünce acayip gerilir ve başta nedenini anlamayız. Sonra saçma bir bağlantı kurulur aralarında, meğer bunlar yüzyıllardır yaşıyolarmış, aşıklarmış hep en başından, yok yakınlaşınca güçsüzleşir felan bişiler bişiler.. Klişelerden kurtulup bağımsız ve eğlenceli bir anti kahraman yaratıp (ki kahramanı onlar yaratmadılar aslında) sonra onu normal kahramana, duygusal aşk meşk olaylarına ancak hollywood döndürür zati.. Filmin ilk yarısı oldukça komik ve keyifliyken, ikinci yarısında tam bir sıçış örneği göstermişler ve baymışlardır, bunun dışında Will Smith iyi kas yapmış, kendisine good job demeden geçemiyoruz. Ve çok ta bi özelliği olmayan bu filmi çabucak geçiyoruz.





The Chronicles Of Narnia: Prince Caspian

Narnia Günlüklerinin ilk filmi olan Aslan Cadı ve Dolap (böylemiydi Türkçesi?) ın yönetmeni olan Andrew Adamson tarafından çekilmiş serinin ikinci filmi.
Bizim Narnialı bızdıkların bir dolabın içinden geçerek Narnia'ya girmeleri ve beyaz cadıyı yenmelerinin üzerinden tam 1 yıl geçmiştir. Narnia'da ise tam 1300 yıl... Afişte bir elinde borazan bir elinde kılıcıylan görülen Caspian, hayatımda gördüğüm en ezik en acıların çocuğu (evet amca olayı gene) en mağrur, boynu bükük prenstir. Neden bilmiyorum ama kuzenim de dahil olmak üzere, salondaki kızlar prensi ahlar vahlar eşliğinde izlediler.. bu yeni nesilde hiç zevk yok! Ha bu arada afişe yazdığınız o "A New Age Has Begun" yazısını çok mu aradınız allah aşkına, her 3 filmden 2 si yeni çağ başlatıyo maşallah.. neyse biz filme dönelim..
Film boyunca Peter ile Caspian arasında bir sürtüşme oluyor ve Susan ay sevdiceğimi mi tutsam ağbeyimi mi tutsam gibi bön kararsızlıklar yaşıyıp yine bön bön bakışlarla devam ediyor.Filmde en beğendiğim eleman, geçen filmde lokumlara tav olan Edmund oldu. Lucy de büyümüş, saflığın ve barışın temsilcisi hala, aynı sevimlilikte.O koca aslana sarılıp yelelerini sevmesi sahnesini kıskandım gibi sanki.. Efektler felan iyiydi de, hikaye ilk yarıda bayık, ikincisinde ayık ve fakat yüzüklerin efendisinden arak, Beyaz Cadıyı yeniden görmek güzel, Peter'la Susan'ın hiçbir neden gösterilmeden büyüyünce anlarsınız diyerek Narnia'dan kovulmaları saçma, kötü adamların Latinlere benzemesi çok ayıp, serinin ilk öpüşme sahnesi yeniyetmeler için heyecanlı, aslanın yeleleri çok parlak ve yumuşak, Prens Caspian çok ezikti!







Mamma Mia!




İtalyanca "Annecim!" Ben sana Türkçesini söyliyim; ha-ri-ka!!!
İşte budur, uzun zamandır bir müzikal izlememiştim ve uzun zamandır Abba dinlememiştim. Sonuç olarak uzun zamandır bu kadar eğlenmemiştim!
Bizim izleme şansımız olmasa da, Mamma Mia bayağı meşhur bir Broadway müzikali.
Annesiyle harika bir Yunan adasında yaşayan 20 yaşındaki kızımız, babasını bulmak umuduyla yakında olacak düğününe 3 baba adayını da davet eder. Tabii annesinden izinsiz, üstelik günlüğünü okuyarak! Babalar gelir, kafalar karışır.

Ben birşey diycem blog, 60 yaş, boru değil, bi kenara çekilip tespih çekip torunları sevme yaşı di mi? değil! Merly Streep için değilmiş en azından! Kadın film boyunca öyle harikaydı, öyle enerjikti, öyle içtendi ki! İnanılmazdı..
Salonun büyük çoğunluğu kadındı, dancing queende hep birlikte el çırpıyorduk bile! Filmdeki o sokağa dökülen kadınlar oralardan geçse katılacaktık gibi,.İnanılmaz eğlenceli komik, neşeli, insana kendini iyi hissettiren, bazen hüzünlendiren bir filmdi. Jenerikle birlikte salonu terkedenlerse neler kaçırdıklarının farkında değiller!! Öyle güzel hisler bıraktı ki bende, tıpkı ABBA gibi..

