Wednesday, April 30, 2008

the worst pies in London

Vantage Point; kötü film. Konu aynı, iyi kalpli başkan, süper Amerikalılar, pis Amerikalı olmayan diğerleri, Jack te artık others olmuş bu durumda, ama ben zaten Jacki değil Sawyerı seviyordum. Hayır anlamadığım şey, kalkıp elin İspanyasına gidiyosun, İspanyalı polisi tutuklama yetkisini nereden buluyorsun bir de şu kıza çarpmayan ambulanstan sonra gerçekten öeeeh artık dedim. Gene suçlu diğer dünya olmuş "this war will never end" felan dedirtmişler Jack'e, ben olsam şöyle dedirtirdim; "eşşoleşşeğinamerikalısı"

Peki yanında Bertolt Brechtin kitabı olduğu halde Starbucksa gidersek taş olurmuyuz?

not defterimi şöyle bir açıp sayfaları karıştırırsanız; karşınıza boş bir sayfanın en üst kısmına küçücük harflerle yazılmış sanırım cüneyt arkını sevmiyorum yazısı da çıkabilir, her an her şey olabilir.

peki peki tamam, Johnny B Goode Bursada Pembeçarşı Kısafilm Günlerinde gösterilecek ve gösterimin ardından da benimle söyleşi yapılacak, umarım davetiyede "yanınızda domates getirmek yasaktır" notunu unutmamışlardır.

O değil de 2 günlüğüne de olsa Bursaya kaçmak, kızları yeniden görmek, sinema festivaline gitmek felan, neşemi yerine getiren şeyler oldu..

Son olarak hastalara şifa dertlilere deva diliyorum.Öpüyorum.

Saturday, April 26, 2008

Okumak Üzerine

"... Bütün medeni ülkelerde aynı şikayet: Okumuyoruz. Kitaplar çoğaldıkça okuma sevgisi azalıyor. Ama yine de, bir çokları için okuma bir hastalık. Böyleleri, incelemek, düşünmek, dinlenmek, eğlenmek için okumaz; okumak için okur. Ne sanat heyecanı ararlar, ne zekalarını geliştirme emelindedirler. Çok okurlar, ellerine geçeni okurlar. Sabırsızdırlar, sırtlarından bir yük atmak isterler sanki. Okuduklarını reddetmek veya tartışmak ihtiyacı duymazlar. Kitap kapanır kapanmaz içindekiler unutulur. En büyük zevkleri kitap değiştirmektir. Her matbuaya saldırırlar. Kimi yarısını okur kitabın, kimi yalnız sonuna bakar. Kimi de bir baştan bir başa okur (mesela gazete tiryakileri). Okur gibi yapanlar da caba. Hepsi de rüya görür gibi okur.
"Kitapta okudum, gazetede yazıyor" gibi sözler iradenin ve kişiliğin yokluğunu gösterir.
Okuma ile zehirlenenler uykularını kaybederler. Uykusuzluk psikoz başlangıcıdır. Bu hastalık da, afyon ve esrar gibi, rüyalara, hayallere, sanrılara yol açar. İlletin bir başka tezahürü de mektup yazma, daha doğrusu yazı yazma hastalığıdır.
Don Kişot'u çıldırtan kitap mı? Don Kişot çılgın olduğu için mi kitap delisi?..."

Bu Ülke'den

Wednesday, April 23, 2008

sevmekle sevmek istemek arasında bir fark var; ikincisi insanın içini sızlatıyor..

Tuesday, April 22, 2008

bana hayal kırıklığının tanımını yapabilir misin?

" çok komik olduğunu bildiğin ve izlemeyi çok istediğin bir animasyon filminin dvdsini cebindeki son parayla alman, sonra bunu aldığını bir arkadaşına söylemen. beraber izlemek istemeniz, çok eğleneceğinizi bilmeniz ama bir türlü uygun vakit bulamamanız, bir hafta onun işleri, bir hafta senin sınavların derken aradan tam 6 hafta geçmesi. 6 hafta aradan sonra dvdnin kapağını açman ve içinin boş olduğunu görmen."

