Saturday, February 23, 2008

i dont care about you, i dont care about her, i dont care about what you did, but i DO care about Where you were! you cant do this there! you have no right to! it was my city! MY!!! i lived there! i went there first. i ve spend my years there. i struggled, i hated, then i got used to living there, and then i started to like there, and i loved there, and when i was leaving there, i was full of tears. i have a connection with there. it is not that simple! you cant understand it. you cant just go there and have fun! because it is not your place to go and have fun! it is my city! you can have everything, i do not care. you can have everything i have ever wanted, i do not care. you can have everything that i dont, and this, i do not care. but you can not have my city!! you can not just go there with her and have fun! you can not just use it like anything else! you can be everything, you can do everything, but you cant do everything there, because it is my city! it was my city! MY.. it is all thats left to me, you can not spend it for your fun! you dont care about that place but i do. people will remember it with my name, i have memories there, you have memories but you dont care, you dont give a damn about memories! and now you cant go there like nothing has ever happened! it is my city, it is my memories, it is mine.. mine.. mine..

Thursday, February 21, 2008

ne kadar zaman oldu bilmiyorum, yürüyorum..
şehrin ortasında olmama rağmen hala başka bir sokağa sapamadım. iki tarafta uzun taş binalar yükseliyor. sımsıkı kapalı pencerelerinden içerisi görünmüyor. ama içeride birileri var, yaşayan birileri, seslerini duyuyorum. zaten, nasıl yalnız olabilirim ki? tek yapmam gereken şey, bu sokağın sonuna kadar yürüyüp başka bir yöne sapmak, belli ki burası bir arka sokak. hiçbir evin kapısı yok. ve evler, amma da uzunlar, başımı yukarı kaldırıp kaç katlı olduklarını tahmin etmeye çalıtığımda başım dönüyor.. sonu gelmiyor bu apartmanların sanki, gökyüzünü deliyorlar. yürümeye devam ediyorum. biryerlerde bir yol ayrımı olmalı. bu yol böylece dümdüz devam edemez ya. oraya kadar yürüsem yeterli olur benim için, ondan sonra birine yolu sorarım, şehir merkezlerini herkes bilir. zaten ben de merkezdeyim, öyle olmalıyım, kaybolmuş olamam. hem, insan dümdüz bir yolda yürürken kaybolur mu hiç?
aradan saatler geçti herhalde, yürümekten öyle yoruldum ki, sokak hala devam ediyor, birbirinin aynı taş evler, tek bir kapı yok, olsa, hemen gireceğim içeri.. bu yol sonsuza kadar devam ediyor olamaz. bir yerde sonu gelecek, ya da bir evin arka kapısı olacak. sahi arka kapısız ev olur mu hiç, neden hiçbir evin kapısı yok bu sokağa? belki de unutuldu bu sokak, yanlış yapılan evler yüzünden unutulmuş bir sokağa girdim ve bir daha çıkamıycam! ah, fırsatım varken neden geri dönmedim ki, şimdi o yolu tekrar geri gidemem, belki bir çıkış vardı, bir yerlerde küçük bir geçit, gözden kaçırdığım bir yol, belki de ileride bir kapı bulabilirim. yürümeye devam etmeliyim, ne olursa olsun yürümeye devam etmeliyim.
acaba ne kadar zamandır yürüyorum, saatim yok ve zamanı anlayamıyorum, hava ne karardı ne de aydınlandı, hep aynı solgun ışık, anlayamıyorum, belki de çok sürmedi, belki yeni girdim bu yola, öyleyse neden yıllardır yürüyormuşcasına yorgunum, neden ayaklarımı sürüklüyorum? biraz dinlenmeliyim. belki de çok yaklaştım çıkışa ama artık dayanamıyorum, biraz dinlenmeliyim. şurada, şu duvarın dibinde, biraz uyusam. ama ya ben uyurken biri geçerse burdan? bu yolda, ilk kez ben mi yürüyorum? neden kimseye dair biz iz yok, bir çöp bile yok, taş kaldırımlar, bomboş bir sokak, belki de biri temizliyor bu sokağı! tabii ya, bir temizlikçi olmalı, bir çöpçü. o kadar yoruldum ki, artık dayanamıyorum, acaba saat kaç, akşama daha var mı, çöpçüler gece gelirler değil mi? şimdi uyusam, ya uyanamazsam, ya beni görmeden geçerlerse, ama daha geceye çok var, öyle olmalı, daha akşam olmamış bile. ayaklarımın altı ağrıyor, şuraya biraz otursam, uıyumayacağım, sadece biraz oturacağım.hatta içimden 20 ye kadar sayıp sonra geri kalkacağım, evet, dinleneceğim sadece. sanki yıllardır yürümüşüm gibi, ayaklarım nasıl da ağrıyor. sahi, benim ayakkabılarım nerde??? bunca zamandır ayakkabısız mı yürümüşüm?? çıplak ayaklarımın tabanları sertleşmiş, canım çok yanıyor. evet, fazla kalamam, içimden 20 ye kadar sayıp ayağa kalkacağım, biraz ileride yol ayrımı vardır nasılsa, şu evlerin ön tarafına geçebilsem, ana cadde oradadır. evet, haydi,1,2,3 sırtımı şuraya dayayaım bari, 4,5, ah 25 e kadar sayacağım, bu daha iyi olur, 6,7 öyle yorgunum ki, 8,9,10, ne kadar zamandır yürüdüm acaba, 11,12, çok yogunum, 13,bu esneme nereden çıktı, 14, gözlerim kapanıyor, 14 demişmiydim, 15, 16, uyumamalıyım,17,uyumamalıyım,17,uyumamalıyım...

ne? ne oldu? bu ses neydi? kalbim çarpıyor, ne oldu? ne kadar zamandır uyuyorum? hava hala aydınlık. bu da ne? üzerimde bir ağırlık mı var? bu, sırtımda , sırtımda birşey var!! sırtımda birşey var! ne olduğunu göremediğim bir şey sırtımda! yardım edin! imdat! yardım edin!! bu, bu ... tüyler.. benim, kanatlarım var!!!
bu nasıl olur, sadece bir kaç dakika uyumuş olmalıyım, biri bana bir şaka mı yapıyor, benim kanatlarım çıkmış olamaz, biri sırtımamı yapıştırdı, çeksem, belki çıkar, hayır olmuyor, çıkmıyor işte! benim kanatlarım var... şimdi ne yapacağım peki.. daha ne kadar yürüyeceğim, hem ana yola çıktığımda insanlar ne diyecek, bana nasıl bakacaklar kim bilir, onlara anlatırım, benim olmadıklarını, bir şakaya kurban gittiğimi söylerim, yalnızca bir kaç dakikalığına gözlerimi kapadığımı söylerim, bana inanırlarmı? yürümeye devam etmeliyim, bu kasvetli sokakta başıma başka birşey gelmeden insanların arasına karışmalıyım! yürümeye devam etmeliyim ama ayaklarımın üzerine basamıyorum, yere oturup ayaklarımı altına bakıyorum, hiç görmesem daha iyiydi, gözlerimi kapatıyorum, ayaklarımın altı yara içinde ve su toplamış, ayağa kalkmaya çalışıyorum ama çok yanım yanıyor. öyle çaresizim ki, ne yapabilirim. sonunun nerede nasıl olduğunu bilmediğim bir yoldayım üstelik kanatlarım çıktı, utanıyorum kendimden, burada olmak zorundamıydım?? bu yolda yürümek zorundamıydım?? neden yalnızım? neden hiç bir evin kapısı yok, neden bu yol bitmiyor, yere geri oturuyorum, ağlamaya başlıyorum. ellerimle yüzümü kapatıyorum, sanki birileri beni görebilecekmiş gibi, hıçkıra hıçkıra ağlıyorum. ne yapmam gerektiğini bilmiyorum, bu kanatlarla ne kadar daha yürüyebilirim bilmiyorum, bu kanatlarla, bir dakika, kanatlarla mı.. kanatları olan biri neden yürüsün ki, ayağa kalkıyorum, dikkatlice kanatlarımı oynatmaya çalışıyorum, evet, biraz daha, oluyor, ben, kanat çırpabilirim! yapabilirim! kanatlarımı çırpıyorum, yukarıya doğru, yavaşça süzülüyorum, yerden uzaklaşırken, korkuyorum, binaların üzerinden uçabilirsem, evet, bunu yapabilirsem, ana caddeye çıkarım!! kanatlarımı çırpıyorum, kanatlarım havada sonuna kadar açılıp kapanıyor! ben özgürüm! kanat çırpıyorum, bir kuş gibi, gökyüzüne yükseliyorum, hiç bu kadar mutlu olmamıştım, birazdan evlerin üzerinden uçacağım, ve sonra ana caddeye inerim, insanlar beni görünce nasıl da şaşıracaklar! uçmaya devam ediyorum, bulutların üzerindeyim, binalar hala devam ediyor, kafam karışıyor, aşağı bakıyorum, yer görünmüyor, yukarı bakıyorum binalar uzamaya devam ediyor, kim bu kadar uzun binalar yapar ki?? kararlıyım, bu sokağa bir daha geri inmeyeceğim, yukarıya doğru uçmaya devam ediyorum, var gücümle, tek bir amacım var, şu evlerin ötesine geçebilmek. uçacağım, bunu yapabilirim, uçuyorum, uçuyorum, daha da yükseğe, daha da yükseğe, nefesim kesilir gibi oluyor, yapabilirim, bir bina daha ne kadar uzayabilir? uçuyorum, daha yükseğe, daha yükseğe, daha yük.ah! bu da ne şimdi!!! kafam, ah canım çok yandı, bu da neydi, başımı birşeye çarptım, bu... bu... bu olamaz... olamaz... bu binalar, bitmiyor... biri yuvarlak bir kubbeyle yolun karşı tarafına iniyor. bu... bu bir tünel.. bu bir tuzak! burdan asla çıkamayacağım! başım dönüyor, burdan asla kurtulamayacağım! gözlerim kararıyor, buradan asla kurtulamayacağım! gökyüzünü asla göremeyeceğim, gözlerim kararıyor, düşmeye başlıyorum, kanat çırp, neye yarar, buradan bir çıkış yok! düşüyorum... düşüyorum...

