Sunday, March 04, 2007

Bir yere mi gidilecek, bir iş için mi toplanılacak, bir saat verilir di mi? Mesela 9 da orda mı olucaz, ben 9 a 5 kala orda olurum.. insanlar çeyrek geçe yeni yeni gelir..
*
İstanbuldayken kuzenimle Japon Filmleri festivaline gittik ama sadece 1 tane film izleyebildim. Face/ Yüz (bir tek yüz yazsam hangi anlama geldiği karışabilir, japoncasını da unuttum şimdi) Sadece bir tane film izleyebildiğim için fazla yorum yapamıycam ama izlediğim film için konuşayım.. kuru temizlemecide annesiyle yaşayıp, giysi tamiratı yapan, bol bol yemek yiyip, romantik filmler izleyip ağlayan, asosyal ve antipatik gibi görünmesi planlanmışken benim bir şekilde sevdiğim bir kız var.. annesinin ölümünden sonra küçüklüğünden beri ondan utanan kız kardeşi, kuru temizlemeciyi kafeye çevirip ablasını da sepetleme planları kuruyor.. bizim kız da onu bu kadar aşağlayan ve en sonunda da kapı dışarı etmeye kalkışan kızkardeşini en sonunda bi güzel öldürüyo, ve biraz para alıp evden kaçıyor.. bundan sonra sürekli gittiği yerlerde bir şekilde cinayetler ve intaharlarla karşılaşıyor ve her seferinde kurduğu düzeninden vazgeçip polislerden kaçmaya başlıyor. Bu aralar da gülmeyi öğreniyor, aşık oluyor ve en büyük hayellerini ( bisiklete binmek ve yüzmek) gerçekleştiriyor.. şimdi ben filmi beğendim beğenmesine de, bazı kamera hareketleri felan çok kafama takıldı.. bi kere yerli yersiz zoom kullanmışlar ki bu insanın gözünü yoruyor.. misal büyük kore depreminin olduğu günmüş o gün, bunu da gazetenin üzerindeki tarihle anlatmak istiyorlar; gazeteci çocuk sabahın erken saatlerinde gazeteyi kapıya bırakıyor, bizim yönetmen başlamış burda geniş plandan zoom girmeye.. gir allah gir.. o tarih (ki zaten normal sayılar harfler de değil) kadrajda tek kalana kadar iki saat zoom giriyor! kes kardeşim kes! bırak ya, gazeteci çocuk getirip koyuyor gazeteyi, tamam kes orda, sonra detay al gene azıcık bi zoom payı bırakırsın istersen ama iki saat ona yakınlaşmayı mı bekliycem.. tamam anladık güzel tripodlarınız varmış, fısık gibi kayıyorlar.. yeni heralde.. her yerde kullanmışsın.. olmaz ki şekerim.. herşeyi ben mi söyliycem!
*
Patrick Süskind'in Koku'yu okuyordum,taa ne zaman Ayla vermişti, ablası almancasını okumuş fakat çok ağır bulmuş o yüzden bana türkçesini getirmiş.. sanki ablasına hafif gelse ben de anlıycam, kız almanya da hukuk master ı yaptı..iyi niyetli insan işte.. eheh.. neyse, şimdi filmi çıktı ya kitabın, istemeden popüler bir kitap okuyor oldum..
*
Eğer gece saat 4:30 ise ve sen Donnie Darko'nun müziklerini dinlerken bir yandan da odanın köşesinde kafasına motor yemiş dev bir tavşanı seyrediyorsan, artık uyumanın zamanı gelmiştir tatlım..
*
sahne1/ iç/ gündüz/ baba,kız
kız içeri kararlı adımlarla girer, babasına döner zar zor aldığı belli olan kararını açıklar:
-Baba ben Almanya'ya gidip işletme felan okuyamam! ben sinema okumak istiyorum!!
baba kızına bakar, sonra bakışlarını yere indirir
-Ben işten ayrıldım kızım..
*

i have a feelin',
it's a feelin'
i'm concealin',
i don't know why
it's just a mental, incidental, sentimental, alibi
but i adore you,
so strong for you
why go on stallin', i'm fallin', love is callin', why be shy?

let's fall in love
why shouldn't we fall in love?
our hearts are made of it
let's take a chance,
why be afraid of it?

let's close our eyes
and make our own paradise
little we know of it
still we can try to make a go of it..
yaşasın soulseek, kahrolsun ares'in hiç bi şarkı bulmayan emek karşıtı(ne alaka yaa) düzeni!
mükemmel şarkılar indirdim blog, off off, nasıl güzel böyle ella fitzgerald var, nina simone var, nat king cole var, diana krall var.. daha ne diyim şahane! öyle keyifliyim ki,bilebilsem nasıl yapılıyor seninle de paylaşacağım.. şimdilik sözleriyle idare et..

*
Good Night And Good Luck;
geçenlerde annemle konuşurken ona gazeteci olmayı çok isterdim ama şu an ki gazetelerden birine girersem 3. gün istifamı basıp küfür ede ede çıkarım diye düşünüyorum dedim.. sürmanşetten girilen çıplak kadın resimlerine uydurulmuş haberler, ancak sokaktaki amcaların vereceği tepkilerle yazılmış başlıklar, yanlış bir dil, saçma sapan haberler.. televizyonlar da farksız değil.. ana haber bülteninde kaykaya binen köpek, kavga eden mankenler, "saniye saniye görüntüler" "aaz sonra" .. zaten artık televizyon hiç izlemiyorum.. neyse, sadede gelmek gerekirse, bu yarı belgesel filmi izleyince, insanın haberciliğe adım atası geliyor, ve tabii günümüz tek patronlu haber alma özgürlüğümüzü(!) görüp geri adım atası geliyor.. Şimdi misal, şehirdeki bütün billboardları dolduran fox tv yi getir gözünü önüne.. Bu film henüz parayı bastırınca herşeyi satın alamadığın zamanlarda geçiyor..Filmin yarısı arşiv görüntüleriymiş, bir de siyah beyaz film.. nasıl güzel, nasıl iyi geliyor insana.. Amerika'da kanalda, daktilolarının başındaki haberciler, pantolon askılı erkekler, sürekli sigara içen insanlar(yau insan ana haber bültenini sunarken sigara içer mi düşün yani blog.. o zamanlar öyleymiş) ve tabii caz.. güzel filmdi..
*
rüyamda bisiklete biniyordum..
*

Bugün doğan kız çocukları için isim: ıslak kedi
erkek çocuklar için: kılkuyruk
aynı gün doğmuş bu iki kafadarın muhteşem maceraları için gelecek sayımızı bekleyiniz..

No comments: