Friday, March 30, 2007

son derece kişisel bir post


-prepare for trouble!
-make it double!
-to protect the world from devestation!
-to unite all people within our nation!
-to denounce the evils of truth and love!
-to extend our reach to the stars above!
-Jasse
-james..
*
Bazen böyle olur.. yani demek istediğim şu ki, o mükemmel roket takımını oluşturmuşsunuzdur ve asla ayrılmayacağınızı düşünürsünüz.. ama bazen böyle olur.. çünkü insanlar büyür.. ve büyürken inanılmaz bir şekilde de değişir.. sanırım şunu anlıyorum blog; tıpkı benim değiştiğim gibi diğer insanların da değişmeye hakları var ve bu dönüştükleri yeni şey hoşuma gitmezse onları suçlayamam.. ortak noktalarımızın azalması artık birlikte çok az vakit geçirmemiz ve sanırım birbirimizi eskisi kadar özlemediğimiz de bir gerçek.. ben yine de pisliklerimizi ve kahkahalarımızı yıldızlara sıçrattığımız mükemmel geceleri hatırlayacağım ve onu sevmeye devam edeceğim.. ama artık roket takımı resmi olarak dağıldı.. ve ben onu özliycem ama belli mi olur.. siz yine de belaya hazırlanın! çifte belaya!!!

Thursday, March 29, 2007

senanın adam yerine konulması ve mutlu olması..

Dünya Sineması hocası bana gerçekten saygı duyuyor blog! Bir filmden bahsederken hemen bana dönüp biliyor musun, izledin mi diyor. Sen ne düşünüyorsun sena diye özellikle bana soruyor. Zaten doğru düzgün kimsenin adını da bilmiyor, benimkini biliyor.En son bugün Fransa'da sinemaya çok fazla yatırım yapıldığından bahsederken birden bana dönüp sen orada olsan kimbilir neler yapardın değil mi dedi.. sonra burs olanaklarını araştırıp sinema okumamı öğütledi.. inanamazsın blog.. üstelik bugünki filmi izlememiştim bile.. o kadar utandım ki.. kadın yaptığım hiçbir işi bilmiyor.. fakat bir şekilde biliyor işte.. anlamış gibi.. sanki.. fikrimi soruyor, değer veriyor,bana saygı duyuyor, bunu anlıyorum.. bana inanıyor gibi sanki.. öyle mutluyum ki.. canım hocam:)

Birşey daha, bugün cüneyt geldi ki biz ona cücü deriz, bir fotoğraf serisi hazırlamayı planlıyormuş, gölgeler ve yansımalarla ilgili. geldi benim fikrimi aldı.. kadrajlar hakkında konuştuk biraz, üzerinde düşünmemi istedi, bu işlerden anlayan tanıdığı tek kişinin ben olduğumu söyledi, akşam uzun uzun konuştuk..

blog çok mesudum! :) duygulandım lan!

Wednesday, March 28, 2007

2 yıl önce yazmış olduğum bir mail..
sadece oku..


sevgili mustafa,
mailini okudum ve benim için böyle detaylı bir mail yazdığın için teşekkür ederim,Şunu baştan söylemeliyim ki amacım seni kızdırmak ya da yahudileri yüceltmek değildi. olaylara da fox tv izleyen bir amerikalı'dan çok daha farklı bir bakış açısıyla baktığımı bilmelisin. Ben okulda, dünyada tarihin bile başlamadığı (mitolojik dönemlerden) günümüze kadar ki edebiyat, kültürel ve sosyal değişimler, milliyetler, inançlar ve dinler arasındaki ilişkiler hakkında hiç te fena sayılmayacak kadar bilgilendim. İlk sömürgeleşmelerden, oryantalist bakış açılarından, günümüzdeki basit bir amerikan şirkeinde zorunlu olarak çalıştırılması gereken zenci ve asyalı sayısına kadar pek çok şeyden fazlasıyla haberdarım. Tüm bu yıllar boyunca okuyup, dinleyip, izlediğim herşey, beni milliyetçilik, dincilik ve bunun gibi insanları sınıflandıran kavramlardan soğuttu. Düşüncelerime katılmak zorunda değilsin. Fakat bunlar uzun zamandır aklımda ve anlatabileceğim hiçkimsem olmadı. Sanki şimdi içimdekileri dillendirme zamanıymış gibi geldi.. ve anlatmaya başlıyorum.. aslında dediğim gibi ne katılmak ne de dinlemek zorundasın.. ama işte aklımdakiler.. birileriyle konuşmak benim için kolay değil, herkes olaya kendi yanından bakarken beni de o yana çağırdı. HAYIR. Ben gerçeği ararken, herşeye eşit uzaklıkta durmanın daha doğruolacağını düşünüyorum.
Mustafacım,sana bir soru sorayım.. 'Türk kimdir?' Bu soru bazı kafatası meraklıları tarafından küçücük çocuklara okutulan ders kitaplarında cevaplansa da, özellikle bugün bu sorunun net bir cevabı yoktur. Türk nedir, kimdir bilinmez. Şimdi yolda çevirip sorsan, özellikle bıyıklarını aşağıya doğru uzatmış gençler kendilerini türk olarak tanımlar ama ciddi bir araştırmayla, karmakarışık köklere sahip olduğumuzu görürsün ki bu çok normal. Anadolu gibi bir yerde kim kendinin saf bir ırktan geldiğini söyleyebilir ki? zaten söylemenin ne gereği var.. neyse.. biz pasinler mesela arabız. şamdan gelen 3 kardeş yaklaşık 14 kuşak öncesine kadar erzrum pasinlere ordan da erzincan kemaha gelmişler. evdeki bir soyağacından sana gösterebilirim istersen. önce doğan dayım tutmuş sonra babam. Peki bir soru daha 'Türk olduğu için öldürülen kaç kişi var biliyor musun?' hala da doğu ve güneydoğu bölgesinde öldürülen? Peki Kürt olduğu için öldürülen? Bana demişsin ki İsrail Lübnan'ın topraklarını aldı, şimdi Lübnan hakkı olan toprakları istiyor. Bunun için savaşıyor. Hizbullah İsraile göre terörist ama Lübnana göre özgürlük savaşçısı.Doğru. Kendini şimdi bir kürt genci gibi düşün. Şırnakta doğmuşsun, ailen kürt, adın kürt adı, kürtçe konuşuyorsun. Hiçbir kötü niyetin yok. Ama sen de türklerin boyundurluğu altında değil kendi ülkende yaşamak istiyorsun. kendi topraklarında kendi dilinin konuşulduğu, kendi bayrağının dalgalandığı kendi türkülerinin söylendiği topraklarda. Hakkın olan topraklarda! bunun için kendine bir lider bile seçmişsin!Apo! Bizim çocuk katilimiz lanetler yağdırdığımız terörist apo! Onların özgürlük savaşçısı. Peki türk neydi? peki kürt neydi? insanlar neden yıllardır ölüyor? neden türkeyinin doğusuna asker göndericek analar ağlıyor? neden doğu ve güneydoğu bu kadar uzak ve farklı? neden bu kadar işsiz aç cahil kalmışlar?
Mustafacım, milliyetçilik, bana göre, insanları 'biz' ve 'diğerleri' diye ayıran, aralarına tel örgüler çektiren, sınırlar parmaklıklar koyan, asker ve silah diken, sonra sadece o sınırın dışındakiler diye bir diğerleri oluşturan, o diğerlerinden korkan, korktukça içine kapanan, korktukça onlara benzemeye çalışan- korktukça sinen, sesini çıkaramayan insanlar yaratan, ya da korktukça vahşileşen, korktukça üstüne giden, kendinden başkasına tahammülü kalmayan insanlar yaratan, sırf o sınırın dışındalar diye diğerini öldürmeye, aşağlamaya, işkence etmeye, tecavüz etmeye, sömürmeye, köleleştirmeye, sadece ve sadece daha fazla acı çekilmesine neden olan lanetler okunulası bir olgudur. İşte benim milliyetçilik anlayışım.. Bu dünyanın üzerinde herkesin yaşamaya hakkı vardır. Bana göre bir kirpinin, bir kedinin, bir akrebin, bir tırtılın bile yaşamaya hakkı vardır ve buna saygı duymalıyız. kaldı ki dini ya da milliyetinden dolayı birinin olmasın.. sadece arap oldukları için insanları öldüren o vahşi ve gözünü kan bürümüş barbarlar benim tarafımdan da lanetleniyorlar..ama ne benim ne senin lanetlerin bu katliamı bitirmiycek.. herşey daha da kötü olucak.. ortadoğu için herşey yeni başlıyor.. yakında savaşa iran da giricek.. ve o zaman gerçekten çok çok kötü şeyler olucak.. bana göre dünyada olup bitenleri forward mailler ya da gözü patlamış ağlayan çocuk fotoğrafları değiştiremez..insanlar bunlara alıştı bile.. ne yazık .. savaşın artık haber değeri bile yok.. öyle alıştık ki televizyon karşısında savaş izlemeye.. sıkılıp kanalı değiştiriyoruz sonra.. dönüyoruz magazin haberlerine.. peki ne değiştirir dünyada olup biteni? toplumsal önyargılardan kurtulmak sanırım..sana bir film önereceğim crash diye çarpışma türkçesi.. orada dikkatimi çeken bir olay, amerikalıların ne kadar önyargıyla dolu olduğunu gösteriyor, iranlı baba kız silah alacaklar ve aralarında arapça konuşuyorlar çünkü babanın ingilizcesi çok kötü..(çünkü bütün dünya ingilizce konuşmak zorundaa!!) ve amerikalı satıcı bu arapça konuşmanın uzamasında öyle rahatsız oluyorki.. hey usame! savaş planlarını sonra yaparsın alıyor musun almıyor musun?.. işte bu önyargı.. ve bunun nedenleri.. bunları değiştirebilsek dünyada da birşeyler değişir.. ama milliyetçi ve dinci kanatlar bu yaranın üzerine gitmeye,körüklemeye devam ediyor.. hayatımın her döneminde radikallerden nefret ettim.. konu futbol bile olsa fanatikleşmek bana çok ters.. neyse fazla dağıtmıyim konuyu..
Milliyetçilik hakkındaki görüşlerimi öğrendin, ve din anlayışım da bundan daha farklı değil, şimdi diyeceksin sen ne biçim müslümansın.. mustafa.. ben neyim inan artık bilmiyorum.. müslümanlara kötü demiyorum.. kimseye kötü demiyorum.. ama örneğin bir erkeğin bel kemiğinden yaratılma düşüncesi bana pek sıcak gelmiyor. Geçenlerde ne oldu biliyomusun.. kandil günü pazardı ya, ben de oruç tutuyordum ve senaryo toplantısındaydım. Oradakiler genelde anarşist ya da solcu görüşlü ya da sadece inanmak işlerine gelmeyen rahatı seven insanlar ki onlara da birşey demiyorum.. herkesin kafası soru işaretleriyle dolu, bir bilsen.. neyse, oruç tuttuğumu öğrendiklerinde çok şaşırdılar.. bu onlara göre saçma birşeydi.. bu çok önemli değil, yani onların düşündükleri ama onların karşısında tıpkı onlar gibi ben de kendimden ve ne yaptığımdan emin olmak isterdim. bana müslüman mısın dediler. sonuçta oruç tuıtuyorum değil mi? evet dedim.. müslümanım.. işte şimdi başlıyor zaten.. bunu dedikten sonra.. yani gerçekten müslüman mısın.. o zaman niye örtünmüyosun dediler. o zaman niye burdasın? (3 erkekle aynı odada oturuyordum ve tek kız bendim) namaz kılıyor musun? evlenince senin evine gelsek ve kocan istemezse bize kapıyı açmıycak mısın????!!! hatta bir tanesi Allah'tan beklentilerin neler? diye sordu.. işte kuranı okudun mu ne zaman karar verdin müslüman olmaya.. Olay burda tabii ki onların soruları onların fikirleri değil, benim hissettiklerim ,yürekten ne cevap verebildiğim.. La İlahe İllallah ne demek mustafa? Allah'tan başka ilah yoktur demek değil mi? peki ilah ne demek? 'yönlendiren, inanılan, tapınılan, idare eden' benim hayatımı Allah'tan başka hiçbirşey yönlendirmemeli o zaman değil mi? aksi şirk olur. Oysa ben hayata böyle bir bakış açısıyla bakmaya hazır değilim.. Şimdi gene sokaktan tutup çevirsen sorsan herkes müslüman.. ama içki de içiyordur, namaz kılmıyordur, sevgilisiyle yatıyordur, yalan söylüyordur, faiz yiyordur.. bizim ilahımız kim mustafa? bizi ne yönlendiriyo gerçekte? Tamam insan müslüman olmak istemeyedebilir.. hatta islamiyet bence çok zor bir din. Tüm hayatını ona göre şekillendirmen ve çok çok dikkatli olman gereken bir din. İstemeyen seçmesin bu dini diyeblirsin de, ama zaten müslüman olan birinin dinden dönmesinin cezası ne biliyormusun? ölüm..
Artık eskiden inandığım hiçbirşey eskisi gibi değil, ne düşüneceğimi, neye kime inanacağımı bilmiyorum, içim huızursuz.. sıkıntılı.. Ve birşey daha, kendimi bir dine yakın hissetmemem, ya da gerçeği akıl yoluyla aramayı seçmem komünist ya da solcu ya da başka birşey olduğumu göstermez canım. Ben sadece bir arayanım.. doğruyu bulabilecekmiyim bilmiyorum..içim de kötü bir niyet te yok.. sadece çok fazlasıyla arada kalmışım..
Ölüm demişsin. çok ta güzel söylemisin.. öldükten sonra ne olacağını kimse kestiremiyor..ve herkes ayrı ayrı atıp tutuyor. ve herkes te kendine göre çok haklı.. geçenlerde bir hıristiyan ilahisi dinledim sözleri şöyle ' the sun is shining come on get happy
Lord is waiting to take your hand
forget your troubles come on get happy
get ready for the judgement day' nasıl da seviniyorlar hesap günü gelsin diye.. onların dinleri de onlara öyle kurtulacaklarını söylemiş çünkü.. nasıl ki onların piano çalıp dans edip şarkı söyleyerek ibadet etmesi sana saçma geliyorsa, seninde yerlere eğilip secde etmen olnara saçma geliyor.. peki kim haklı? nasıl bir yargılama olucak o gün? demişsin ki benim dinim hak dini öyleyse ben haklıyım.. ne güzel mustafa inanmak güzel birşey.. inanıp gerisini bırakmak.. iman etmek. halamın ebru hocası hikmet barutçugille bir repörtaj