gözlerimi yavaşça aralıyorum, düşüşümü hatırlıyorum,ne kadar yüksekten düştüm? ne kadar yükseğe çıktım? yavaşça ayağa kalkıyorum, kötü düşmüşüm, çok yükseğe çıktım.
evlerin duvarlarına tutunarak ilerlemeye çalışıyorum, artık gerçeği biliyorum, bu evlerin başlangıcı ile bitişi arasında bir yer yok, çıkış yok, kaçış yok, bunu bana anlatan kanatlarımdan nefret ediyorum! bu yolu yürümek zorundayım, yürüyerek bitirmek, içimden bir ses, ya sonu da yoksa diyor, düşünmemeye çalışıyorum, midem ağrıyor, öyle bitkinim ki, başım zonkluyor, bu sesler kesilse de biraz uyumaya çalışsam, belki o zaman geçer. bir dakika, sesler mi? bu sesler? orada, ileride bir kapı var! yemin ederim, bu bir kapı, içeride insanlar var, sokağa yayılan bir ışık, ve gürültü, oh, bir kapı, buranın bir çıkışı varmış demek, beni aralarına alırlar ve kurtulurum, bu yolda yalnız yürümekten kurtulurum, artık yürümüyorum koşuyorum, nefes nefese kapıyı çalıyorum, açanın boynuna sarılacağım, kapıyı yumrukluyorum, sesler yükseliyor! beni duydular! o sıcak sarı ışık artıyor, içerisi buharlı ve sıcak, güzel kokular geliyor burnuma, taze ekmek kokusu, ohh, öyle mutluyum ki kalbim çatlayacak, işte bir ses, "kim var orda" diye bağırıyor, bana mı sesleniyor? ben varım, ben, kimim? düşünüyorum, bunu bilmememe hayret ediyorum, yürümeye başladıktan sonra unutmuş olmalıyım. "lütfen açın" diyorum, "lütfen kapıyı açın, burada kaldım, çıkışı bulamıyorum, izin verin de ana caddeye geçeyim." kapı yavaşça aralanıyor, bir zincir takılı arkasına, anlıyorum, sonuna kadar açılmayacak henüz, bana güvenmediler henüz.zincirlerin arkasında iki erkek gözü beni süzüyor, yaşlı iki göz, gülümsemeye çalışıyorum, "lütfen yardım edin, bu yolda yürüyüp duruyordum, bulabildiğim tek kapı sizinki, ana caddeye çıkmak istiyorum, yolun sonu var mı bilmiyorum, lütfen yardım edin" sonuncusunu söylerken gözlerim doluyor. kapı kapanıyor. başım öne düşüyor, olmadı, yok, kapandı kapı, derken bir zincir ve bir kilit sesi, kapı açılıyor! kapı açıldı! sonuna kadar açıldı! bütün sokağa sarı ışığını, neşeli gürültüsünü, tütün dumanını, sıcak buğulu ekmek kokusunu doldurdu! kapıyı açan yaşlı adamın gözleri acıyarak bakıyor bana, ve arkasında bir düzine göz daha, hepsi merak ve korku ile bakıyorlar bana, bu sokağa bir daha geri dönmeyeceğim! içeri girmek için adımımı atıyorum, kanatlarım kapıya takılıyor, herkes korkuyla ve şaşkınlıkla bana bakıyor, evet, benim kanatlarım var.. bir adım geri gidiyorum, kapının önündeki kalabalık bana yol vermiyor. "içeri girebilir miyim?" diyorum, genç bir adam öne çıkıyor, elmacık kemiklerinin üzerinde vahşi gözleri parlıyor, "tabii girebilirsin, şu ördek tüylerinden kurtulduktan sonra" diyerek beni omuzlarımdan geri itiyor. yere düşüyorum. ,genç adam dışarı çıkıyor, oldukça yakışıklı, ve acımasız bir suratı var. " bu kanatlarla seni içeri alamayız, onlardan kurtulman gerek" diyor. onlardan nasıl kurtulabilirim, bu ne demek, bir şey anlamıyorum. içeridekiler yavaş yavaş dışarı çıkıyor, önümde genç adam, onun arkasında ihtiyar gözler, ve diğerleri. benden birşey yapmamı bekliyor gibiler. ne olduğunu bilemiyorum, tek istediğim o kapıdan içeri girmek. içeriyi görmeye çalışıyorum, kalabalıktan görülmüyor. içeriye baktığımı fark eden genç adam hadi "kurtul şunlardan" diyor. şaşkınlıkla soruyorum; "nasıl?" o sırada bir şey parlıyor, adamın gözleriyle birlikte, birşey, metal birşey, soğuk birşey.. iki uçlu, bir makas... "onları keselim!!!" diye bağırıyor adam. ve içerideki meraklı gözler, önce acıyarak, sonra nefretle bakıyorlar, çevremi sarıyorlar, kendi aralarında "zavallı yavrucak bu tüylerle içeri giremez, hadi ona yardım edelim, onu kurtaralım" dediklerini duyuyorum. önce bir acı hissediyorum sırtımda, bir tüy kopuyor, daha sonra hissettiklerimin yanında ilki bir hiç kalıyor. bağırmak, çığlık atmak istiyorum, neye yarar.. beni onlardan başka kim duyacak, herkes kanatlarımı çekiştiriyor, ucu sivri şeyler etime batıyor, canımı yakıyor, ağlayarak kaçmaya çalışıyorum. "lütfen, bırakın, lütfen, yapmayın, yalvarıyorum size, lütfen, hayır durun" kimse durmuyor. "sana yardım edeceğiz, korkma, kurtulacaksın o tüylerden diyorlar" son kalan gücümle kanatlarımı sonuna kadar açıyorum, birden hepsi korkuyla geri çekiliyor. bu fırsattan yararlanıyorum, kanlı kanatlarımın üzerinde hala bir kaç makas ve bıçak saplı olduğu halde uçmaya başlıyorum.. peşimden koşuyorlar, özellikle o genç adam çok koşuyor, üzerime birşeyler fırlatıyor, daha da yukarı uçuyorum, beni bir daha bulamayacaklar, daha hızlı, daha ileri, bir daha hiç yere inmemek üzere uçuyorum..
artık tek istediğim bu yolda tek başıma uçmak

