Sunday, January 27, 2008

Sevgili Tanrım



Sevgili Tanrım,
fırça uçlu kırmızı stabilo kalem için çok çok çok teşekkürler! Bunu gerçekten çok istiyordum.























Sevgili Tanrım, bana senin Muhammed'in aşkına bütün dünyayı yarattığını söylediler... sence de aşk gözünü kör etmemiş mi?

Thursday, January 24, 2008

oyunculardan geriye replikleri mi kalır?

"I haven't seen you since a month. I have seen the new moon, but not you. I have seen sunsets and sunrises, but nothing of your beautiful face."

A Knight's Tale'den
Heath Ledger'ın anısına..

Monday, January 21, 2008

i love cinema!

çok mutluyum, daha fazla yazamayacak kadar mutluyum, öyle mutluyum ki ölmek istiyorum..

Friday, January 18, 2008

dinle küçük wilhelm

ben de pek çok kişi gibi, dinle küçük adam kitabının çeşitli bölümlerini çeşitli yerlerde okumuştum. ve her seferinde de derinden etkilenmiştim. bu sefer kitabın tamamını okudum. aslında söyleyecek sözüm yok, gerçekten mideye yumruk etkisi yaratan, herkese okutmak istediğimiz kitaplardan biri. yazılan herşeye katılıyorum ona da tamam. ben çok başka birşeye takıldım.. bütün kitap bir azarlama havasında yazılmış ya.. ne acayip di mi, kitabı okurken wilhelm reich arkadan kafamızı dürtüklüyo sanki doğru okuu eşşek herif aklını ver de oku der gibi.. abi bi dürtme tamam okuyom diyosun ama ı-ıh.. sen küçük adam böyle bir angutsun,anlamazsın küçük adam, dön önüne!
şimdi aslında şöyle bir çelişki de var kitapta, bu bahsi geçen küçük adam aslında kitap okumaz wilhelmcım, resimlere bakar yazıları okumazlar bunlar, sıkılırlar(bak ben de senlen bir oldum küçük adam aşağlıyorum) niye gazeteler sürmanşetten çıplak kadın fotoğrafları yayımlıyor, baksınlar diye! yazıları okumuyor çünkü kimse, bak türkiyenin en çok okunan gazetesi posta, kapakta bir renk skalası göreceksin, git beğenmediğin almanların gazetelerine bak sütun sütun yazı.. sıkıcı... sı-kı-cı.. olmaz tatlım böyle kitap yazmalar felan, dur ben de seni azarlıyim biraz..
dinle küçük wilhelm, niye bu küçük adamlara asla ulaşamayacağın bir yol seçtin? oturmuşsun okusunlar diye kitap yazmışsın, bu adamlar üzerine bu kadar üşündün de kitap okumayacaklarını düşünmedin mi? aptal mısın sen? sus cevap verme gebertirim!
bir sonraki postumda da fransızca şarkıları azarlıycam, hazır olun..
başlık da "dinle küçük piyer" olucak
(aslında daha fantastik olaylar var ama bu yazı iyive yavşadı, buraya yazmaya kıyamadım)

Thursday, January 17, 2008

akıllı çocuklar için ironi

Would you like to swing on a star
wohohoo
Carry moonbeams home in a jar
wohohoo
And be better off than you are
Or would you rather be a mule

A mule is an animal with long funny ears
He kicks up at anything he hears
His back is brawny - and his brain is weak
Hes just plain stupid with a - stubborn streak
And by the way, if you hate to go to school
You may grow up to be a mule

Would you like to swing on a star
wohohoo
Carry moonbeams home in a jar
wohohoo
And be better off than you are
wohohoo
Or would you rather be a pig

A pig is an animal with dirt on his face
His shoes are a terrible disgrace
He aint got no manners when he eats his food
Hes fat and lazy - and extremely rude
But if you dont care a feather or a fig
You may grow up to be a pig

Would you like to swing on a star
wohohoo
Carry moonbeams home in a jar
wohohoo
And be better off than you are
wohohoo
Or would you rather be a fish

A fish wont do anything but swim in a brook
He cant write his name or read a book
And to fool the people is his only thought
Though he slippery - he still gets caught
But then if that sort of life is what you wish
You may grow up to be a fish

And all the monkeys arent in a zoo
Every day you meet quite a few
So you see its all up to you
You can be better than you are
You could be swinging on a star


;)

Tuesday, January 15, 2008

Anne Ben Entel Oldum!

budunbilim ve dirimbilimin dirimsel sorunsallarının gelgitleri ve döngüselliği,bircinslikten ayrıkçı ve devinimin denetlenebilirliğine ilişkin istence bağlı bir kuramsallaştırma postülasına gark olmuş karabasanların çekoslavakyalılaştıramadıklarındanmısınız?

ç.n. nerede benim meşe odunum??!!!