yapmıştım zamanında onunla konuşurken ona bir şey sormuştum o da bana iman ediyormusun demişti. evet dedim.. ve tam soruma devam edicektim ki..bitti dedi.. iman ediyorsan daha ne gibi birşey sorabilirsin? kalbiyle iman etmiş birinin ne gibi bir şüphesi olabilir ki? bu bir gönül meselesi.. ne kadar haklıydı.. ama benim sorularım, kuşkularım hala var.. ben iman etmedim o halde.. Aristoteles'i bilirsin.. meşhur bir filozoftur. şöyle demiş:Bir kişi kendisini eğitmek isterse, herşeyden şüphe duysun, kuşku duysun, kuşku duyarak gerçeği bulacaktır' işte ben gerçeği arıyorum mustafa.. gerçek nedir? söyleyebilir misin? inan bunları yazarken ağlamamak için kendimi zor tutuyorum.. ve söylediklerimi anlamış olmanı diliyorum.. senden bir cevap ta beklemiyorum ama.. sadece tüm bunları düşündükten sonra işin içinden çıkamıyorum.
sana bir kitap önereyim, tübitakın kitaplarından yanlış yönde kuantum sıçramalar. yanlış hatırlamıyorsam 4 milyona bir kitap alıp okumanı tavsiye ederim. kitap şöyle başlıyor. 1997 nisanında 39 kişilik bir grup toplu inthar ediyorlar. ve dünya tarihinde o zamana yapılmış en büyük toplu intaharlardan biri bu. intahar etmelerinin nedeni, uzaylılar tarafından gelecek bir uzay gemisiyle dünyevi kılıflarından kurtulup daha yüksek bir boyuta taşınacaklarına duydukları inanç. Bu insanlar cahil felan da değil. hepsi yüksek eğitim görmüş zengin iyi semtlerde yaşayan kişiler olay da florida da geçiyordu yanlış hatırlamıyorsam.. hepsi siyah bol giysiler giymişler karizmatik bir lidere inanmışlar, birbirlerini sınıf arkadaşı diye çağırıyorlar. Kendilerini uzaya götürecek kuyruklu yıldız dünyaya yaklaştığı sırada bu adamlar gidip bir teleskop alıyorlar.. uzay gemisini ve cennetin kapısını görmek için.. tabiiki öyle birşey görmeiyorlar. ve ne yapıyorlar biliyormusun? hayır inanmaktan vazgeçmiyorlar.. onlar bir kere iman etmiş.. teleskopu bozuk olduğu gerekçesiyle geri veriyorlar!!!! ve kuyruklu yıldız dünyaya yaklaşıp gözle görülecek kadar yakaınlaştığında onlarda toplu olarak kendilerini öldürüyorlar.. komik hikaye dimi? ne aptallar dimi? söylesene onlar şimdi cehennem kazanlarında mı yanıyorlar? söylesene seni onlardan ayıran nedir? senin de giysin, bir liderin, imanla inançla dolu bir kalbin var, seni onlardan farklı kılan nedir? onlara göre de sen yanlıştın.. onlar da senin kadar inanmışlar ki birşeylere canlarından olmuşlar.. peki ne elde ettiler? peki sen ne elde edeceksin?
inanmak güzeldir.. inanıp iman edip, onun rahatlığıyla her söyleneni yapıp, huzurlu bir şekilde yaşayıp, kalabalığa karışmak.. ne güzel bi duygudur.. ben buna inanıyorum öyleyse bu doğrudur demek.. dünyayı kendi etrafına dönüyor sanmak.. kendi gibi düşünen yandaşlarıyla arada toplanmak, ne kadar da haklı olduğunuzu ve inanmakla ne iyi ettiğinizi birbirinize tasdikletmek, bunlar çok hoş şeyler olsa gerek.. ben bunu istemiyorum mustafa.. bu rahatsız ruhum sıkıntılarından abla sohbetlerinde kurtulamaz.. ben sadece ve sadece gerçeği istiyorum ola ki o gerçek vücudumun toprağın altında böcekler tarafından yenip bu beyhude düşüncerlin yanıma kar kalacağı olsun..

sağlıcakla..

Tuesday, March 27, 2007

olur böyle şeyler..

biri için bir iş yaparsınız mesela, ve bayağı uğraşır, hem işin hakkını verir, hem o arkadaşınızı sevindirmek istersiniz..
o ne yapar? tutar özene bezene yaptığınız işi beğenmez, buraya kadar tamam beğenmek zorunda değil, ama tutar işinizi daha basit,aptal saptal ve de çok yanlış bi hale getirmenizi ister! ona anlatmak istersiniz; böyle olmayacağını, kötü olacağını, bu işi bildiğinizi,size ve zevkinize güvenmesini.. fakat o ısrarla kötü bir iş hatta yanlış bir iş istemektedir..

saçınızı başınızı yolsanız da o caanım işi yanlış bir forma sokmadan arkadaşınıza iyilik yapmış sayılmazsınız..
bir de acayip bir bilgiçlik taslamaları olur.. o yalan yanlış işi öyle bir tarif edişleri vardır; şöyle olsun, böyle istiyorum.. garip havalara bürünürler, oysa işten anlayan başka biri dinlese kahkahalarla gülmeye başlar, fakat sizin arkadaşınızdır kırmak istemezsiniz..
ve herşey bittiğinde, onun istediği gibi yanlış bir şey yaptığınızda,alır beğenir ve bunu o yaptırmış olur! o insandan hızla soğumaya başlarsınız..

Thursday, March 22, 2007

neler oldu..

dünü güzel şarkılar günü ilan ediyorum!

canım ciğerim biricik cadımın doğumgününü kutladık, pek güldük, pek eğlendik..

grip oldum, istanbula gittim, film çektim, iyileştim, döndüm..

son bişiy.. zeynep'in doğaüstü güçleri var! valla yaa.. önce dalga geçiyoduk ama artık inanıyorum! bu kız gerçekten bir büyücü!

Tuesday, March 20, 2007

artık şarkı dinlemek değil şarkı söylemek isteyenler

sorup durma klasik hikaye işte; kız çocuktan hoşlanır, çocuğun ruhu bile duymaz, bizimki de birşey belli etmez, yıllarca arkadaş kalıp,güzel güzel geçinir giderler..
-unutursun şekerim unutursun, bunu da unutursun.. hatta alıştın artık daha çabuk unutursun.. daha çabuk unut..

...senin payına düşen de bu olsun.. hem alıştın artık,çabuk unutursun..

Tuesday, March 13, 2007

tehlikeli yazılar-1

devlet alıyor bir grup insanı güneydoğuya felan yolluyor orada başka milletlerden insanlarla birbirlerini öldürüyorlar, sonra bu gencecik ölüler şehit oluyor.. ve benim bunu aklım almıyor! şehitlik nedir? kimler şehit olur? islam dininde dinleri uğruna, vatanları uğruna ölen kişiler şehit sayılır di mi? güzel.. peki türkiye cumhuriyeti islamla mı yönetilir? hayır.. türkiye cumhuriyeti laik midir? evet.. devletin dini olur mu? olmaz.. dinsiz bir devleti korumak bir din tarafından öğütlenir mi? öğütlenmez.. sen bu devleti korumak için kendini öldürsen bu islam dininin tanrısı Allah'ın umrunda olur mu? sanmam.. Müslümanlıkta bir Türk insanının başka insanlara göre farkı var mıdır? yoktur.. Gidip öldürdüğünüz bir Kürt mesela, ben de kendi ülkemi kurmak için çalışıyorum, ben de ülkem uğruna öldüm, ben de şehidim dese, buna itiraz edebilir miyiz? hayır.. peki gencecik insanlar yıllarca birbirlerini öldürürken, siyah gözlüklü terbiyesizlerce askerliğin yan gelip yatma yeri olmadığı açıklanıp, ardından şehit oldu üzülmeyin diye teselli edilmeye çalışan binlerce aile olaya uyansa ve kimse kimseyi öldürmemeye karar verse.. evet gerçekten güzel olur!

Monday, March 12, 2007

ısmarlama hüzünle bir duble istanbul rakısı

eğer rakı içen biri olsaydım, eğer istanbulda olsaydım, eğer denize karşı veya onu geçtim bir balkonda olsaydım, eğer yanımda mucizevi şekilde istediğim şarkıları arka arkaya çalacak bir radyo olsaydı dün geceki hüzünle bir duble içerdim dostlar..
müsait durumdaki birine ısmarlamaya çalışacağım..

Saturday, March 10, 2007

have you ever seen the devil?

have you ever seen the devil?
i have..
i looked it in the eye..

and guess who have i seen?





have you ever seen the devil? have you ever looked through its eyes? have you ever meet yourself there? have you ever got really scared? and have you ever got relieved? have you?