Tuesday, February 19, 2008

tansiyonumu ölçtürdüm 10 a 6 çıktı, hayatına biraz heyecan kat dediler..

Sunday, February 17, 2008

FWD:FWD: çok komikkkkk :)))))))))

yapma canım kardeşim, yapma güzel arkadaşım.. forwardlama herşeyi, etme gözünü seveyim..
evet blog, bugün forward insanlarının içinde bulunduğu sapık ruh halinden bahsetmek istiyorum. ne düşünüyorlar, bunu anlamaya çalışıyorum "aha! işte arkadaşlık hakkında bir video daha, 596782kere okuduğum çin falı, fotoşop harikaları evvet, türkiyeyi bölmeye çalışan hain planları da unutmayalım.. güzeel, şimdi bunları herkese forwardlıyim, rahata huzura ereyim.."
bir süredir mail adresim kurtulmuştu, insanlar da bıktılar artık onlar da sıkıldı derken, facebook sayfama dadandılar şimdi de!
o kadar komik ki bir tane köpek vardı forwardlayın bakın çok acayip şeyler olacak diye, biri kızmış buna köpeğin başını fotoşopla ayırıp kan felan koymuş, bıktım be forwardlarınızdan diye, şimdi onu forwardlıyorlar!
üstelik bir şey daha dikkatimi çekiyor, nasıl bir gözü dönmüş kişisin ki bir az önce din elden gidiyor, peygamberimizin karikatürünü çizen adam yanarak öldü oh olsun, dinimizi koruyalım gibi mesajlar atarken, biraz sonra başörtüsüne hayır, laiklik elden gidiyor, aptal tayyip pis öl sen! içerikli mesajlar atıyorsun. artık nasıl yandıysa devreler, otomatiğe bağlamışsın, her okuduğunu hıhı evet çok doğru diye onaylıyor musun, ne yapıyorsun, hiçbilmem..
acı gerçeği benden duyacaksın ama, ne yapalım birilerinin sana bunu söylemesi gerek.. şimdiye kadar hiçbir hükümet, çok forwardlandı diye bir konu hakkında yasa çıkarmadı; hayır bu mesajı 15 kişiye yollarsan hayatında muhteşem şeyler olmıycak, yollamazsan da evin araban yanmayacak; o fotoğrafı boşuna forwardlama birşey değişmeyecek; hayır bu mesajlar sayesinde kimse bir aydınlanma yaşamayacak, photoshop harikalarını herkes gördü, bitti, yeni birşey yok görülmedik; inanmazsın ama karikatürleri dergilerde yayımlayıp para kazanmaya çalışan insanlar var; her tıkla bir afrikalının karnı doymaz, o video yayından kaldırılmaz, ermenilerin yaptığı soykırım kabul edilmez, bor mineralleri forwarda tıklamayla çıkarılmaz, ve sen çok gülmüş olabilirsin ama hiç komik değil!