Monday, April 21, 2008

kedi seven kadın

kedi seven kadın
nedir senin derdin
yaşın gelmiş 40a
nedir senin derdin?

kedi seven kadın
balkonlarda geçti ömrün
sevgilinin sesinden çok
kedi miyavlaması duydun

arada "dostların" geldi
"keyifli" sohbetler ettiğin.
ayrılırken "burulduğun"
bırak allasen bu lafları

darmadağın saçların
ilginç pabuçların
genç kızların aklını aldın
kafalarını karıştırdın

40a geldi yaşın
şu fani ömründe
bir çocuk doğurmadın
bir nohut ıslamadın

kırmızı şarap kadehi
bordo minderler
peki eğilip siliyor musun
tozlanınca yerler?

kedi seven kadın
ilginçtir bir de adın
fatma felan olamazsın
osmanlarla yapamazsın

bianeller, müzeler
şiir dinletileri
ama hala duruyor
pantolonunda ütü izi

kocaman kütüpahenenle
göz boyadın yıllarca
ama dedikodu yaparsın
sen de vakit bulunca

kedi seven kadın
istiklalde dolaşır
artiz artiz cafeler
bunlarla dolup taşar

kedi seven kadın
bırak şu hint işini
aynalı çantalara
sandaletin peşini

kedi seven kadın
arabesk dinlemezsin
öğlenleri salata yer
dolma nedir bilmezsin

kedi seven kadın
yürüyüşte mitingte
çikolata yerken
şapırdatır ağzını bir de

kedi seven kadın
şunu söylesen bir de
hiç münübüse binmez misin
akşam dönerken eve?

genelde izmirlidir
istanbula yerleşmiş
brokoliyi çok sever
tarhana çorbası içmemiş

kedi seven kadın
komşularla takılmaz
kısır yapmayı bilmez
büyükleri aramaz

kedi seven kadın
muhalif ama sakin
mantıcıda görmüşler geçen
çaktırma sakın

kedi seven kadın
meditasyon öğrenmelidir
sanat yönetmenidir
ve egeye yerleşmelidir

aileyle arayı bozmuş
ayrıldı evden diye
peki sana demiyolar mı
yaşın geldi evlen diye

kedi seven kadın
hafif birşeyler içer
ikinci el giyinir
erkeğini kitapçıdan seçer

kedi seven kadın
nedir senin derdin
genç kızların aklını
vallahi sen çeldin


2008-nisan- istanbul

Friday, April 18, 2008

41 buçuktan 42








güzel şeyler oluyor hayatımda.
aman nazar değmesin
41 buçuk kere maşallah deniyor ya,
üstünü ben tamamlıyorum 42 olsun, tam olsun, answer to life, universe and everything olsun.


(biliyorum.uzun uzun yazıcam.en kısa zamanda.söz)

Saturday, April 12, 2008

ölü gelin..

33 yaşındaki Pippa Bacca, 8 martta barış istemiyle bir proje kapsamında, üzerinde bir gelinlikle Milano'dan yola çıktı, amacı Beyrut'a gitmekti. Türkiye'de tecavüze uğrayıp öldürüldü.
İçimdeki nefret ve utancı anlatmam mümkün değil..
Bu ülkede bir kadın tecavüze uğradıktan sonra o erkekle evlendirliyor biliyor musun Bacca, bu ülkede bir kadının barış istemeye hakkı yok ki, düşünmeye, konuşmaya, yaşamaya hakkı olmadığı gibi.. keşke hiç gelmeseydin buraya.. devam etseydin yaşamaya.
Tüm ailenden ve sevenlerinden özür diliyorum, utanıyorum.

Saturday, April 05, 2008

"bak oğlum madem bu kadar çok şey biliyorsun neden kendin bir film çekmiyorsun?"*

yaşça büyük insanların uyuz ve ukala olmaları gerektiği koşulunu bozmuyorum, sınıfımdaki öğrencileri çok saygısız ve terbiyesiz buluyorum. ama mekanik baleyi izleyemedik, sırf gürültüden hoca kapattı filmi.. terbiyesizler. bak gene sinirlendim... çık çık çık çık ...

çok komik birşey oldu, ben hangi dersleri aldığımı bilmiyormuşum iyi mi.. hahahahahahaha.. bak gene gülesim geldi şimdi.. hahahahaha

kendime çok sinirlenip bir karınca olmak istedim.

vazgeçirdiler.

sizi bir karıncaya dönüşmekten vazgeçirecek birilerinin olması gerçekten önemli birşeymiş.

güzel bir çizgiroman dükkanı daha keşfettik, takriben 2 saat içeride kaldıktan sonra calvin and hobbes'un başka bir kitabını aldık, dışarı çıkınca da gerçek dünyaya hemen adapte olamadık.

okulda bi çocuk bana not verdi, ki hayatta bulamayacağım bi not yani, öyle sevindim ki bana not veğdiiiğğğ not veğdiiiğğğ diye bağırıp iletişimin kamburu olmaya bile hazırlandım, sonra baktım buna kızlar sesleniyo, havalı havalı onlara koştu artis, ne kamburu olucam elin bebesi için tabi vericek, dingil! dedim. dik durdum, ki bu önemli bişi.

taksim burger kingin bir buluşma mekanı olduğu turistlerce de biliniyor!

ben gittim buraya tamam mı bizimki yok, ben biraz geç çıktım geç kalıcam sen git bi yere otur dedi, tamam dedim, yürüdüm. yolda bir grup sessiz protestocu ama neyi protesto ettiklerini kimse anlamıyor, dindar gibiler, değil gibiler, bir kız gördüm çarşaf giymiş üstüne poşu takmış, halkın kafası karıştı, üstlerine üstlerine polis gönderiyolar, iyi de niye, onu kimse bilmiyo, sanırım polis te bilmiyo, robocop gibi polisler, herkes durmuş izliyo, gruptan daha kalabalık izleyici kitlesi var, ben izlemedim yürüdüm, daha sonra grup yürümeye başladı, önde ben arkada grup onların arkasında polis, az daha yürüyünce ilerde köşede gizlenmiş epey polis gördüm, çok sinirlendim, çünkü köşeden ce diye çıkıp kafalarına copu indirecekler tamam mı, bu çok yanlış bişey, polis bile olsan köşeye saklanmamalısın, normal git karşısına geç, kız, vur, ama köşeden cop indirmek hiç hoş değil, sonra baktım köşede bekleyen polisler deminkiler kadar robocop gibi giyinmemiş, şakalaşıyolar gülüyolar kendi aralarında, böyle bir anda böyle bir durumda neye gülüyolar merak ettim, ama gidip sormadım tabii ki, neye gülüyosun sen heaa?? demedim, sinirlice yoluma devam ettim..

Cemil Meriç okumalıyım, okuyamıyorum, aklım başka yerde, gözüm başka yerde. dedim bari şu notu okuyayım, çıkardım, en uyuz olduğum şey olmuş, fotokopi çekilirken harflerin başı çıkmaz ya, ilk kelimeler yarımdır, zaten o nasıl bir notsa yazıyı çözene kadar anam ağladı, dedim bundan çalışılmaz oturup temize çekeyim, düzenli ve çalışkan bir öğrenci gibi, çıkardım defterler kalemler masaya yayıldım ohh..

ben sakin sakin kahvemi içiyordum,not geçiriyordum daha sonra arka masadaki adam konuşmaya başladı; "sinemacıları sevmem, sinemayı da sevmem.fazla abartılıyorlar, çok şişiriyorlar.mırmırmır.. 7. sanatmış siktir ordan! mırmırmır.. cemal abi de cila yaparken duyduğu heyecanı hiçbirşeyde bulamıyor. ne var bunda büyütecek. mırmırmır... tabii yurt dışından adam getirtmek pahalı geliyor bunlara"

sonra yürüyüş yapan grup, polis ve haberciler yoldan geçti sırayla, herkes cama toplandı ne olduğunu soruyor, bir kız " birşey olduğu yok sadece insanları terörize ediyorlar" dedi.

arkada oturan adam "ilk defa güzel bir kadın polis gördüm. bunlar ortalama güzellikte olur genellikle"

kuzenime şal örmeye başladım

ve de benim kesin irlandaya gitmem lazım!!