Şimdi ABBA demişken de, şuraya iki satır yazmamak olmaz.

agnetha foltskog , bjorn ulvaeus, benny andersson, anni-frid synni-lyngstacd şeklinde mordor lisanına benzeyen isimleri olan isveçli 4 güzel insan. isimlerinin baş harfleri blablabla (bunu herkes biliyo artık) ve de kendileri erovizyonun biz fanilere bahşettiği yegane güzelliktir.



ABBA benim için güzel birşeydir. Mutlu eder, poptur, olsun, bok değildir (ben çoğunlukla ikisini karıştırırım) Eskilere ait güzel birşeydir. Naiftir, ya da bana öyle geliyor bilmiyorum.

Erkek dinleyicileri şimdilerde gay olmakla suçlanıyor, giysileri komik, şarkı sözleri basit, melodileri saçma bulunuyor.. onları dinlemek, bana sadece, yetişemediğim, ve bir daha asla yaşanmayacak olan güzel günleri hatırlatıyor..




BATMAN THE DARK NİGHT


OH YESS!!!




Nerden başlasam, nasıl anlatsam, bodruma tatile gitsem daha kolay anlatırdım. Şahane film olmuş. Bi tek Maggie Gyllenhaal boyutsuz bir karakter olmuş ve zaten ne olup bittiğini tam anlayamadan da aramızdan ayrılmıştır. Dur tamam, aramızdan ayrılmaktan bahsetmişken, çok üzüldüm ben ya. Heath Ledger'ın bu filmi izleyememesine acayip üzüldüm. Bu his bütün film boyunca içimdeydi. Resmen üzgündüm. Bunlardan başka piroblem yok. Batman süfer. imdb öyle diyo! Zaten bu imdb olayını kafasına takanlar var ya, nasıl olur da godfatherdan daha iyi bi film seçilirmiş felan gibi; why so serious?
C:

Monday, July 14, 2008

şişme bebek

şişme bebek
şişme ne olur...
yeter çektiğin
sustuğun yeter
* * *
şişme bebek
şişme artık
. . .
ya da şiş

yiğit özgür

Saturday, July 12, 2008

kuru

ingilizlerin kızıl saçlı olmaları ve bahçelerinde havuç yetiştirmeleri kadar normal birşeydi.ben dedim, sana dedim, bu boş boş baktı.. ben de boş boş baktım.. ne diyecektim?

akıllı kızlar var, cici kızlar, sırtı açık giyinen kızlar, acayip havalı dövmeleri olan kızlar, iyi kızlar bu kızlar. ama ben o kızlardan biri değilim.. konumuz da bu değil zaten.


bütün sınıfça bütünlemeye kaldığımız bi ders var, ama yüksek lisans öğrencileri okul bitsin hocayı dövelim gibi geyikler yapmıyorlar.. ama dur dur, bunu anlatmıycaktım ki

VI. misafir akınını da başarıyla atlattık, haftalar sonra sana bu satırları odamdan yazıyorum, şu an deli gibi çişim geldi ama odamı öyle özlemişim ki çıkmak gelmiyor içimden, ama bunlar mevzumuz değil...

hayatım boyunca aşağladığım, sevmediğim, beğenmediğim heeeerşeyin teek teek başıma gelmesinden sonra ibrahim tatlısesten, teek teek, ağardı bak saçlarımı söylemiyorsam, bu benim büyüklüğümdür..evet, çeviri işine giriyorum yavaştan.. bundan sonra da sırasıyla, kapanıp, 90 kilo olup, kitap okumayan kızıl saçlı kısa boylu zapzayıf bi adamla evlenip dudullu taraflarında yaşıycam ve takribi 7 çocuk doğurduktan sonra, gayet sıradan bir şekilde ölücem.. neler söylüyorum ben.. bunları söylemek için mi açtım ben bu blogu.. çık çık çık ...

benim önemli bi derdim var, kimse bilmez.
merakla oku, sanki sana anlatıcam.. tööbe tööbeee...