Thursday, February 14, 2008

Monday, February 11, 2008

iyi şeyler ve kötü şeyler

iyi şeyler


1- Stefan Zweig kitaplarım.



sonunda Stefan Zweig kitaplarımı aldım, vatana millete hayırlı uğurlu olsun.


2-yoyom


birkaç hafta önce okuldan dönerken çocuklardan birinin montunun cebinden yoyo çıkmıştı. duraklara kadar oynadım. ve artık benim de bir yoyom var! yeşil ama ben boyamak istiyorum, dönerken güzel görünsün diye. ipini de boyamak istiyorum hatta. bütün aile yoyocu olduk, çok eğlenceli!

3-Catdog oyuncağımoyuncaklardan yana şansımın açık olduğu bir dönem. süpriz bir şekilde gelen bir hediye catdog, bir de çantaları var içinde kemik ve balık var ama ben köpüşün önüne koydum, o daha obur, çabuk acıkır.


4- Alpella Riva Latte

mmmm..


5-Penguen PosterimCem Dinlenmişin yanında "sena pasine kucak dolusu sevgiler" yazıyor.



6-Tchibo'nun cafe lattesi

içeri girdiğim andan itibaren tüm sinirlerimi yatıştıran o kahve kokusunu da eklemek isterim.



7-Avatar Dvdleri! çok yakında!


Eskişehirdeyken, bana sürekli lostun bölümleri getiren sadık dostlarım vardı, şimdi de bi sorun çıkmazsa çok yakında avatar bölümleri elimde olucak. böylece senden de kurtuluyorum cnbc-e! iki ileri bir geri rezil ettin bütün çizgifilmi! yaşasın avatar kardeşliği!

8- Julia Roberts



kötü şeyler


1- İf' e bilet bulamamam

bir kaç gün önce gitmek istediğim filmleri işaretlemeye karar vermiştim. İlk başta 11 film seçip, sonra bunu 9a sonra 6 ya ve sonra 5 e düşürdüm.Düşürme nedenim, haftasonu ve akşam seanslarının 8 lira olmasıydı, caddebostan akm de zaten haftaiçi gündüz film yok. Bu gerçekten canımı sıktı. Sonra bu 5 film için bilet almaya gidip sadece 1 tanesine bilet bulabildim.Çoğu film için biletler ilk gün tükenmiş. Zaten internetten alınıyormuş felan filan. Kısaca 11. saat dışında birşeye bilet alamadım henüz.

2-Sigara

Son günlerde akşamları evde canım sıkılıyor ve sıkılınca içimden bir sigara yakmak geçiyor. Aslında bu çok saçma çünkü ben sigara içmem. Ama işte içimden geçiyor. Şöyle deriiin bir nefes çeksem diyorum. Sonra saçmalama diyorum.Sıkıntım daha da artıyor.


3-İşsizlik

Kendimi satmayı bilmiyorum ben. Bunu anladım. Herkesin yapabileceği şeleri süsleyip püsleyip muhteşem şeylermiş gibi gösteremiyorum. Göstermek istemiyorum. Konuşamıyorum. Dikkatli konuşmak, dikkatli espriler yapmak zorunda kalmayı sevmiyorum. Kasılıyorum, kasılmaktan sıkılıyorum. Aslında ben şunu istiyorum; ben susiyim yaptığım işler konuşsun. Ama henüz böyle bir başarım da yok. uff bi sigara yakmak istiyorum yine.