Friday, March 09, 2007

okulu sevdirmeye yönelik muhteşem bir proje!

Okula giderken hafif te olsa 10 dakikalık bir rampa çıkmak zorunda kalıyorum blog. Özellikle de sabah derslerinde rampa yukarı çıkıp, oradan da en üst kattaki sınıfa derse girmek iyi değil, motivasyon kırıcı.. ben de düşündüm okulları neden çukur yerlere yapmıyorlarki?? Düşün şimdi blog sabah uykun açılmamış bile olsa, koyuveriyorsun kendini yokuşun başından, hooop, okuldasın bile!.. sonra mesela bir sonraki derse kadar saatler sürecek bir ara var, ama şimdi kim çıkıcak o kadar yokuşu boşver bekleriz kantinde.. bak gördün mü, derslere katılım da artıyor, devamsızlık sorununa da çözüm.. hatta bayağı dik yokuşlar olursa mesea oradan geçiyordun ama okula gitmek niyetinde değildin, ay ay ayağın kaydı ve hoop okuldasın tekrar! neden böyle şeyleri akıl edemezler hiç anlamam..ha evet bu arada sabah ki derse gitmedim....

Sunday, March 04, 2007

Bir yere mi gidilecek, bir iş için mi toplanılacak, bir saat verilir di mi? Mesela 9 da orda mı olucaz, ben 9 a 5 kala orda olurum.. insanlar çeyrek geçe yeni yeni gelir..
*
İstanbuldayken kuzenimle Japon Filmleri festivaline gittik ama sadece 1 tane film izleyebildim. Face/ Yüz (bir tek yüz yazsam hangi anlama geldiği karışabilir, japoncasını da unuttum şimdi) Sadece bir tane film izleyebildiğim için fazla yorum yapamıycam ama izlediğim film için konuşayım.. kuru temizlemecide annesiyle yaşayıp, giysi tamiratı yapan, bol bol yemek yiyip, romantik filmler izleyip ağlayan, asosyal ve antipatik gibi görünmesi planlanmışken benim bir şekilde sevdiğim bir kız var.. annesinin ölümünden sonra küçüklüğünden beri ondan utanan kız kardeşi, kuru temizlemeciyi kafeye çevirip ablasını da sepetleme planları kuruyor.. bizim kız da onu bu kadar aşağlayan ve en sonunda da kapı dışarı etmeye kalkışan kızkardeşini en sonunda bi güzel öldürüyo, ve biraz para alıp evden kaçıyor.. bundan sonra sürekli gittiği yerlerde bir şekilde cinayetler ve intaharlarla karşılaşıyor ve her seferinde kurduğu düzeninden vazgeçip polislerden kaçmaya başlıyor. Bu aralar da gülmeyi öğreniyor, aşık oluyor ve en büyük hayellerini ( bisiklete binmek ve yüzmek) gerçekleştiriyor.. şimdi ben filmi beğendim beğenmesine de, bazı kamera hareketleri felan çok kafama takıldı.. bi kere yerli yersiz zoom kullanmışlar ki bu insanın gözünü yoruyor.. misal büyük kore depreminin olduğu günmüş o gün, bunu da gazetenin üzerindeki tarihle anlatmak istiyorlar; gazeteci çocuk sabahın erken saatlerinde gazeteyi kapıya bırakıyor, bizim yönetmen başlamış burda geniş plandan zoom girmeye.. gir allah gir.. o tarih (ki zaten normal sayılar harfler de değil) kadrajda tek kalana kadar iki saat zoom giriyor! kes kardeşim kes! bırak ya, gazeteci çocuk getirip koyuyor gazeteyi, tamam kes orda, sonra detay al gene azıcık bi zoom payı bırakırsın istersen ama iki saat ona yakınlaşmayı mı bekliycem.. tamam anladık güzel tripodlarınız varmış, fısık gibi kayıyorlar.. yeni heralde.. her yerde kullanmışsın.. olmaz ki şekerim.. herşeyi ben mi söyliycem!
*
Patrick Süskind'in Koku'yu okuyordum,taa ne zaman Ayla vermişti, ablası almancasını okumuş fakat çok ağır bulmuş o yüzden bana türkçesini getirmiş.. sanki ablasına hafif gelse ben de anlıycam, kız almanya da hukuk master ı yaptı..iyi niyetli insan işte.. eheh.. neyse, şimdi filmi çıktı ya kitabın, istemeden popüler bir kitap okuyor oldum..
*
Eğer gece saat 4:30 ise ve sen Donnie Darko'nun müziklerini dinlerken bir yandan da odanın köşesinde kafasına motor yemiş dev bir tavşanı seyrediyorsan, artık uyumanın zamanı gelmiştir tatlım..
*
sahne1/ iç/ gündüz/ baba,kız
kız içeri kararlı adımlarla girer, babasına döner zar zor aldığı belli olan kararını açıklar:
-Baba ben Almanya'ya gidip işletme felan okuyamam! ben sinema okumak istiyorum!!
baba kızına bakar, sonra bakışlarını yere indirir
-Ben işten ayrıldım kızım..
*

i have a feelin',
it's a feelin'
i'm concealin',
i don't know why
it's just a mental, incidental, sentimental, alibi
but i adore you,
so strong for you
why go on stallin', i'm fallin', love is callin', why be shy?

let's fall in love
why shouldn't we fall in love?
our hearts are made of it
let's take a chance,
why be afraid of it?

let's close our eyes
and make our own paradise
little we know of it
still we can try to make a go of it..
yaşasın soulseek, kahrolsun ares'in hiç bi şarkı bulmayan emek karşıtı(ne alaka yaa) düzeni!
mükemmel şarkılar indirdim blog, off off, nasıl güzel böyle ella fitzgerald var, nina simone var, nat king cole var, diana krall var.. daha ne diyim şahane! öyle keyifliyim ki,bilebilsem nasıl yapılıyor seninle de paylaşacağım.. şimdilik sözleriyle idare et..

*
Good Night And Good Luck;
geçenlerde annemle konuşurken ona gazeteci olmayı çok isterdim ama şu an ki gazetelerden birine girersem 3. gün istifamı basıp küfür ede ede çıkarım diye düşünüyorum dedim.. sürmanşetten girilen çıplak kadın resimlerine uydurulmuş haberler, ancak sokaktaki amcaların vereceği tepkilerle yazılmış başlıklar, yanlış bir dil, saçma sapan haberler.. televizyonlar da farksız değil.. ana haber bülteninde kaykaya binen köpek, kavga eden mankenler, "saniye saniye görüntüler" "aaz sonra" .. zaten artık televizyon hiç izlemiyorum.. neyse, sadede gelmek gerekirse, bu yarı belgesel filmi izleyince, insanın haberciliğe adım atası geliyor, ve tabii günümüz tek patronlu haber alma özgürlüğümüzü(!) görüp geri adım atası geliyor.. Şimdi misal, şehirdeki bütün billboardları dolduran fox tv yi getir gözünü önüne.. Bu film henüz parayı bastırınca herşeyi satın alamadığın zamanlarda geçiyor..Filmin yarısı arşiv görüntüleriymiş, bir de siyah beyaz film.. nasıl güzel, nasıl iyi geliyor insana.. Amerika'da kanalda, daktilolarının başındaki haberciler, pantolon askılı erkekler, sürekli sigara içen insanlar(yau insan ana haber bültenini sunarken sigara içer mi düşün yani blog.. o zamanlar öyleymiş) ve tabii caz.. güzel filmdi..
*
rüyamda bisiklete biniyordum..
*

Bugün doğan kız çocukları için isim: ıslak kedi
erkek çocuklar için: kılkuyruk
aynı gün doğmuş bu iki kafadarın muhteşem maceraları için gelecek sayımızı bekleyiniz..