Friday, September 29, 2006

fahrenheit 451

bu kağıdın yanma sıcaklığı..
öncelikle üzülerek söyleyeceğim bunu ama, İthaki yayınlarından, Zerrin - Korkut Kayalıoğullarını çevirisini almayın.. yapmayın böyle bir hata..
ve kitaptan kısa kısa...
'... Önceleri kitaplar birkaç kişiye çekici gelmişti, şurda, burda, heryerde. Onlar farklı olmayı göze alabiliyorlardı.Dünyada yer çoktu. Fakat sonra dirsekler ve ağızlarla doldu taştı dünya. Filmler, radyolar, dergiler, kitaplar bir çeşit puding hazırlama yönergesi haline indi..


... Klasik yapıtlar kesilip onbeş dakikalık radyo oyunlarını, tekrar kesilip iki dakikalık kitap sütununu dolduruyor, daha da kısaltınca sözlük sayfasında on ya da on iki satırlık özet oluyorlardı...

...Okullar kısaltıldı, disiplin gevşedi, felsefe, tarih, dil dersleri kalktı, İngilizce ve imla gitgide ihmal edilmeye başlandı sonunda tümüyle yok sayıldı. Düğmelere basmaktan, anahtarları döndürmekten, somunları civataları sıkmaktan başka bir şeyi öğrenmeye ne gerek var?...

...Yaşam kocaman bir kıçüstü düşüş oldu Montag...

...Sınıfınızdaki her soruya cevap veren , özellikle 'parlak' arkadaşınızdan, kurşundan putlar gibi oturan diğer tüm öğrencilerin nefret ettiğini eminim hatırlarsın. Saatler sonra bile dövmek için, canını acıtmak için seçilen kişi o parlak çocuk değil miydi? Hepimiz birbirimize benzemeliyiz. Hiç te anayasanın dediği gibi, kimse eşit ve özgüe doğmaz, eşit yapılır...

...Eğer bir evin yapılmasını istemiyorsan, ahşap ve çivileri sakla. Eğer politik bakımdan mutsuz bir adam istemiyorsan, kaygılandıracak bir soruda ona iki bakış açısı verme. Daha da iyisi hiç verme. Huzur, Montag. Onlara yarışmalar düzenle, en popüler şarkıların sözlerini, devletlerin başkentlerini veya Iowa'da geçen yıl ne kadar mısır yetiştirildiğini bilerek kazansınlar. Onları patlamalarına neden olmayacak bilgilerle doldur, öyle lanet olası olaylarla tıka basa yap ki, kendilerini bilgileriyle 'gerçekten' zeki hissetsinler. Sonra düşündüklerini hissedecekler, hiç kımıldamadan hareket ettikleri hissine kapılacaklar ve mutlu olacaklar. Olayların bağlantılarını kurmak için onlara felsefe veya sosyoloji gibi kaypak şeyler verme. O zaman melankolik olurlar...'

(1984 gibi di mi?)

Sunday, September 24, 2006

onlyhappywhenitrains

çok yağmur yağıyor, bardaktan boşanırcasına... gök gürlüyor, şimşek çakıyor, elektrikler kesiliyor. çok seviniyorum. pencereden dışarıyı seyrediyorum. çok az şey böyle huzur veriyor bana..

Monday, September 18, 2006

İran'ı Sevmek İçin 41 Neden..

Ali Işıngör tarafından yazılmış..
http://www.moleschino.org/2006/08/24/irani-sevmek-icin-41-neden/

Yanlış Yönde Kuantum Sıçramalar ve Lady In The Water..