4-Johnny B Goode'un afişi

Afişleri yaparım diyen çocuk aslında zeka yaşı 3 olan bir moron çıkınca kendi muhteşem photoshop bilgilerimle, şurasını şöyle yapayım burasını böyle yapayım diyerek hayatımda gördüğüm en kötü afişi yapmayı başardım ki bu kötü şeyler listesinde aslında top 3 için yarışır.


5- İnanacak birşeyler arayışından yavaş yavaş vazgeçmem.

İnanabileceğim alternatif birşeyler ararken, bulacağımı düşünüyordum. İnsani, eşitlik üzerine kurulu, sevgiyle dolu birşeyler. Şimdi ise böyle bir inanç sistemi olduğuna inanmıyorum sanırım. Bunu da aramaktan vazgeçtiğim zaman farkettim. Bulacağıma inanmadığım birşeyi neden arayayım?


6-Birlikte film izleyebileceğim insan sayısındaki düşüş.


7- heryerde kablo var.


uff gerçekten çok çirkin..

8-Delicatessen'i hala izleyememiş olmam.

9-Kalorifer böcekleri.

ışığı yakıp odaya girmeden, hızlıca ve korkuyla yerlere bakmak.

Thursday, February 07, 2008

haydi kızlar okula!

Yazmıyim dedim ama, artık kusmak üzereyim, hep aynı terane..

Ben ki gazete okumuyorum televizyon izlemiyorum ben bile sıkıldım, yoruldum. İran mı olucakmışız, neysek olalım da bitsin bu ızdırap demeye başladım.

Kadınlar başlarını örtünce eğitim alabilsinler mi alamasınlar mı? Konu bu.

Bana mı öyle geliyor yoksa gerçekten komik bir şey mi tartışılıyor anlayamıyorum. Şimdiye kadar bu soruyu soran ilk bir iki kişiye birilerinin çıkıp sana ne lan ibibik, diyerek cevaplarını vermeleri ve olayı noktalamaları gerekirdi, ama olmaz tabii, o başlardaki örtü içimize dert oldu..

Ben başını örten biri değilim. Hatta kadınlar olarak erkekler tahrik olmasın, günah yazılmasın gibi sebeplerle üzerimizi örtelim, örtünelim, kapanalım, saklanalım, dışarı çıkmayalım gibi manyaklıklarla işim olmaz. Erkek cinsi kendi kontrol edemiyorsa diye ben endişe duymam. Duymamam gerek normalde. Bana ne lan! Bir kadının saçlarını görünce ona tecavüz edecek erkek gitsin kendini bir odaya kitlesin böylece hepimiz rahat bir hayat yaşayalım, benim çözüm önerim budur.

Amaa, tüm bunlara can-ı gönülden inanan ve severek, bilerek, isteyerek örtünen kadınlara da birşey demem, yani belki konuşmayı fikirlerimi anlatmayı deneyebilirim de, herkesin istediği şeye inanma hakkına sahip olduğunu bilirim, fazla konuşmam.



Benim dindar bir ailem, ve çevrem olduğu için, çok sayıda akrabam, arkadaşım bu başörtüsü yasağı yüzünden üniversiteye gidemedi ya da başlarını açtılar ama ruhlarında da büyük yaralar açıldı. Bizzat hepsinin neler yaşadıklarını gördüm. Hatta orduevinde yapılan düğünelere gidemeyen büyüklerimizden, çocuğunun kariyerine engel olmasın diye başını açmaya karar veren annelerden de bahsedebilirim. Çok yakınımda, hayatımın çok içinde olan bir konudur bu başörtüsü sorunu. Belki de bu yüzden bu konudan bahsetmeyi hiç istemiyorum aslında, çünkü ne söylesem ne yazsam hep eksik kalacakmış gibi.. Bu konuda yapmayı en çok istediğim şey bir film çekebilmektir, neyse, o apayrı bir konu.

Öncelikle bu konu hakkında iki görüş var, ilki kadınların islama inandıkları için başlarını örttükleri ve laik bir ülke olduğumuz için de devlete ait kurumlarda dini bir sembolle dolaşılamayacağı. Bu ne demek, devletin olduğu yerde din yoktur demek. Bu belki 70 yaşındaki dedelerden duyacağınız bir yorum türü, ama öyle! Dinsizlik demek. Bir Hintlinin türban takıyor diye devlet dairesinde çalışamaması demek. Bir italyanın boynundaki haçlı kolye yüzünden milletvekili olamaması demek. Bir ateistin ben hiçbir ilaha inanmıyorum yazan üstüyle üniversiteye alınmaması demek. Dini simge bu demek. Dininden ayrıl da gel demek.Bu görüşe verilecek cevap sana ne lan ibibik değildir de nedir? Söyleyin nedir?