"bana bakmayın, fazla akıllı biri sayılmam" işte tam da böyle söyliycem amfinin ortasında durup. göründüğüm kadar cici bir kız değilim, sırtı açık da giyinemem, utanırım, zaten sırtım da lömbür lömbür bişey oldu.havalı kızlardan değilim işte. dövmem yok. piercingim yok. alternatif grupların konserlerinde göremezsin beni. aslında fazla bir yerde göremezsin. hayatımın büyük bir kısmını başka insanlara görünmeden yaşadım ben. özellikle tarafından görülmek istediğim insanlara (hemen gönül işlerini düşünme, annem babam mesela)bir türlü görünemeden.. görünmez olmanın çeşitli avantajlarıyla avunmaya çalışarak.

ve bütün sınıfça bütünlemeye kaldığımız dersten bir tek ben kalıcakmışım gibi bir his var içimde, korkuyla çalışıyorum.

ve aslında bu oda benim odam değil, misafir odası, ve benim de burda kalmam aslında çok manidar. ve aslında ben burayı sevmiyorum da. oh..

bi yayıneviyle de anlaştım, oturup çeviri yapıcam bundan sonra.bana da bu layıkmış.

hah.. oraya geldik.. merak ediyorsun.. bi derdim var. benim için ciddi bir dert, büyük bir dert. canımı sıkıyor. üzüyor.. aylardır, iki satır yazdırmıyor bana, stabilolarımın yerini unutturdu bana. kameramın şarjı dolu, kutusunda duruyor. böyle bir dert. arkadaşlarımla eğlenemiyorum, sevgilimle geçinemiyorum.. hani çoğu kişi eksikliğini hissetmez belki, ama inan ben böyle yaşayamıyorum.. neşem kaçtı, hayattan beklentilerim sıfırlandı. allah kimsenin başına böyle dert vermesin diyorum.. benim derdim.. hayal kuramıyorum

Wednesday, July 02, 2008

gösteri peygamberi

"...insan bu bedenin, bu koca bebeğin esiri olduğuna inanamıyor. onu beslemek, yatağa yatırmak ve tuvalete götürmek zorundasın. daha iyisinin icat edilmemiş olmasına inanmak istemiyor insan. daha az ihtiyaçları olan, daha az vakit kaybettiren bir şey icat edebilirdik..."

"...çarmıha gerilme sırasında izleyici sayısı düşük olsaydı, olayı başka bir zamana ertelerler miydi..."

"...isanın neredeyse çıplak olmadığı hiçbir haç görmedim. hiç şişko bir isa görmedim, ya da vücudu kıllı bir isa. gördüğüm her haçta isa, belinden yukarısı çıplak olarak bir kot markası veya erkek parfümü için modellik yapacak görünümde..."

"...eğer birinin video kaseti yoksa veya daha da önemlisi bütün dünyanın gözleri önünde canlı yayına geçiremiyorsa hayatını, o kişi yaşamıyor demektir. o kişinin, kimenin kıçına takmadığı, ormanda devrilen ağaçtan bir farkı yoktur.birşeyler yapıyor olmanızın hiçbir önemi yok. eğer yaptıklarınızı kime farketmiyorsa, hayatınız koca bir sıfırdan ibarettir. boştur.anlamızdır..."

"...ne kadar iyi görünürsen görün, bedenin oscar ödülünü almak için giyeceğin bir kostümden başka birşey değildir. elin var, çünkü onunla nobeli tutacaksın. dudakların var çünkü onlarla bir talk show sunucusuna öpücük gönderecekin..."

"...biz dünyadaki en zeki insanları hedeflemiyorduk, en fazla insanı hedefliyorduk..."

"... beni düzeltmek için yaptığımız herşeyin bir yan etkisi olduğu için, yan etkileri de düzeltmemiz gerekiyordu. sonra onların da yan etkileri oluyordu ve bu sonsuza kadar böyle sürüp gidiyordu..."

"...intahar etmekle şehit olmak arasındaki terk fark, basında çıkacak haber miktarı..."

"...eski zaman yazıları hazır limonata tozu..."

"...birkaç yeni günahla özgeçmişimin daha iyi görüneceğini düşündüm..."

"...ismin kişiden, işaretlerin işaret edilenden, sembollerin sembolize edilen şeylerden daha uzun yaşaması garip geliyor..."

"... dünyanın kendisi her an gerçekleşebilecek bir felaket gibi..."

"... insanları iğdiş ederek köleleştiremeyen kültürler, onların beyinlerini iğdiş ederler. seksin son derece kirli, kötü ve tehlikeli olduğunu insanların beynine öyle bir kazırlar ki, kişi cinsel ilişkiye girmenin ne kadar zevkli olduğunu bilse bile, yine de yapamaz..."

"... 1960'lardaki kargaşanın sebebi vietnam savaşı değildi, diyor adam. uyuşturucular da değildi, doğum kontrol hapıydı. tarihte ilk kez insanlar istedikleri kadar seks yapabiliyorlardı. herkesin böyle bir gücü vardı..."

"...bütün hayatın size yakın bir kitapçıda satılıyor..."