önce kitaptan bahsedeyim.. zaten iman ve inanmak olayları hakkında pek çok sorunum varken hepsini körükleyen bir kitap oldu.. hayatta hemen hemen herşeyin bilimsel bir sebebinin olduğunu, olmayanların ise bilgi yetersizliği nedeniyle açıklanamadığını yoksa herşeyin deney ve gözlemler sonucunda açıklanabilirken, olağanüstü olaylara sihirli büyülü şeylere, uzaylılardan, yıldız fallarına kadar herşeyin bilimsel bir şekilde nasıl da saçma olduğunun kanıtlanabileceğinin, şifacılardan kocayağa kadar herşeyi bilimsel bir şekilde inceleyen ve kesnlikle çok eğlenceli bir kitap.. mantıklı, bilimsel, sade.. bu kitabı okutmak istediğim öyle çok kişi var ki..
gelelim şu Shyamalan'ın son filmi lady in th water abukluğuna.. abicim sen naaptın öyle yaa.. adam o kadar tantana yaptı filmim filmim bomba filmim diye.. parayı çarçur etmiş.. deli.. nedir şimdi evinden fazla çıkmayan insanların oturduğu bi site var.. havuzundan bi kız çıkıyo kız periymiş.. biz kızın peri olduunu fiziksel herhangi bir özelliinden anlayamıyoruz ama film boyunca çıplak bacaklarını gösteren kıza kimsenin bir pantolon etek felan giydirmeyi akıl edememesi peri o abi ondan giymiyo gibi bi düşüncenin ürünü mü bilemiyorum onu.. sonra bi doktor var karısı ve çocukları öldürülünce gidip kapıcı olmuş, koskoca doktor normal görünümlü bi kızın merhaba ben periyim mavi dünyadan geldim havuzun dibinde yaşıyorum bi kartal var felan gibi masalına hiç tereddüt etmeden inanıyor.. bulmaca çözen bi adam işaret okuyucu seçiliyo sonra yok bu değil diyip oğlunu seçiyolar.. sıkı durun.. çocuk mısır gevrekleri kutusundan geleceği okuyo felan.. sonra bissürü meksikalı kadın var saç modelini ve rengini her gün değiştirebilen bi uzakdoğulu kızla harala gürele yaşadığı annesi, kendinin bir filmde oynadığının farkında olan ama çok yanılan bir sinema eleştirmeni, omzuna kelebek kondu diye şifacı ilan edilen bi kadın, oturup ot içip geyik yapan avanaklardan oluşan bir grup işe yaramayan genç, sırtı çim kaplı kurtumsu bir yaratık, sırtları dallarla kaplı iğrenç animasyonlarla canlandırılmış 3 maymunumsu ve daha bi ton garip şahıs.. bunlarla güzel bir film de çekilebilirdi belki.. ama çekememiş.. üzüldüm ben yaa ve inanamadım.. severdim ben bu abimizi.. oyunculuk alanında da iyiydi.. yalnız bir tespitte buluncam: bu adam gitgide maykıl ceksına benziyo walla bak.. şu thrillerdaki haline.. bayaa benziyo yani.. neyse.. kısaca ben hayalci bi insansam.. kendi kurduğu hayale kendi inanıp mutlu olan biriysem.. masal sihir efsane ne varsa hepsini dinlemekten okumaktan izlemekten zek alan biriysem.. şunu söyliyim.. bu film olmamış.. saçmalardan seçmeler olmuş.. ha, masal işte mantık aranmaz fantastik bi olay gibi bi yoruma karşılık: yüzüklerin efendisi de fantastik, hobbitlerde masal ama böyle değil di mi ? di !

Sunday, September 10, 2006

naber lan blog?

şimdi bu blogu kimsenin okumaması bilmemesi başlarda eğlenceliydi iyiydi temkinli bir davranıştı felan.. o kişi okursa onun hakkında rahatça atıp tutamazdım.. efendime söyliyim çekinirdim, pek öyle içimi de dökmedim belki.. ama gene de gizli bi yer gibiydi .. özel.şimdi nooldu? kudurdum! birileri görsün okusun ehe ehe diyerekten gülsün evet çok haklısın şekerim deyip katılsın ama böyle de olmaz ki diyerek karşı çıksın.. kısaca etkiye tepki versin istiyorum! kimse okumuyomu lan sahi burayı.. acayip bi his.. boşluk.. şimdi birden bissürü kişi tarafından mesajlara boğulurmuşum bak yazmıyim yazmıyim diyorum ama artık dayanamıyorum felan diyip binlerce okurumdan özel mesajlar felan.. gazetelerden teklifler reportaj istiyolar telefonlar fakslar (faks makinen var sanki..) mailler duman işaretleri..köşe yazarlıkları teklifleri.. the times tan arıyolar uçak biletiniz hazır sena hanım.. bir kaç imza atmanız yeterli.. beni imzalarla uğraştırma jack! o yazıyı istiyormusun istemiyormusun?!! böyle musunları bitişik yazarsanız olmazki sena hanım.. kısa kes jack.. (diyip sigaramın dumanını suratına üflüyorum.. evet bi anda karşıma geldi adam ingiltereden hop diye..) yarın sabah 9 da banka hesabımda 100000000dolar istiyorum (şimdi bunu çevir desen wallahi türk parasına çeviremem öylesine bastım sıfıra hiç bakmadan.. o yüzden çevir deme :) ) parada pulda gözüm yok benim esasen jack! maksat muhabbet.. iki çift lafın belini kırmak.. çok yalnızım be jack.. fırk..
umut sarıkayayı seviyorum ben yaa.. geçenlerde köşesinde çizdiği küçük kutulardan birine okur burası bizim gizli köşemiz olsun mu yazmış!!! olsunn!!! hattaaa aklıma süper bi fikir geldi.. burası umut sarıkayayla benim gizli yerim olsun!!! nası olsa kimse bilmiyo.. alllaaaaa... süper!
evet bundan böyle burası umutlan (hemmen samimiyeti kurdum tabii) benim gizli yerim.. kimse gelmesin.. onun da haberi yok o yüzden şimdilik ben takılıyorum...
çok yalnızım be jack..

Saturday, September 02, 2006

jarheadi izledim.. bence olmamış.. biz askere gittik hırsla sinirle dolduk gibi bişi yok.. savaş şöyle kötüdür böyle kötüdür ya da haklı sebepleri vardır gibi bişey yok.. ne var? depresif askerler..yakışıklı çocuklar felan.. amaaan.. hiç beklediğim gibi çıkmadı..
beklediğim gibi çıkmayan bir başka film de battle royale oldu.. ölüm oyunu.. bu kadar güzel bi konu anca bu kadar kötü anlatılırdı.. pes..