İkincisi, bu da çok komik cidden, kadınlar türbanı inandıkları için değil siyasi sembol diye takıyorlar. Bugüne kadar bi kadından da duymadım aslında hiç inanmam ama siyasilik olsun diye başımı örtüyorum laflarını.. Şimdi bu diyelim AKP'nin simgesi olsun, ulan partiye ülkenin yarısı oy verdi, herkes onları istiyor, istemeyen de kötünün iyisi diyor, bir şekilde seçiliyorlar, adamlar son derece popüler. Hadi bunu da geçiyorum, siyasi simge olsun, başörtüsü takmak ben ak partiyi destekliyorum, önümüzdeki seçimlerde de oyum onlarındır! demek olsun.. bak yine laf geliyor, ee? sana ne lan ibibik? istediğimi desteklerim, istediğimi kösteklerim, siyasi görüşlerimizi bildirmek ne zamandan beri suç? Eğer bu suçsa, bıyıkları aşağı doğru uzamış, üzerinde 3 hilal ve bir kurt desenli kemerler takan erkek arkadaşlar niye eğitim öğretime devam ediyor? ya da 1000 metreden ben abi evinde kalan bir öğrenciyim inşallah diye bağıran erkek arkadaşlar niye okula alınıyor?Siyasi görüş bildirme yasağı sadece kadınlara mı uygulanıyor? Apolitik kadınlar dışındakilerin okuma hakkına kim hangi hakla el koyuyor?

(yüzük tayfları değil bunlar, kadınlar ve çocuklar)

Türkiye İran mı oluyor? Hayır, sadece demokratik ve özgür bir toplum oluyor. Ama yakında sokaklarda başları açıkların yüzüne kezzap dökeceklermiş? Neye tepki vereceğini bilirsen güzel kardeşim, bişeycik olmaz. Üstelik sen 6 yaşından itibaren bir çocuğu alıp 18 yaşına kadar haftanın 5 günü eğitiyorsun, gazetelerle, televizyonlarla onlara sağlıklı modeller sunuyor, kültürel gelişimine katkıda bulunacak bir ortam hazırlıyorsun.. sevgi dolu, sıcak yuvalarından, eğitim ve bilimle dolu okullarından, büyüyene kadar maruz kaldığı her türlü hoş akılcı davranış ve tutumdan, rahat ekonomik durumlarından dolayı başka şeyleri dert etmeyip kendilerini geliştirme fırsatı buldukları eşitlikçi ortamlardan emin değilsin demek ki, demek ki bunları sağlayamadığının farkındasın da, işi yasaklara dayatmalara getiriyorsun, iran olsak ne olur olmasak ne olur a iki yüzlü dingil, insan olamadıktan sonra...

Yine en komiklerinden biri o zaman ilkokulda peçe takmaya başlarlarmış! Ben lisedeyken, bizim okulda her yıl son sınıftan bir erkek seçilirdi, ona baba denirdi. O zamanın popüler delikanlısı deliyürek modunda ellerini kollarını sallayarak yürürler, biz diye konuşurlar, uzun pardesüler giyerler, sakal ve bıyık bırakabilirlerdi. Bilmiyorum gençlik kollarına mı üye oluyorlardı neydi, okulda tartışılmaz bir üstünlükleri olan bu öğrencilere kimse dokunamazdı zaten niye dokunsun hepsi kelebek, sustalı felan taşırdı ve arkalarının kalın olduğu katıldıkları kavgalardan belliydi. Başka sorum yok hakim bey.

Başörtüsünü önceden fahişeler tanınmamak için takarmış, isterse fahişe, gay, cinsel tercihleri ve zevkleri sizinkine hiç uymayan birileri de olabilir. İsterlerse bukra giyerker, peçe takarlar, ayrı cam bölmelerde otururlar, kimsenin eğitim hakkını, kazandığı eğitim hakkını elinden alamazsınız.

Atatürk bu halimizi görse ne derdi? Hadi toplanıp Anıtkabire yürüyelim, ah Atam sen kalk ta ben yatam.. bu arkadaşlara da bi sakin olmalarını söylemek insani görevimiz. Atatürk'ün annesi de başörtülüydü diyen kızlara da tabii.. Ya Atatürk bu halinizi görse, kahrından ölürdü bi kere.. Burada eğitimle bir insanın hayatına yön vermekten bahsediyoruz. Eğitimle başaramadığınız şeyi, yasakla mı başaracaksınız, millet aya 2. uzay üssünü kurmakla meşgul, bizimkiler açsınlar mı kapasınlar mı, okusunlar mı, okumasınlar mı onun derdindeler.

Bunlardan başka, üniversite hayatını şimdiye kadar başını açarak geçirmiş öğrencilerin, hocaları notlarını kırar, dışlanırlar korkusuyla yine başlarını açmaya devam edeceklerini de belirtmek isterim. Evet kimse hocası, arkadaşı için başını örtmüyor, ama başı örtülü öğrencilere hak ettikleri notu veremeyeceğini açıkça söyleyen hocaların olduğu üniversitelerde öğrencilere fazla seçenek kalmıyor. Ve başörtülü kızlar okula girerse kafalarına iç çamaşırı geçireceklerini söyleyenler, geçirin, inandığınız buysa..

Çarşaflı kızların İranda başörtülü kızları tartaklaması haberini okuyup, Persepolis filmini izleyip, üniversite önündeki şalvarlı, cüppeli erkek fotoğraflarını havaya kaldırıp görmek istediğimiz manzara bu değil diye bağıran mitingciler, zaten sizin ne görmek istediğiniz kimin umurundaki, yanlış anlamayın benim umrumda değil demiyorum, Abdullah Gül için, erken seçim için, AKP için, başörtüsü problemi için ve daha bir çok şey için, siz bunları görmek istemiyordunuz, siz sırtından vurulan yazarları, otele kıstırılıp yakılan düşünürleri ve dansçıları, tehdit edilen , korku içinde yaşayan insanları görmek istemiyordunuz belki, ama dediğim gibi, sizin ne düşündüğünüz bu ülkede yaşayan insanların çoğunun umrunda değil. Belki aranızda özgürlük ve eşitlik herkes için özgürlük ve eşitlik demektir diye düşünenler vardır, onlar da bu icraatı sağ parti yaptı diye desteklemiyorlar. Sol bir partiden gelse bu hareket şık bir jest gibi algılayıp konuyu kapatacaklardı. Ama zaten sevmedikleri bu sağ partiden gelince delleniyorlar.

Son olarak, üniversite mezunu olmayan, başı örtülü bir kızı nasıl bir gelecek bekliyor,bir düşünelim, bu gerçekten kadınların değişmez kaderimidir, zaten okumuyor, muhtemelen hiçbir yerde iş bulamayacak, 19 unda evlenip 20sinde ilk çocuğunu eline alacak, zaten okuyamıyorlarsa kocaya gitsinler diyen babaları, yöneticileri olacak başlarında hep, onlar zaten hiç baş olamayacak. Onlar hep birilerinin kendileri için hak aramasını bekleyecek,erkeklerin kendi meseleleri hakkındaki görüşlerini dinleyecek, kanunlara, dinlere, kurallara, komşulara, büyüklere uyarak yaşayacaklar.. kendi ayakları üzerinde durabilmek, kendi başına yaşayabilmek, birini seviyor ve onunla yaşamak istiyorsa evlenmek, onlara masal gibi gelecek. Yerlerinin başarılı erkeklerin arkası değil de yanı olduğunu bilmeyecekler. Ama işte diyorum ki, belki, daha iyi eğitim alabilirlerse, bir işe girebilirlerse, ekonomik özgürlük kalıbını da kullanmak istemezdim ama bunu gerçekten elde edebilirlerse, belki pek çok kadının hayatında birşeyler değişebilir. Ve belki, kadınların hayatında birşeyler değişirse, ülkede de değişir. Kadınların kaderi değişirse, belki ülkemizin de kaderi değişir. Ve bir şeyler düzelmeye başlar. Bilmiyorum, umuyorum.. İşte bu yüzden, haydi kızlar okula! Okula! Kaderinizi değiştirmeye! Haydi kızlar!

Gene çok uzattım ve istediğim gibi anlatamadım sanki hiçbirşeyi..
annem Hindistana gittiğinde insanların birbirlerine bu kadar saygılı olmalarından çok etkilenmiş. Onlarda yüzlerce din, millet var, hepsi huzurlu, barış içinde yaşıyor, biz şurada iki meseleyi halledemiyoruz demişti. Bir tane din varmış, canlılara zarar vermek çok büyük günahmış, insanlar ağızlarına peçe takıyorlarmış belki konuşurken ağızlarından içeri yanlışlıkla bir sinek girer ve onu öldürürler diye.
İyidir insanlar, böyle iyi niyetli ve saygılı, işte böyledir, bunu demek istiyorum. işte böyle kardeşçe beraber yaşar insanlar. iyiyiz çünkü biz. hadi lütfen, çirkinleşmeyelim, iyi olalım.

Wednesday, February 06, 2008

TEKKEN 5

OH YES!

bugün tarihe, senanın tekkene doyduğu gün olarak geçsin.. evet.geçsin.