*başlıktaki söz, truffaut'ya kayınpederi tarafından söylenmiş...

Tuesday, April 01, 2008

mutluşaşkınkararsızpanikiçindeaptalaptalsırıtanyazı

Bugünlerde beni mazur görüyor musun blog? yine nerelere daldın a şaşkoloz diyor musun? Yoksa hadi hadi ben seni tutmiyim diye manalı manalı gülüyor musun? aman buna da bir haller oldu bırak yeaa, boşver mi diyorsun? hadi anlatsana yaa neler oluyo, çatlıycam merakımdan mı diyorsun? Aklını başına topla bak çok kaptırma kendini sonra çok üzülürsün çok ağlarsın, benden söylemesi mi diyorsun? Dibine kadar yaşa kızım, bir kere geliyorsun dünyaya, ne bu gereksiz tedbirler hayat senin hayatın, gül, eğlen, sev, coş mu diyorsun?

Beni biliyorsun blog, ben dengesiz ben, dengeyi tutturmaya çalışırken yıpranan ben, ne yapması gerektiğine karar verene kadar olayı kaçıran ben.. Yanlış yapmaktan korkup, herşeyi ellibin kere ölçüp tartan sonra da denememeye karar veren ben. Birini kırmaktan çok korkan, sonra kendi kırık kalbiyle ne yapacağını şaşıran ben... Yanlış anlaşılmaktan çok korkan, sonra en kolay yol olan uzak durmayı seçen ben..


Şaşırıyorum blog, sürekli olarak bir şaşırma halindeyim. İçimdeki bu kıpırtılar, yatarken yüzümdeki o kocaman gülümseme, sürekli kullanmaya başladığım yüz peelingi, ağzımdan çıkan sözler.. hepsi beni ayrı ayrı şaşırtıyor. Ama bunlardan başka, ona da şaşırıyorum. Ne oldu ki, ne yaptım ki, kontrolden çıkıyor herşey, elimden kayıyor, güzel yumuşak bir boşluk, ve beni korkutan bir boşluk, yere düşmekten korkmasam, yere düşer miyim? mutluyum ama panik içindeyim aynı zamanda, herşeyi yaşamış, sakin, son derece aklı başında cool kız görünümüne girmeye çalışırken, sürekli saçmalayan, utanan, elini ayağını nereye koyacağını bilmeyen aptal bir kız oluveriyorum! Hem güzel bir mutluluk sarıyor her tarafımı, hem de ay ay ay ay panik insanı, bir durun bi dakka nooluyor benim kontrolüm dışında??


Ama avucumun içinde atan o kalp, değişik bir güven veriyor bana, her ne kadar üçkağıtçı bir kişilik olsa da (: Mutlu oluyorum, mutlu ediyorum. Ve neeee kadaaaar çooook önemli olduğunu düşündüğüm bazı şeyler, önemsizleşiyor, uffff çoooook büyüüüüük bir sıkıntıııı olan şeyleri unutuyorum bile, last fm deki müzik uyumumuzun "çok düşük" diye gözümüze sokulması rahatsız etmiyor beni, korsan yayınlar yapabiliriz çünkü, zaten işte, olay bu, birbirimizin hayatına korsan yayın yapan deniz ortasındaki radyo istasyonların devlet dairelerinde dinlenmesi gibi girdik. bu nasıl bir tasvir, sorma blog. Anlatamam çünkü şimdi limonata dolu kadehlerimizi Neil Gaiman şerefine kaldırırken, ya da közde pişirilmiş türk kahvesi içerken, saçımdan kurtulup istanbula doğru uçan kurdeleme bakarken, birşeyler koptu benden.. birşeyler aktı içimden. öyle güzeldi ki, öyle küçük, öyle narin bir histi ki, herşeye değecek bir his, bak dedim anlatamıyorum diye, bu da böyle saçma bir yazı olsun (: ama olucaksa madem, mutlu da olsun. mutlu şaşkın kararsız panik içinde aptal aptal sırıtan yazı. yani benim yazım !