Friday, January 04, 2008

siyah süt

geçenlerde annemle yüzüklerin efendisi uncut editionı izliyorduk, annem legolasın şu meşhur ata tek kolla tutunarak binme sahnesine ki ben kendisinin hastasıyımdır, "bu ne şimdi, aynı cüneyt arkının hareketleri" dedi.. ben de "anne adam heralde elf, olucak o kadar" diye savunmaya geçtim.
normalde fatihin fedaisini izlesek kahkahalara boğulacağımız şeyleri legolas yapınca bişey yok, niye? çünkü o elf! yok yea!
*
sevdiği şeyleri kayırıyor insan ister istemez, nereye bağlayacaksın dersen, elif şafağa bağlıycam, ve sanırım şu anda bağladım!
*
ben bu istanbula döndüm döneli huyum suyum değişti blog, misal geçenlerde oturdum güzeelce popüler kitap okudum, beest sellırs, en çok satan listelerinde 1 numara, gazetelerde panolarda boy boy fotoğraflar reklamlar, raflarda en önde, sıra sıra, düzine düzine.. almayanı dövecekler! ben ki, bir kitabı keşfetmeyi severim, bir yazarı keşfetmeyi severim, dienarlarda değil de, küçük kitapçılarda ikinci el şeyler satan sahaflarda, gözüme takılmasını, elime almayı, kitapla duygusal bir bağ kurmayı severim (bir sonraki postta çikolatamı çiçeğimi alıp istemeye gittiğimi anlatıcam galiba s: ) neyse efendim ben gittim aldım bu kitabı diienaar dan bi güzel, oturdum okudum.
*
ve işte acı gerçek; söylemeye dilim varmıyor ama, ben bu kitabı hiç beğenmedim! hiç yani! ne bu ayol dedim hatta! oysaki ben elif şafağı severim, insan olarak yani, tanışıp konuşma şansına eriştiğim bir yazar, o konuştuğumuz 10 dakikayı severim hep, konuşurken nasıl yüzüme baktığını hatırlarım, hem sonra tanışmasaydık bile, kitaplarını, edebi dilini, kurgulamasını severim, kendine ait tarzı olmasını severim.. peki bu kadar sevgi ne oldu ha? legolas gibi bunu da kayıramaz mıydım? hayır dostum hayır.. legolas efendi gibi iki hareket yaptı durdu, abartmadı, ama ben şunu açık ve net söyleyebilirim ki, elif şafağı kaybettik!.. evet arkadaşlar kaybettik...
*
ve ben nedenini de biliyorum, elif şafağa amerika yaramadı! artık o mu amerikanlaştı, amerika mı ona dar geldi, orda birşeyler mi kabetti, başka birşey mi buldu, biz mi birşeyleri atladık arada, doğunun gizemli ve bilge kadını amerikaya gitti, ve hop! işte bir yazar daha elimden kaydı resmen! ben bunun sinyallerini arafta almıştım zaten, bu kadına birşey oldu, amerika mı yapmış nedir dediydim na şuraya yazıyorum. elif şafak bozdu kendini dedim. ama olsun toparlardı.. her yazarın hayatında inişli çıkışlı dönemler olurdu, ve tabii ki kimse en başta edindiği tarz ve uslubun dışına taşmadan yazmak zorunda değildi, ama bir yazar için en kötü şey herhalde okuyucularının kitaplarından aldığı zevkin gitgide azalması, yazdıklarının yavanlaşmasıdır.. ha tabii bu okuyucun gitgide daha az zevk almasıyla gitgide daha çok kitabını alması arasında garip bir orantı var, o ayrı..
*
evet kitaba gelelim, "siyah süt" kısaca yazar bir kadının anne olup olmama kararsızlığı ve olduktan sonra da girdiği depresyon.. aslında böyle değil, yani kitabın adı feminizme giriş 1 olsaymış, tamam derdim, şahane kitap hazırlamış.
*
gelelim şu küçük kadınlar meselesine!! bana saç baş yoldurtan, şu iç seslerin dışsallaşmış hallerine.. yani bu durumda verilecek tek bir tepki var , o da ohooo abla sen naaptın yaa.. banyoda küçük kadınlarla konuşuyo, yok biri saçını çekiyo, biri akıl veriyo, birde böyle bir iletişim halindeler.. yani gerçekten de her içsesi fiziki bir görüntüye sokman, yani maddeleştirmen gerekli miydi? oldu mu şimdi, yakıştı mı sana bu? hem biz bilmiyor muyuz, batıdaki şu minnacık, yeşiller giymiş minik elfleri? peter pandan beri var bunlar yani.. bir de anlamayız diye karikatürünü çizdirmiş, ohh pires beyin kuzenleri gibi bir sürü hanım varmış elif şafağın içinde yani! bu mudur yani?
*
gelelim şu çıngırağın çalmasından sonra vücut bulan modern giyimli bakımlı cine!! sen benimle dalga mı geçiyorsun??? kitabın bu bölümünde artık ciddi ciddi kazıklanmış bir enayi gibi hissettim kendimi.. bu mudur senin cin tasvirin? bu mudur yaa.. hadi çık hemen bi basın açıklaması yap ben yazmadım bu kitabı ayşe arman yazdı de, hadi yap bunu, bunu bize borçlusun! nerde pinhan nerde siyah süt.. nerde mahremdeki cinler nerde siyah sütteki.. gerilemeyi tarif etmem mümkün değil! sonuna bir de test koymuş.. heyallaam yaa..
*
bir de yazmışlar bu kitap okunduktan hemen sonra unutulmak için yazıldı.. insan artık düşünüyor, kim bilir ne zehir zemberek şeyler yazdı, annelik, kadınlık ve bebek hakkında felan.. insanın yüzüne çarpan, etkileyici gerçeklerden bahsetti.. neymiş,saçını boyamamış, neymiş içinden küçük kadınlar çıkmış hepsi abartılı ve tek yönlü tiplermiş, arada bir feminizm dersleri de vermiş.. bunlar okunduktan hemen sonra da unutulsunmuş.. valla öyle olsa gerek, ama şunu bilseydi keşke ben onun kitaplarını hep hatırlamak için okumuştum..